Kûy a Spî

30 Kasım 2011

Şeyh Said hareketinde direnişçi kadınlar


Şeyh Said hareketinde direnişçi kadınlar


"Şêr şêre çi jine, çi mêre -Aslan aslandır, dişi veya erkeği olmaz-" Kürd Atasözü

Şeyh Said hareketinde, hareketin önder kadrolarından 47 kişi Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde idam edilirler. Asıl idam ve katliamlar hareket bastırıldıktan sonra Elazığ'da devam ettirilir. Ben, bu yazımda Şeyh Said hareketinde duruş, tavır ve fedakarlıklarıyla isimleri anılan kadınlarımızın yaşadıkları ve günümüzde sıkça dile getirilen anekdotları sizinle paylaşmak istiyorum. Amaç tarihimizde yaşanan bu olayların belleğimizde tazeliğini korunması için bir beyin jimnastiği yapmaktır.

GÜLNAZ XANIM
Muş’a getirilen kesik başlar...
Kürt ulusalcılarının başucu eserlerinden, Kürt şairi Seyda Cigerxwin’in yazdığı "Şêr şêre çi jine, çi mêre" isimli destana mevzu olan sahne; Musa Bey’in kızkardeşi Gülnaz Hanım’a psikolojik zulüm yapmak maksadıyla, kesik başlar jandarma karakolunda yere dizilir ve ’tanıyor musun?’ hikâyesiyle davet edilir... Gülnaz Hanım vakur bir edayla içeri girer, ellerinin tersi belinde, kesik başlara yaklaşır... Ayağıyla İzzet Bey’in kafasını iter: "Bu benim kardeşimin oğludur!"... Sonra ikinci kesik kafayı ayağıyla iter: "Bu da benim oğlumdur!"... Üçüncü kesik kafaya gelince, mahzun bir şekilde mırıldanır: "Buna yazık olmuş, hizmetkâr-askerdi!" Ve başta kumandanları olmak üzere orada bulunanlara çalımla döner: "Berxa nêr, ji bona kêr-Erkek kuzu kesilmek içindir!" der... Ve oradakilerin buz tutmuş sükûtu içinde, aynı vakur ve çalımlı eda ile çıkar gider!

Şeyh Said hareketinde yaşanan Gülnaz hanımın bu tavrı Kürd yazılı kaynaklarında sıkça bahs edilen bir olaydır. Baytar Nuri, Kurdistan Tarihinde Dersim adlı eserinde bu konuyu anlattığı gibi, Gülnaz Hanım’ın torunlarından olan Hoyti aşiret reisi Hacı Musa Beg'in torunu IBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu da yaşam öyküsünü anlatırken, haklı olarak ve övünerek nenesi sayılan bu Kürd kadınından bahseder.(1)

TELLÎ XANIM
Şeyh Said hareketinde Kürd kadınlarından Yado'nun eşi Telli Hanım'ın öyküsü de ayrı bir trajedidir. Telli Hanım'la ilgili Yado'nun yaşam öyküsünde çok ayrıntılı bilgiler sunduğum için tekrarlamak istemiyorum. Telli de kısaca eşi Yado'nun sürgün dönüşünde Çapakcur çevresinde gerillacılık yaparken rivayet odur ki Darahıni/Genç mıntıkasındaki günümüzde Ulyan köyü "Çevirme" cıvarında Türk asker ve Kürd çeteler tarafından kuşatılır. Yaralı olan Telli Hanim eşi Yado'ya adeta yalvarır ’bana kurşun sık ki askerin eline düşmeyeyim!’ Yado, eşi, can yoldaşı olan Telli Hanım’ın bu isteğini çaresizce ama çaresizce yapıyor. Hem de çok yakınlarının yanında bu trajedi yaşanıyor. Ülkede bu trajedi'nin öyküsünün kılamı "deyiri" vardır. Klamlarımız boşuna söylenmemiştir. Her klamın yaşanmış bir öyküsü vardır.

DERDÊ MÎRO
1925 hareketi bastırıldıktan sonra Çapakcur beylerinden Şeyh Ali Bey'in eşi olan Derde Mîro ayaklanma esnasında birçok yakınını yitirir. Ayaklanma sonrasında üç oğlu İstiklal Mahkemesi’nde idama mahkum edilirler. Faik, Said ve İbrahim adındaki bu üç evladının idam kararları verilmeden hakim, Derde Mîro'ya bir oğlunun serbest bırakılabileceğini, bunlardan birini seçmesini ister. Derde Mîro kararsızdır. Her üç oğlunu da sevmektedir. Küçük oğlu İbrahim altı aylık evli bir gençtir. Diğer evlatlarını da seven Derdê Mîro'nun küçük oğluna daha çok acıdığını gören mahkeme üçününde idamına kararı verir.

İdamlar infaz edilirken, önce İbrahim'i dar ağacına çekerler ve sonra diğerlerini. İdam edilenler arasında yakın akraba çevresinde birçok kişi daha vardır. İdamları hiç göz yaşı dökmeden izleyen Derde Miro, her üç oğlunu idam sehpasından kendi elleriyle indirir ve tüm parasını harcayarak bu evlatlarını kendi elleriyle mezara gömer. İdamlarda yaşanan bu olaylar hızla yayılır. Derdê Mîro köyüne dönerken köylüleri, çevre köylerdekiler bu duruma hayıflanırlar; onun evlatlarının arkasından ağlamamasını yadırgarlar. Derde Mîro ise onlara şu cevabı verir:
"Gerek ço ver dışmenid qehr xwi belı mekır - Düşmanın önünde kendi kahrın belli etmemek gerekir."(2)

SARÊ EREBÛN
Seyh Said hareketi bastırıldıktan sonra direniş gösteren bazı efsane isimlerin aile, eş ve çocuklarına baskı, zulüm ve tutuklamalar yapılır. Bu hakaretin mağdurlarından biri de Guewdere Xeylanı/Kebir köyünden Sarê Erebun'dur. Sarê'nin eşi Yib Sel Erebun ve kardeşi Hes Tem Silemun Türk askerlerinin hedefleri arasındadır. Özellikle Sarê'nin kardeşi bu direnişçilerden en dikkat çeken kişiydi. Xeylan köyü kuşatılır; Sarê'nin eşi ve kardeşi yakalanmaz. Sarê ise saklanmak için Xeylan-Parsiyan arasında Kerkat Dağı’na çekilir.

Asker dağın etrafını kuşatarak Sarê’yi esir alınıp, Palu-Elaziğ istikametine doğru yola çıkarır. Sarê Murat Nehri'nin güzergahında askerin baskı, zulüm ve ahlak dışı hakaretlerine maruz kalır. Sarê'nin tutsak alınmasındaki amaç eşi ve kardeşinin teslim olmasıdır. Sarê, eşi ve kardeşine düzenlenen tuzağın bilincindedir. Esir alınan gurubun içinde rivayetlere göre Miyalanlı Far Şem Silemun'da bulunmaktadır.

Sarê tutsakların ve askerlerin içinde haykırarak ’ben Çeme Murad'a artık gelin olmak istiyorum’, dercesine, ilkbaharın o azgın ve heybetli suyuna, Züwer-Tanzut arasındaki Arye Wus "Yusuf'un değirmeni" bulunduğu mevkide adeta düğüne gidercesine kendini bırakır. Cesedi, 30-40 km sürüklenerek Gülüşkür Köprüsü’nde suların çekilmesiyle aylar sonra ortaya çıkar.

İşte, bu öykülerle büyüdük. Kürd kadınları fedakardır; Kürd kadınları çilekeştir; Kürd kadını direngendir. İşte yazdıklarım bunların isbatıdır.

Selamlarımla.
Orhan Zuexpayıj

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder