Kûy a Spî

23 Kasım 2011

ERMENÎ HACIK SARIYAN


ERMENÎ HACIK SARIYANLA KADERÎMÎZ AYNIYDI


"Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI



"Medeni insan, kendi kanından ve dilinden olmayan insanla dost olabilen insandır."

 

Bu söz Hacık Sarıyan ile olan tanışıklığımız,dostluk ve güveni bana anımsattı.
Îkimizde aynı coğrafyada ortak kaderi paylaşan kadim halkların
çocuklarıydıık.
Hacik Sarıyan'la yolumuz askerlikte kesişti.
O Amed kökenli bir Ermeni, Ben Çolig'li bir (Kırd) Kürd'üm.
Hacık'la ilk görüştüğümde bana ,Diyarbekir Ermenisi olduğunu söylerken, yaklaşımı biraz
ürkekçe ama bir o kadar da dostçaydı.
Ben yaşamımda bu tür ilişkilere çok değer veririm.
Hele mağduriyet çektiğini bildiğim,yaşayan
veya yaşamayan tüm değerler benim için kutsaldır.


***************************************************************

Hacik'la yaşadıgımız öykü,
Askere geldigimizin (1982) ilk aylarında,tabur olarak atış
poligonuna gitik.
Her askerin nişangah tahtasına (5) atış yapma hakkı vardı.
Benim atışlarım nizami kurallar ve silaha olan tutkumdan dolayı
çok iyiydi.
Taburun nişancılığında ilk üçe girmiştim.
Tabur komutanı bu başarımı Kürd olduşum için hazm edemiyordu.
Sen kaç asker öldürdün, kaç nolu mağaradan geldin gibi
Kürdlere bilinen o ağır hakaretlerini sürdürdü.
Hızını alamayarak atış esnası ve sonrasında fiziki hakaret
etmeye başladı.
Pişman olmuştum,keşke karavana (boş) atış yapmadığıma hayıflanıyordum.
Ama,Ahmet Arif'in 33 kurşun şiirindeki "vurun ulan,vurun,ben kolay ölmem",sözü hatırladığımda, iyiki nişancılığımla Türk komutanını çıldırtmışım,demektende kendimi alamıyordum.

Bu defa atış sırası arkadaşım Hacik Sarıyan'a ait guruba gelmişti.
Hacik nizami yatarak G-3 tüfeğini omuzuna koyarak nefesini tutup,nişan almaya başladı.
Ama bir taraftanda benim yaşadıklarımı sanki düşünüyordu.
Komutan emir veriyor ,herkes nişan alıp tetiğe basıyor,ama Hacik
tetiğe basamıyordu.
Komutan oğlum niye tetiğe basmıyorsun,derdin nedir anlatsana?
Hacik lal olmuş,yüzü kızarıp ter basıyordu. O zarif kalbi, yufka
yureğiyle,
Hacik gibi hisli insanlar değerlidir,onları anlayamaz böyle taş yürekli
kalpsiz komutanlar,
Komutan Hacik'in ailesinin çektiği acıları,acıtılan yürekleri
bilmeden baskın kişiliğini dayatıyordu.
Komutanın ısrarlı sorularına rağmen,Haciktan çıt
çıkmıyordu.
İnsanlar karşısındakilerden pozitif enerji almazlarsa dilleri tutulur,
bakısları solar diyiyorlar ya ,Hacik'in da öyleydi.
Hacik ,komutanın bana hakaretlerini görmüş olacak ki,korku ve güvensiz bir ruh hali içinde olduğu her halinden belliydi.

Hacik nişanci değil ,aksine silah ve şiddete karşı hümanist biri olduğu her halinden belliydi.

Çolig'den sicil dosyamın askere gelmesiyle
suçum,teröristliğim komutanlarımızın nezdinde artık tescilenmişti.
Elazığ sıkıyönetim askeri mahkemesinde devam eden mahkemem başıma dert olmuştu.
Tabur'un Astsubayı tıfıl Ramazan derdik, 600 kişilik askeri birliğin
sabah içtimasına gelir gelmez bir hınçla,
Orhan Kaya ve Azad Sağnıç silahlarıyla ön tarafa çıksınlar dedi.
Azad, merhum Kürd aydın ve siyasetçisi Feqi Hüseyin'in
oğlu,halen HAK-PAR parti meclis üyesidir.
Bizi taburun önüne çıkarıp,siz sivilde suç işlemiş teröristlersiniz deyip,
başladı hakaret etmeye ve elimizdeki G-3 eğitim silahıyla,
yerden süründürerek egosunu tatmin etmeye çalışıyordu.
Azad Sağnıç'ı apar topar askerden alıp götürdüler.
Azad'ı bir daha göremedim,aldığım duyumlar
Istanbul sağmancılar cezaevine götürülmüştü.
Bende başıma geleceklerden habersiz tevekkül içinde
beklemeye başladım.
Elimdeki silahı tıfıl Ramazan alarak,Çavuş statümü iptal etiler.
Artık sakıncalı bir piyade olarak askeri kışlada terhis oluncaya
kadar herşeyden muaftım.

**************************************

Askerde Hacik ve diğer gayri müslüm (Rum,Yahudi,Ermeni) arkadaşlarala artık dost olmuştuk.
Sabah kahvaltılarını bazen özel hazırladıklarında mutlaka beni çağırırlardı.
Hacik, başladı ailesinin hayat hikayesini anlatmaya;
Sarıyan ailesinin tümü 1915 tehcir olaylarında, Diyarbekir'den tesbih taneleri gibi tehcire
tabi tutulurlar.
Aile bireylerinin çogu o dönemde kafileler halinde Suriye Dera-zor mıntıkasına sürülür.
Hacik'in dedesi o dönemde genç bir delikanlı olarak Diyarbekir'de Çerkez kökenli
Iskenderpaşa ailesi tarafından korunur.
Iskenderpaşa ailesi bu ermeni gencin kimliğini yıllarca saklayarak ancak korumayı
başarır.
Tehcir sonrası Ittihat-ı Terraki dönemi sona erince,
Genç Sariyan Iskenderpaşa ailesinden müsade isteyerek,Istanbul'a gitmek ister.
Iskenderpaşa ailesi gerekli kolaylığı sağlayarak Sariyan'i Istanbula gönderirler.
Sariyan ailesiyle Iskenderpaşa ailesi arasındaki dostluk ve vefa borcu yıllarca devam
eder.
Hacik Sarıyan ailesi istanbul'da Iskenderpaşaların torunu Avukat Reşit'le ,sıcak aile bağları
halen devam etmektedir.

*******************************************************

Sabıkalı Diyarbekirin gayri müslim çocuğu Hacik Sarıyan'la öykümüz
tarihe bir yolculuktu,
Coğrafyamız ortak olmakla beraber ,o güneş ki doğuşuyla geçmişte vaftiz ederdi topraklarımızı.
Orjinal isimlerimizdi, Surp Luys (Ermenice kusal ışık),Silbüs u Tari (Kürdçe)
Mitolojiye göre bu kardeş dağlardan silbus (Ermenice) aydınlığı ,tari (Kürtçe) karanlığı
temsil etmektedir.
Bu dağlara birgün mutluluk ve barış gelir.dilegiyle,


Orhan Zuexpayıj

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder