Kûy a Spî

17 Kasım 2011

İSMAİL HAKKI MÜTEVELLÎZADE'NİN ANISINA (2. Bölüm))


alt"Söyle bana seni nasıl anlatayım
Söyle bana seni nasıl tanıtayım
Gülüş ve duruşundaki o asaleti nasıl hatırlatayım.
Yaban ellerde, sensiz bir dünyada yine ben yazayım."


İSMAİL HAKKI'NIN KISA YAŞAM ÖYKÜSÜ (ikinci bölüm)

İsmail Hakkı 1952 yılında Bingöl merkezde doğdu. İlk, orta ve lise eğtimini Bingöl'de tamamladı. 1970'li yılların başında Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik akademisi makina bölümünü süresi içinde bitirdi. Ankara'da öğrenciyken ADYÖD Ankara Demokratik Yüksek Ögrenci Derneği içinde aktif çalıştı. Öğrenimini bitirdikten sonra Bingöl Bayındırlık Müdürlüğünde çalışırken de Kürd siyasetiyle'de iç-içeydi. İsmail Hakkı 1976 yılında kurulan ve daha sonra KİP adını alan Türkçesi Kurdistan Işçi partisi saflarında yer aldı. Bu parti 1980 yılından sonra PPKK olarak ismini değiştirdi. Partinin Kürdçesi Partiya Peşenga "öncü" Karkeran Kurdistandır. İsmail Hakkı bu partinin merkez komite üyesiydi. 1980 darbesinde DDKD- KIP davasından yargılanarak 15 yıl ceza alıp, 8 yıl cezaevi süreci yaşamıştır. Cezadan dolayı kamu hizmetlerinden mahrum olan İsmail Hakkı serbest ticaret, müteahitlik yapmaya başladı. Bir dönem kısada olsa hayvancılık "mandra" işi yapmaya başladı. Daha sonraki yıllarda inşaat mütahitliği yapmaya başladı. Cezaevinden çıktıktan sonra son dönemlerde legal zeminde siyasetle ilişkisi vardı. Yine Kürd sorunuyla ilgili oluşturulan inisiyatiflerin ağırlıklı olarak Diyarbakır, Ankara ve İstanbul'da yapılan konferanslara, toplantılara Kürd siyasetçi kimliğiyle sürekli davet edilen bir kişiydi.

Siyasi öngörüsü, Kürd sorunu hakkında bilgi ve birikimi başta olmak üzere hitabetiylede topluma güven veren, iyi bir hatipti. İsmail Hakkı PKK ve o dönemde onun legal parti ve oluşumlarına mesafeli duran biriydi. Devlet bunu bilmesine rağmen başta Newruz,1 5 Agustos ve 27 Kasım'da Bingöl'deki genel toplanmalarda Ismail Hakkı sürekli gözetime alınan kişilerin başındaydı. Defalarca beraber aynı hücreyi paylaştık. En son 1995 yılında beraber aynı dönemde 4 aylık Bingöl ve Muş cezaevlerinde yardım ve yataklıktan dolayı birlikteliğimiz oldu.

 İsmail Hakkı zazaca dilini anlıyor,ama kendini ifade edemiyordu. Aynı durumda kardeşleri Derviş Sami, Lokman ve Rüştü ağabeylerde de bunu görmek mümkündü. Halbuki Bingöl merkez'de Türk kökenli yerli aile yoktur. Ama aile çocuklarına ana dili zazaca değil Türkçe'yi dayatmıştır. Çocuklarımız okul okusun yüksek görevlere gelsin tarihten gelen baskı, sürgün ve korku politikasını çocuklarına yansıtmışlardır. Ama İsmail Hakkı zazaca dilini iyi ifade etmediği için çok üzülüyordu. Bana diyiordu ki sen yanımda sürekli zazaca konuş ki bende kendimi geliştireyim.

Ne olursa olsun İsmail Hakkı belki anadiliyle kendini iyi ifade etmiyordu. Ama ruhu, beyni ve yüreğiyle bir Kürd dava adamıydı. Değerli okuyuculara İsmail Hakkı hakkında bu nesnel tesbiti yapmamı kimse yanlış anlamasın. Kürd değerlerini yazarken yetenek, bilgi birikimlerini yazarken eksik ve bilinmiyen yönlerinide yazmak gerekir. Yoksa yazılanlar eksik kalmış olur. 5.10.2005 tarihinde Pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü Ankarada vefat etti.

İsmail Hakkı Mütevelizade'nin ailesinin Cumhuriyet öncesinde bürokraside çok etkin görevlerde olduğunu yazmıştım. Dedesi Züfer Efendi'nin iki kardeşi daha vardır. Bu kardeşlerin ismi Maruf Efendi ve İsmail Hakkı Efendi'dir. İsmail Hakkı Efendi Kürd tarihinde Hevi ve Azadi cemiyetinin kuruluşunda ve yönetiminde yeralan Tayyip Ali Mütevellizade'nin babasıdır. Abdulvahap Efendi oğlu İsmail Hakkı Mütevellizade'nin ismini amcasının ismine atfen koymuştur.

Maruf, Züfer ve Ismail Hakkı adlı kardeşler Osmanlı kayıtlarına göre o dönemlerde kaymakamlık statüsünde olan Cabakçur "Bingöl"de bürokraside etkin görevlerde yer almışlardır. Ayrıca amcazadeleri olan Aziz Efendi "Aydoğdu" yine o dönemlerde milis alay komutanı rütbesiyle Osmanlı-Ruslar arasında cereyan eden savaşta görev almıştır. Ayrıca ailede Tayyip Ali Mütevellizde Fahran "İçpınar" nahiye müdürü olarak görev yapıyordu.

Şeyh Said hareketinin direniş sembolü olan Yado "Yad Mehmud Ebas" bu aile ile içli ve dışlıdır. 1920'li yılların başında Yado bu ailenin bürokrasideki etkin görevinden dolayı yanlarında tahsildarlık görevi yapmıştır. Yado'nun bu aileden ve Tayyip Ali'den etkilendiği söylenmektedir. Rivayetlere göre Şeyh Said hareketinden evvel Yado dağa çıkar. Dağa çıkmasının iki nedeni olduğu söylenir. Birincisi o dönemin yönetimi "bürokrasi" ile olan problem, ikincisi Tayyip Ali ile beraber Azadi cemiyet üyesi oduğu deşifre edilince dağa çıktığı sanılmaktadır.

İsmail Hakkı'yı anlatırken, Yado hakkında yazılan kısa bir edebi metni de hatırlatmak istiyorum.

"Yado adını alan bir çeşmesi vardır. Suyu özgür akar...Bir halka adanmış tek çeşmedir. (Bingöl il sınırlarının içindedir.) İsmini Yadin Paşa'dan alır. Ailesi sürgün yemiştir. Oğlu toplama kampında iken "yaşa yaşa Yadin Paşa!" derken kimse anlayamamıştı. Ama şimdi Yadin Paşa suyuyla ziyaretçilerine ab-ı hayat bahşediyor."

İsmail Hakkı Mütevellizade'nin bana aktardığı bir anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. İsmail Hakkı Diyarbakır cezaevinden çıktıktan sonra Bingöl'de ikamet ettiği apartman dairesindeki komşularından biri de Kürd direnişinde ismi sıkça anılan Cibran aşiretinden Sadiye Telha'nın kızı Ayten hanımdır. Ayten hanım Çapakcur esnaflarından Bidlis kökenli Mehmet Ademci'nin eşiydi. Ayten hanımın iki oğlu bir kızı vardı. Çocukları tamamen Kürd ulusal bilincinden uzaktaydılar. Dedeleri Sadi "Talha"Ağa'dan bi haber oldukları kesindi. Ayten hanım babasının yaşadığı trajedilerin tanığı ve mağduruydu. Bazılarına göre Ayten Hanım Kürd ulusal davasına karşıydı. Ama İsmail Hakkı Mütevellizade bana anlatığı bir olayla Ayten Hanım'ın hiçte öyle olmadığını şöyle ifade ediyordu.

Benle, Sadin Ağa'nın kızı Ayten hanım aynı binada kapı komşuyduk. Kürd siyasetiyle iç, içe biri olduğumu, Diyarbakır cezaevi süreci yaşadıgımı bilen Ayten Hanım'la binada her karşılaştığımda? çocuklarına gösterdiği şefkatin aynısını bana da gösteriyordu. Beni her gördüğünde duraksayıp, oğlum nasılsın? diye hatırımı sormadan rahat etmezdi. Ben onun göz ferinden şunu hissediyordum ki beni her gördüğünde babasının yaşadıkları, kendisinin sürgün yaşamı, yetim büyümesi ve çekttiği acılar bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu. Ayten hanm bu hislerinden dolayı bana çok değer verirdi. Bana bu yaklaşımı hiç kuşkusuz babası Sadin Ağa'la aynı amaç ve kaderi paylaşmamızdan kaynaklanıyordu. Ama, çocuklarının yaşam felsefesi farklı olduğu için benden uzaktılar. Ayten Hanım'ın çocuklarının günümüzde de Kürd bilincinden uzak olup, olmadığını bilmiyorum.

Tesaddüfe bakın Ayten hanımın babası Sadiye Talha'nın yaşam öyküsünü yazdıktan sonra yaşanan bir olayı daha sizinle paylaşmak istiyorum. Ayten Hanım'ın kızından torunu olan Fatma Damla Karayerli babası 21. dönem MHP Afyon mebusu Müjdat Karayerlidir. Müjdat Karayerli, eşinden 1986 yılında ayrılırken Fatma Damla annesinin yanında Bingöl'de kalıyor. Uzun süre babasını görmüyor. Fatma Damla annesi ve dayıları gibi düşünmez. Bir arayışa girer ve anne annesinin babası Sadiye Telha olduğunu öğrenir. İletişim fakültesinde okuyan bu kızımız, gazetecilik mesleğinden dolayı Kürd tarihinede ilgi duyar. Sadiye Talha'nın yaşamının izini sürmeye çalışır. Araştırma ve bilgi toplamaya çalışırken dedesi hakkında internete Kürd sitelerinde yazdığım yazıyla karşılaştığı bilgisini duydum. Fatma Damla bu yazımdan dolayı çok etkilendiği gibi, gidip Bingöllü ögrencilerden beni soruyor. 2 yıl evvel Fatma hakkında bir haber Türk medyasına yansır. MHP'li bir eski mebusun kızı PKK'li çıktı. Bu konu kamuoyunda çok işlendi. Daha sonra duydumki epey cezaevinde kaldıktan sonra bırakılmıştır.

İsmail Hakkı siyasetin yanında bir hatır, gönül adamıydı.Kendi düşüncesinde olmasa da dost ve düşmanını tanıyan biriydi. İsmail Hakkı ile çok anılarım vardır. Kısaca sağduyusu, yapıcılığı hakkında kısaca iki anekdot daha hatırlatayım. Yıl 1997 olsa gerek, Bingöl'de Selhattin Kaya ANAP'tan Belediye başkan adayı olmuş, seçimi kaybetmişti. Tabi ben bu adaylığa karşı olduğum gibi, Selahattin Kaya'yı sevdiğim için çok üzülmüştüm. Seçimlerde destek vermediğim gibi, ilişkilerimizde biraz soğukluk olmuştu. İsmail Hakkı ile birgün çarşıda gezerken Orhan dedi; Selahattin Abi'nin bürosuna gidelim, dedi. Ben biraz kem küm ettim. İsmail dediki; böyle küçük düşünme, legal partilerin hepsi bir araç, amaç değildir. Sen partilere bakma, Selahattin Abi'yi öyle nasıl değerlendirisin, dedi. Selahattin Kaya gibi insanlar Bingöl'de çok az yetişir. Selahattin Kaya'nın bürosuna gittik. Öğle vaktiydi, Selahattin bizi bırakmadı. Yado çeşmesine bizi davet etti. Çok uzun sohbetlerimiz oldu. Tabi aday olmasının esprisini anlattı. Seçim süreci ve sonrasında da pişman olmuştu. Pişmanlığı adaylığa değil, o dönemdeki teşkilata ve il yönetiminin hile ve entrikalarına kızgındı.

Yine birgün  İsmail Hakkı, ben ve Şeyh Said "Özsoy" Genç caddesinde genelde yurtseverlerin takıldığı Şeyh Burhaneddin Bilgin'in kahvesinde sohbet ediyoruz. Siraç Bilgin ve birkaç kişi kahveye geldi. İsmail Hakkı ve ben saygıdan dolayı kalkıp, Siraç Bilgin'in hal-hatırını sorduk. Şeyh Said Özsoy yerinden kalkmadığı gibi, Siraç Bilgin'le konuşmadı. Halbuki birbirini yakinen tanıyan, akaraba ilişkileri olan bu iki şahsiyetin bu durumları bizi çok üzdü. İsmail Hakkı'nın daire arkadaşı da olan Şeyh Said'in bu tavrından dolayı bayağı kızdı ve dediki ! Siraç Bilgin senden yaşca büyük ,ben iyi hatırlıyorum Ankara'da bir defasında senin için gelip,seni kötü ortamlardan kurtarma çabasını iyi biliyorum. Hatta dediki Siraç Bilgin'in senin siyasi kimligin üzerinde etkisi çok vardır. İnsan bu kadar nankör olmaz, dedi.

İsmail Hakkı işte böyle bir insandı. Vefa, hatır, değer yargısı gibi hususlara dikkat eden bir insandı.

Sonuç olarak, Kürd halkının yiğit evladı İsmail Hakkı Kürdlük vadisinde iz bırakarak gitti. Kürd tarihine mal olmuş Çolig'dekitarihi şahsiyetleri yazarken İsmail Hakkı anılması gerekenlerdendir. Ruhu şad olsun, toprağı bol olsun.

Keke mın İsmail Hakkı,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder