Kûy a Spî

13 Ocak 2012

Burhanettin Bilgin Île Şeyh Said hareketi üzerine yapılan röportaj











Burhanettin Bilgin ile Seyitxan Kurıj'ın 2002 yılında yaptığı röportajı paylaşıyorum. 

Bu röportaj'ı olduğu gibi aktarıyorum. 

Yanlız röportajda bazı yanlışlıkları düzeltirken, kısada olsa ek bazı bilgileri, not bölümüne aktarmak istedim. 

Ummarım anlayışla karşılanır. 

Çünkü eksik ve yanlışlık düzeltilmezse insanlar o bilgileri sonsuza dek o kitaptan yanlış olarak referans gösterir. 

Tarih bilimi bu tür hataları afetmez.

                                   

 

                       

                                          Orhan Zuexpayıc

 

 

**********************

 

 

 

 

                         

 

 

                         
                        ŞEYH BURHANEDDÎN BÎLGÎN

 

 

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

 

 

 

Ben Burhanettin Bilgin, Şeyh Şerif’ ın yegeniyim. Biz Çolig/Dareheni ilçesine bağlı Siwan bölgesinde bulunan Kelaxsi köyündeniz.


Bize Şeyh Şerif hakkında bilgi verebilirmisin?





                                ŞEYH ŞERÎF KELAXSÎ




Şeyh Şerif amcam idi, Birinci Dünya Savaşın da bu bölge de Ruslar’ a karşı milis alay komutanı olarak savaştı. Şeyh Şerif, Şeyh Tahar ve Şeyh Hüseyin kardeş idiler. Babalarının adı Seyh Mustafadır. Şeyh Hüseyin benim babam dır.

Birinci dünya savaşında Ruslar buraya gelince onlara karşı savasmaları için askeri alaylar oluşturma hazırlıklarına başlandı. Bu alayların savaşçıları buradaki Kürd halkı idi, yani bu alaylar gönüllü milislerden oluşuyordu.

Palu’ nun Sekrat köyünden Rüştü Bey (Bulduk) "Karacimsit ailesinden"   bu alaylardan birinin komutanı olmak istiyordu. Hacı Süleyman Guldar ve Hesen Derweş köylerde dolaşmışlar ve Rüştü Bey için propaganda yapmışlar, ancak halk Şeyh Şerifi seçmiş. Şeyh Hüseyin Efendi binbaşı idi. O dönemde burada kıtlık (xela) vardı, çok insan açlıktan öldü. Rusların bir erzak deposu Erzincan’ da tespit edilmiş. Şeyh Şerif askerleri ile o erzak deposunu ele geçirmiş ve yiyecekleri halka dağıtmış.  O sıra kolordu Sekrat’ da idi. Bu olay üzerine Şeyh Şerif hakkında soruşturma açılmış. Şeyh Şerif savunmasında erzakı halka dağıtığını söylemiş. Fakat kolordu yetkilileri erzakı önce kolorduya teslim etmeniz gerekirdi, demişler.

Bir diğer alay komutanı Kamil Bey idi. Kamil Bey Cibran Aşiretinin Suwer kolundan idi. O Kasım Ağa`nın amcası idi, oğlu Hasan Lütfü Karlıova’ da belediye başkanı idi.

Cumhuriyet ten sonra bir devlet yetkilisi Sağnis köyüne gidip Tajdin Ağa’ ya misafir oluyor. Yetkili Tajdin Ağa’ ya “Atatürk buradan Ruslar’ ı kovdu, Atatürk’ e minnettar olmalısınız” diyor.

Tajdin Ağa, “biz Atatürk’ü burada görmedik, Şeyh Şerif ve Kamil Bey`in alayları Ruslar’ı buradan kovdu” diyor.

Ruslar Arçuk' a kadar geliyorlar Şimdi oranın ismi Şeref Meydanı dır, Soğuk Çeşme’ye yakındır.  (1)

Yado `da Şeyh Şerif`in alayın da görev alıyor.

- Kışın bir gün Yado kayboluyor,  erzak getirmek için Ruslar’ ın depolarına girmeye çalışıyor. Bu esnada Yado Ruslar’a esir düşüyor.

Sonra nöbetçinin uyuduğu bir esnada kaçıp kurtuluyor. Yado, Mehmud Ebas`ın oğludur. Ondan dolayı Yad Mehmud Ebas olarak tanınıyor. Yado Bingöl’ de savcı kâtibi olarak çalışıyordu. Savcı ile kaymakam arasında bir problem ortaya çıkıyor.

Savcının evi soyuluyor, Yado bu olayla ilgili suçlanıyor, ondan dolayı firar durumuna düşüyor.

Yado dağda iken devlet güçleri kendileri gelip teslim olsunlar diye Çan Şeyhlerinin kadınlarını esir alıyorlar. Yado onları kurtarmak için askeri güçlere baskın düzenliyor. Bu baskında Fahran da yaralanıyor. Burada Êkrag dan Ömer Zerr ve Çan'da Şeyh Atik  vuruluyor.


Şeyh Said Hareketi esnasında siz neler yaşadınız?


Ben o zaman çocuk idim tabii ki, ondan dolayı hareketin nasıl başladığı, nasıl çatışmalar olduğu konusunda fazla bir şey hatırlamıyorum.

Fakat kendi yaşadıklarımı iyi hatırlıyorum.

Şeyh Said Hareketi kırıldığında, yani Kürt kuvvetleri yenilip geri çekildiklerinde biz Miyalûn da M. Emin Heyûn`un evinde idik. Anemin annesi bizim oradan gitmemizi, yani orayı terk etmemizi istedi. Ben, Wecîde, Giyasettin ve Ter anam ile birlikte idik. Bunun üzerine dayım Selim bizi Kara Ömer Dağına götürdü, orada bir Kom vardı. O kom da saklanmak üzere oraya gitmiştik.

O kadar kar yağmıştı ki, kom karın altında kalmıştı. Araya araya sonra komu bulduk. Dayılarım bizi içeri atıp gittiler. Kom de biraz çalı-çırpı vardı, o çalılar ile ateş yaktık, ısındık.

Samanların içinde yattık, samanların içine oğlaklar işemişti, saman kokuyordu. Su yoktu, aynanın kutusunu büküp içinde su ısıtıyor ve bu suyu içiyorduk. 20 gün burada böyle yaşadık, sonra kom’ un sahibi geldi. Adam karı temizliyordu, Têre gidip adama, “ Xal İbrahim” diye seslendi. Adam, “Têre bana görünme sonra beni yakalayıp yemine verirler sizi gördüğümü söylemek zorunda kalırım” dedi. Adam bize ekmek verdi ve daha sonra yine bize ekmek getirdi. 20 gün sonra buradan çıkıp gitmek zorunda kaldık. Pul, Mirye ve Pakuni köylerine gittik, kimse bizi içeri almadı. Sonra Tuns’ da Yib Zen’ ın evine gittik. Guncê Hemûn bizi gördü; “eyvah, eyvah dayılarımın ocağı söndü, dayılarımın çocukları sokaklarda kaldılar” dedi ve bizi samanlığına götürdü. Bir süre onun samanlığında kaldık.


Daha sonra 1926’ nın Kasım ayında 500-600 kişi ile birlikte Bın Xete (Hattın Altına) doğru gittik. Bizim ile birlikte Heseni Begûn ve eşi, Huseni Begûn, Yado, Şeyh Mistefay Çun, bizim buralardan Enver Baynon ,Miyalundan Sekmun Seyfi (Sekman Bulut) Ereb Kilc, Palu'nun Züwer köyünden Ibrahim Demirci ( Yib Olun) Sehdin Telha, hanımı Cemile Xanım, Guenîk Ağaları  ve başkaları vardı.


Karacadağ'  da Çelbıran Köyü yakınlarında askerler ile çatıştık. Qerebegan' dan geçerken bir jandarma bizi gördü ve bir kaç gün içinde Alay sizi izleyecek dedi. Çelbıran da bir evin damın da oturuyorduk, biri kaval çalıyordu, bir kadın para topluyordu. Bu arada bize ateş edildi. Burada 32 at öldü. Biz kaçıp bir samanlığa girdik. Kardeşim Giyasettin damda kaldı. Bizimkiler ile askerler köyün dışında çatıştılar. Şeyh Abdurrahim, ve teyzem Halime de orada idi.

Qarabegan' dan Mela Hesen orada şehit düştü. Bizimkiler alayı dağıttılar, askerler ağır makinelerini bırakıp kaçtılar.

Biz Hattın Altın' a gittik ve orada 18 ay kaldık, daha sonra gelip köye yerleştik, 2 yıl köyde kaldık.



Babanız hakkında herhangi arama emri, soruşturma yokmuydu?

 

 

                      ŞEYH HÜSEN KELAXSÎ (BÎLGÎN)







Önceleri kimse babamı arayıp sormadı. O dönem İbrahim Tali Umumi Mufetiş idi. Birilerı babamın şikâyetini ettiler, bunun üzerine babam gidip İbrahim Tali ile görüştü. İbrahim Tali babama “ Palu’ dan senin hakkında kötü raporlar var”, dedi. Bir gün Palu’ dan jandarmalar geldiler ve babama, “ bizim ile Palu’ geleceksin”, dediler. Babam jandarmalar ile değil, yalnız Palu’ ya gitti. Bir müfreze babamın yolunu kesti, babam çatışmada yaralandı. Bunun üzerine mecburen firar oldu. O bir süre dağlarda kaldıktan sonra 1932’ de tutuklandı. Babam Hemid Ağa ile beraber idi. Babam o çatışmada aldığı kurşun yaralarından dolayı 1934 de cezaevinde öldü, o Diyarbakır’ da defin edildi. Biz daha sonra cesedini köye getirdik. Diyarbakır' da ki pansuman ilacını ablam köye getirdi, bir kediye verdik, kedi öldü. Demek babamı öldürmek için zehirli ilaçlar ile pansuman etmişler.


Kürt önderlerini imha etmek devlet için temel bir politika idi.

Örneğin Emere Far Ağa Buetan’ lı idi, Onu Ware Mergli (Yayla) Hatip Beye öldürttüler. Hatip Bey kurdugu bir pusuyla Emer Ağa'yı şehid etti.  Hatip Bey aynı zamanda onun akrabasıydı. Hatip Ağa'da yıllar sonra Lice merkezde Emer Ağa'nın bir yakını tarafından öldürüldü.


   Diyarbekire çağırdılar ve Deve geçidinde kurşunladılar. Dur ihtarına uymadı ,kaçarken vurduk 

   dediler. Çünkü Emer'de önemli bir önder idi ve harekete aktif olarak yer almıştı. (2)


Genç o zaman köy idi, vilayet Kale istasyonun da idi. Rus savaşında idare Peçar’ a gitti. Mustafa Begê Pêçar devlet safların da idi. Bütün katliamlarda devlet ile beraber idi, işi bittikten sonra Niğde’ ye sürgün edildi.


Bir gün milletvekilleri aracılığı ile Mustafa Kemal`ın huzuruna çıkıyor. (3)


Mustafa Kemal’ a dilekçe veriyor. Mustafa Kemal dilekçesini okumadan, ne istediğini soruyor. O da Mustafa Kemal’ den af diliyor. Mustafa Kemal, “sen halkına ihanet ettin, bize de yaramazsın” diyor. Bunun üzerine o da Niğde’ den kaçıp geldi, o da dağdakilere katıldı. Emer ve arkadaşları onu kabul ettiler. Emer halka fazla zülüm yapmayın diyordu.

Mustafa Bey “ kim ki “Nun” a “ekmek” diyor, vurun onu” diyordu.


Çuelek köyünde de Mus Recep vardı, ajanlık yapıyordu. Sonradan babamın, Yado'nun,Sehdin Telha'nin,ve başka gurupların ortak eylemi sonucu Ğezık' de bir bölük imha edildi, babamlar Mus Recep’ ı de yakaladılar fakat onu serbest bıraktılar.

Bu Musa sonradan Hus Wasmunûn’ u şikâyet etti. Huso Wasmunu da onu öldürdü.






  ŞEYH ŞERÎF,ÎN BABASI ŞEYH MUSTAFA'NIN TÜRBESÎ


Hu Wasmunu nasıl öldürüldü ? Bilindigi gibi cesedi asağı çarşıda  asılıyor.


Hüs Wasmunu 1930 yılında Guewdere mıntıkasının Kırrun köyünde kurulan bir pusuda üç gün üç gece süren bir çatışma sonucu şehit edildi. Kırrun köyünde kuşatılan Hüs Wasmunu saklandiğı ev ateşe verilir. O evi delip diğer eve geçer, böylece onun girdigi onlarca ev ateşe verilir. En son evden kurtulmaya çalısırken çatışmanın üçüncü günü şehid edilir. 


Evet, doğrudur cesedi Kürdlere ibreti alem olsun diye bizim Aşağı Çarşı dediğimiz o günkü Çebaxcur şehir merkezine götürülüp, bir akasya ağacına asılarak teşhir edildi. Haziran ayı idi. Çolig veç evresi adetta yas ilan etmiş, bir sesizlik ve tevekkül içinde herkes Hüs Wasmununu konuşuyordu. Halk şüphe ve korku ile şehir merkezinde asılı bulunan Huso'nu naaşını görmeye gidiyordu. Çünkü Hüso'nun şehadettine ,inanmak istemiyorlardı. Ama malasef oydu !


Ceset yaklaşık iki hafta yazın sıcağında orada asılı kalmasına rağmen ceset bozulmadı,kokmadı. Aksine hala Huso'nun yüzündeki gülümsemesi duruyordu. Huso'nun cesedinin bu durumu Çolig'de sürekli konuşulur.

Çoligin yerli ailesinden Fettah Bayram (Nehman ailesinden) Fettah Çavuş dayanamaz yüzbaşının yanına gider. Hüs Wasmununun cesedinin kokmadığını ,halk arasında şehadete ulaştığı,bir efsane olarak kabul gördüğünü dilden dile dolaştığını söyler. Ondan dolayı cesedin kaldırılıp, defin edilmesini ister. 


Bunun üzerine yüzbaşı, Kürd efsanesi Hüso'nun cesedi bilinmeyen bir yere gömdürülür. (4)


O dönemde babam Xarpet cezaevinde kalıyordu. Dr.Hikmet Kıvılcımlıda o dönemde Xarpet cezaevinde kalıyordu. Dr Hikmet o dönem Vakit gazetesine aboneydi. Tesaddüfen benim cezaevine gittiğim gün ,Vakit gazetesi manşetten Hüso'nun öldürülmesini ,cesedinin Çolig merkezde teşir edildiğini fotoğrafıyla vermişti.  Dr Hikmet gazeteyi okuyunca birden babamı çağırdı ve haberi fotoğrafyıla babama gösterip, tanıyıp ,tanımadığını sordu ? Babam , "Evet" tanıyorum, biz ona Hüs Wasmunu deriz. yıllarca birlikte gerilla savaşı sürdürdüğümüz en samimi arkadaşlarımdandır,dedi. Dr Hikmet biraz duraksayıp, "Hüseyin bey,bu insanlar çok fedakar ,yürekli ve kendi meselelerine inançlı bağlı insanlardır. yanlızı bir şeyleri eksiktir. ,kalemleri yoktur." dedi. Dr.Hikmetin buradaki kastı Kürdlerin örğütsüzlügü ,aydın eksikliğidir.



Suriye'ye gittiginizde genel komutaniniz Şeyh Abdurrahim idi. Onun akibeti ne oldu.

 

 

                         ŞEYH ABDURRAHÎM BÎLGÎN

 

Doğrudur, toplu olarak Suriye'ye gittiiğmizde genel komutanımız Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Abdurrahim idi. Şeyh Said'in hemen hemen bütün aile fertleri 1928 affından sonra geri döndüler. Bunlar geri döndüklerinde hükümet her birini bir başka yerde ikamete mecbur kıldı.

Bunlardan Şeyh Abdurrahim  Akdağ etegindeki Sirin köyüne ,Şeyh Mehdi ise bu cıvardaki Wışkıla köyüne, yerleştiriliyor. Şeyh Abdurrahim Akdağ ve çevresinde barınan Kürd savaşçıları ile sürekli ilişki içindeydi. Onlarla görüşüyordu, onların ihtiyaçlarını temin ediyordu. 


Zaten Şeyh Abdurrahim'in kendisi de her zaman dağda silahlı dolaşıyordu ve tetikte idi. Çünkü devlete güvenmiyordu. 1931-32 kışında Hus Wasmunun soğuk ve kardan dağda barınmak zor olduğundan Şeyh Abdurrahime haber salıp bu kışı onun köyünde geçire bilip,geçiremiyeceğini soruyor. Şeyh Abdurrahim "Bu insanları biz bu olayın içine soktuk." bunlara yardım etmek zorundayız diyerek onları köye kabul ediyor.  Husi Wassmunun müfrezesi ile o kıs Sirin köyünde kalıyor. 4.Mart 1932'de Qarebegandan bir Jandarma müfrezesi Şeyh Abdurahimin evini basıyor. Şeyh Abdurrahim bu kuşatmayı yarıp,kurtuluyor ve aynı yıl tekrar Suriye'ye geçiyor. Suriye o zaman Farnsanın mandası olduğundan mülteci kabul ediyordu.


Şeyh Abdurrahim 1937 de muhtemelen Dersim isyanına yardımda bulunmak için Xoybun cemiyetinin verdigi görev üzerine Suriyeden bir gurup savaşçı ile birlikte Haziran ayının sonu 1937'de , Diyarbakir/Farqin ilçesine kadar geliyor. Devletin ajanı olan yüzbaşı Osman da onlarla birlikte idi. Onlar yola düşünce Osman "Ben diyarbekir,Sert, Farxin ve Bedlis'de görev yaptım,buraları çok iyi bilirim," diyor. 


Onlar Bismil yakınlarına gelince ,bir gece herkes uykuda iken Osman kaçıp gidiyor ve onları Bismil'in Sêre Gir (Salat) karakoluna ihbar ediyor.  karakoldan Bismil ve Diyarbekirde kolorduya haber veriyor. Şeyh Abdurrahim ve arkadaşları uyandıklarında Osman'ı görmeyince ,onun ajan olduğunu tahmin ediyorlar ve oradan Hazro ve Farxine doğru hareket ediyorlar. 


O esnada Diyarbekir ve Bismilden gelen askeri güçler ile Kürd savaşçılaronın etrafı kuşatılıyor. Şeyh Abdurrahim Perişane köyünün altında Bazid Ağa gölünün kıyısında öldürülüyor ve elbiseleri ile orada gömülüyor. Burada Kopere köyü muhtarı Wusife Rehime ve epey askerde öldürülüyor. 

Şeyh Abdurrahimin ölümünden sonra diğer savaşçılar buğaday tarlası içinde saklanıyorlar. Askerler kurumuş buşday tarlasının etrafını sarıyorlar ve kurşun yağmuruna tutuyorlar. Uzun süren çatışmadan sonra askerler buğday tarlasını ateşe veriyorlar. Hüseyin Eli Bege Stewri,Şeyh Misbahe Bukarki, ve Seyıtxane Kerr'in oğlu Selhaddin buradan kurtuluyor, diğerleri hepsi tarlanın içinde kurşun yaraları ile ve yanarak şehid oluyorlar. 



                                 ..................../..........................





NOT VE EK BÎLGÎLER ;


1- Ruslar Arçuk' a kadar geliyorlar Şimdi oranın ismi Şeref Meydanı dır, 

   Soğuk Çeşme’ye yakındır. (1)

- Doğru bilgi, Arçuk köyü Türkçelestirilmiş ismiyle Alatepe olup, Ilıcalar ve

  Soğuk Çeşmeye coğrafik olarak yakındır. 

- Şeref Meydanı ise Çolig-Solaxan arasındadır. Bu iki coğrafya birbirinden

  çok uzaktır. 

- Şeref Meydanında'da Ruslara karşı direniş gösterilmiştir. Bu cephede 

  komuta düzeyinde sorumlu olan Darehenili Îsmail ağa (Göker) , 

  ve yardımcı düzeyde ise komutan Şeyh Tahir (Akar) dır. 

- Bu iki şahsiyet aynı zamanda bacanaktırlar. Kaynak (Fahri Akar'

  Malmısanıj'la yaptığı röportajdır)


 2- Ömer'e Faro "Emer Ağa ile ilgili mükerrer bir cümle kitapta yazılmıştır. (  Diyarbekire çagırdılar ve Deve geçidinde kurşunladılar. Dur ihtarına uymadı ,kaçarken vurduk dediler.Çünkü Emer'de önemli bir önder idi ve harekete aktif olarak yer almıştı.

  

- Yukarıdaki cümlede bir yanlışlık olduğu düşüncesindeyim.  

- Deve geçidine çağırdıkları ve vurdukları kişi belli değil yani ,cümle muğlak

  ifade edilmiştir. 

- Ömere Faro'yu  Ware Merg'de Xatip bey tarafından öldürülür. 

- Ömer'e Faro ile Xatip bey yakın akrabadır. 

- Xatip Bey'in kız kardeşi Naime Xanım Ömere Faro'nun eşidir. 

- Ömere Faro'nun intikamını alanda Ömere Faro'nun yeğeni ve bacanağı 

  oğlu sayılan (AP MIC) denilen kişi olup, aynı zamanda Xatip Beyin'de yeğeni 

  sayılırdı. 

- Yani iç içe bir akrabalığın trajedisi, kürdlerin brakuji denilen tarihi yarası,

3- Sürgünde Peçarlı Mustafa Beyin Mustafa Kemal ile görüşmesini o dönem

    sağlayan kişi, dönemin Dareheni mebusu Muhiddin TEMUÇIN beydir. 

-  Mustafa Bey Muhyeddin Efendi'nin eniştesidir. (3)

-  Bu bilgileri Mustafa Bey'in amcazazdesi  sayılan Peçarlı Molla Hidayeten

   aldım

4 - Bunun üzerine yüzbaşı, Kürd efsanesi Hüso'nun cesedi bilinmeyen bir yere  

    gömdürülür. (4)

 

-  31.01.2015 tarihinde hemşerim M.Arif Ayçicek'le yaptığım görüşmede 

   Çolig'e gitmiştir. Ailece akraba ilişkileri bulunan ve hala  hayata olan 80 

   yaşın üstündeki Bekir Elçi'le bir kaç gün sohbete bulunmuştur. 

 - Elçi merhum babası H.Cemal Elçi'ye atfen Hüs Wasmununun mezarının

   düzağacta Aydar ailesinin ileri gelenlerinden Seyda'nın mezarının yanında

   bilinen bir noktaya defin edildiği yönündedir. 


                                                                               


                                                           ORHAN ZUEXPAYIC







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder