Kûy a Spî

7 Ocak 2012

ÇOLİGLİ MOLLA MÜCAHİT BEKİ




"Molla Mücahit Beki, Hz. İsmail mi yoksa şeytan mı, Hz. Davut mu yoksa Golyat mı olmak istiyorsun ?"

- Molla Mücahit Beki Bingöl'de yayın yapan gazete ve internet sitelerine Şırnak/Uludere'de katledilen 35 Kürd genci için demeç vermiştir. Bu demecinde kendisiyle röportaj yapan kişi Molla Mücahit'i Çoligin kanaat önderi olarak tanıttı.

- Molla Mücahit'e yakıştırılan bu tanımlamayı hangi argümanlarla takılmıştır bilinmez, yine de ben Çolig'de kanaat önderi nasıl olunur, tarihte yaşanan bir anekdotu size hatırlatmak isterim.

- 1914-15'li yıllarda Osmanlı-Rus savaşında Çolig'de halktan oluşan milis birliklerinin başına bir alay komutanı seçmek isterler. Bu konuda iki adayın ismi ön plana çıkar.

- Birinci aday, Osmanlı döneminde dizginleri elinde tutan İttihat ve Terraki yönetimine yakın Palu-Sekrat köyünden Rüştü Beydir. Rüştü Bey, Osmanlı meclisinde bir dönemde Ergani mebusu olarak görev alır. Ailesinin bugünkü taşıdığı soyadı Bulduktur.

- İkinci aday olmak isteyen de Kelaxsili Şeyh Şerif Efendi'dir. Rüştü Bey ve ekibi Çolig ve çevresinde o dönem bazı yerli işbirlikçileri de yanına alarak yandaş toplamaya çalışır. Ama, Çolig ve çevresi kendi halkının bağrından çıkan Şeyh Şerif'i tercih eder.

- Osmanlı-Rus savaşında Milis Alay komutanı olarak Kürd/Çolig halkı Şeyh Şerif'i onore ederek bu görevi ona verir.

"Kanaat önderleri diye egemen gücün düşünceleriyle şekillenenlere değil, halkının bağrından çıkan ve halkının bütün dert ve sıkıntılarını yüreğinde hisseden, onlarla ortak hareket edenlere denir."

- Şeyh Şerif, ne Osmanlı ne İttihat ve Terakki'nin yardımıyla alay komutanı olmadı. Kaderin acı cilvesi Rus ordusuna karşı savaşan bu Kürd ru-spisi , İttihat ve Terraki'nin talebesi ve ardılı olan Mustafa Kemal-İnönü ekibinin kurduğu istiklal mahkemesi tarafından 1925 yılında Diyarbekir'de idam edilerek şehadet mertebesine ulaşır.

***

- Molla Mücahit'in hangi bölge, hangi kitle örgütü, hangi aşiret, hangi kurum tarafından kanaat önderi yapıldığına doğrusu anlam veremedim. Eğer hükümet veya revaçta olan Fetullah Gülen cemaati kendisine bu sıfatı vermişe onun bilecegi iştir.

- Benim bildiğim, bu sıfat tepeden inme, devletin verdiği bir sıfatsa kıymeti harbiyesi yoktur.

- Çünkü bu sıfat sana zulüm ve katliam yapan egemenler tarafından veriliyor.

- Önemli olan zulüme karşı olan ve bu uğurda şehadet şerbeti içen, dünyevi işlerden uzak, kendini ahirete veren Kürd şehidi Kelaxsili Şeyh Şerif'e Çolig halkının verdiği önderlik sıfatıdır.

- Şêx Şerif Kelaxsi‘ye bir gün bir hanım sorar; Efendi sen niye hiç evlenmedin? Cevabı oldukça kısa ve hüzün doluydu; Hiç vakit olmadı ki… Bu sözleri Şeyh Şerif’in torunlarından Dr. Sıraç Bilgin’e atfen aktarıyorum.

- Çolig halkı öyle bedavadan kimseyi kanaat önderi yapmaz. Mazlumların yanına yer alanlara bu sıfatı verir, yoksa zalimlerle ortak hareket eden ve toz kondurmayanlara bu sıfatı vermez. Zamanı geldiğinde de lanetler.

- Devletin gözüne girmek için revaçta olan bir cemaatin çevresi tarafından öne sürülerek böyle bir sıfat kendisine yakıştırılmışsa bu Çolig ve Kürd halkı için bir felakettir.

Molla Mücahit'in Uludere olayıyla ilgili değerlendirmesindeki ana başlıkları hatırlatmak
istiyorum.

- Molla Mücahit Beki Uludere'deki katliamla ilgili olayda PKK'nin üzülmediğini,
- PKK'nin dininin Zerdüştlük olduğunu ve ateşe taptığını,
- Uludere olayında Türk, Kürd, Zaza, Çerkeziyle herkesin üzüldüğünü,
- Kaymakama yapılan saldırıyı da Kürd örf adetlerine uygun bulmadığını,
- Irkçılığın olduğu yerde imanın, imanın olduğu yerde ırkçılığın olmayacağını,

Kısaca Molla Mücahit bu değerlendirmeleri yaptı.

***

Molla Mücahit'in bu değerlendirmelerine kısa bir cevap

- Molla Mücahit'in PKK'nin Uludere olayına üzülmediğini hangi amaçla söylediğini
bilmiyorum. Bence Molla Mücahit olayın kolayına kaçıyor.
- PKK'ye saldırmak, hakaret etmek, küfür etmek nasıl olsa suç değildir.
- PKK'nin Uludere olayıyla alakası da yoktur.
- PKK'nin Çolig'de olsun, Siirt'te olsun, Tokat'ta olsun yaptığı eylemlerin kabul edilemez olduğunu öncelikle belirtmek isterim. Bu olayları nefretle'de kınıyorum.
- Uludere katliamını yapan Türk ordusu ve hükümetidir.
- Neden, orduyu ve hükümeti eleştirmiyorsun ?
- Eğer samimiysen bu konuda düşüncelerini açıkla,

- PKK'nin dini zerdüştlüktür diyor ve ateşe taptığını söylüyorsun. Bu sözlerin aynısını Tayyip Erdoğan daha yakın dönemde söyledi.
- Molla Mücahit aynı sözlerin kopyasını tekrar etti.
- Sormak lazım ? Kürdler Türklerden önce müslümanlığı kabul etmişlerdi, Müslüman olmadan evvel
Türkler şamanist, Kürdler de Zerdüşt inancındaydılar.
- Halkların geçmişteki inancını ikide bir servis etmek kimseye bir fayda getirmez..
Kaldıki ! Molla Mücahit eğer sen Kürd veya Türk değilsen demekki kendini Arap olarak görüyorsun, unutmaki onlar da islamiyet öncesi putperestti.
- Uludere olayında Türk ve Çerkezlerin hepsinin üzüldüğünü söylüyorsan, argümanlarını ortaya koyman gerekir.
- Bak hükümet özür dilemiyor, Türk şehirlerinin hiçbirinde protesto olmuyor, Bu nasıl üzüntüdür?
- Düşünün 35 Kürd köylüsü değil de, 35 polis ve asker olsaydı metropollerde vay gariban Kürdlerin haline..
- Molla Mücahidin Kürd kökenli Muş'lu Kaymakam hakkındaki değerlendirmesine katılıyorum. Kürdlerin gelenek görenek, örf ve adetlerinde evimize düşmanımız dahi gelse onları baştacı eder öyle yollarız.
- Bu tesbitine diyecek bir sözüm yoktur.

Molla Mücahit ve yakın çevresi hakkında kısa bir değerlendirme

- Molla Mücahit Beki'yi Çolig'de yakinen tanıyorum.
- Aslen Çolig'in Neqşan/Kuertew köyündendir.
- Medrese eğitimi görmüş çok iyi bir hatip olan din adamıdır.
- Medrese eğtimini ailesinin yanında başta olmak üzere ilaveten Seyda Spêni'den almıştır.
- Molla Mücahid uzun süre Fahran/İçpınar köyünde din hocalığı yapmıştır.
- Fahran'da görev yaptığı dönemde köy halkıyla yaşanan bazı olumsuzluklardan dolayı görevini bırakır, Bayındırlık müdürlüğünde çalışarak emekliye ayrılır.
- Ailede, Molla Mustafa Beki, Molla Selim Beki ve halen Çolig üniversitesinde ögretim görevlisi olan Abdulaziz Beki gibi birkaç din adamı daha yetişmiştir.
- Molla Mücahit Beki daha gençlik yıllarında Kürd ulusal davasına ve özellikle Molla Mustafa
Barzani'nin önderliğindeki KDP hareketine yakın bir insandı.
- Çolig'de o dönem Said Elçi, Çan Şeyhleri, Kelaxsi Şeyhlerinin Molla Mücahid üzerindeki etkisi
yadsınmaz.
- Said Elçi'nin bir Kürd komplosuyla şehadeti, Molla Mücahid gibi başka KDP yanlısı Çoliglileri de Kürdlük davasından uzaklaştırmıştır. Bazıları zamanla çocuklarıyla beraber MHP'li dahi oldular.
- Bu konuda örnek verilecek çok isimler vardır.

MOLLA MÜCAHİD VE YAKIN ÇEVRESİNİN YAKIN DÖNEMDEKİ SİYASİ İLİŞKİLENMELERİ ?

- Molla Mücahid Kürdlük davasından uzaklaştıktan sonra ANAP, REFAH başta olmak üzere yakın dönemde AKP iktidarının etrafında dolanan biridir.
- Ön plana çıktığı ilk provası, 1994 yılında belediye başkanı olan yeğeni Selahattin Aydar'la ismi duyulmaya başladı.
- Molla Mücahit'in isminin doruklara ulaştığı dönem ise yeğeni Akif Beki'nin Başbakan Tayyip Erdoğan'ın basın danışmanı olduğu döneme tekabül eder.
- Belediye'ye 1994 yılında yaptığı bir ziyareti çok iyi hatırlıyorum. Zabıta amirimiz Aziz Bazencir'in makamında söylediği bir cümle hala hafızamda, Selahattin Aydar benim yeğenim, aynı zamanda yanımda yetiştiğini ahlak ve terbiyesini benden aldığını ikrar etti.
- Bende Molla Mücahi'de Seyda diyerek ? Selahattin Türkçü ve ırkçı fikirlere sahiptir. Nasıl olur da kendini onunla aynı kefeye koyuyorsun, dedim. Yoksa sen Kürd değilmisin.
- Bana verdiği cevap yeğen seni tanıyamadım, sen kimsin seni tanımak isterim. Ben de kendimi taktim ettim, hemen susarak, seni anladım, Selahattin Aydar'la olan olayınızı da duydum, çok üzgünüm, dedi.
- Selahattin Aydar o dönemde beni Emniyet Müdürlüğüne ihbar etmişti. İhbar yazısının fotokopisi hala arşivimde tarihi bir vesika olarak saklıdır.
- Yakın dönemde Molla Mücahit'in Fetullah Gülen cemaatiyle ilişki içinde olduğunu duydum. Zaten Fetullah Hoca'nın yakın dönemde Kürdler üzerine söylemleri ırkçı-şoven ve barut kokan söylemlerdir. Bu konu da ayrı bir makale konusudur.
- Çolig'de bir dostla yaptığım bir sohbette Molla Mücahid'in Uludere açıklaması üzerine verdiği demeci okudun mu dedim? bana verdiği cevap cok ilginç,
- Molla Mücahit'ten beklenen bir demeçtir. Zaten Fetullah cemaatiyle kontak halindedir. Zazaca bir cümlede kullanarak (Pize yı tımo tım veşun, karnı her zaman açtır.)

***

- Molla Mücahit'in Çolig'de kanaat önderi olarak nitelendirilmesi ve bazı çevreler tarafından sürekli ön plana çıkarılmasının bir nedeni daha vardır. Akif Beki'nin (yeğeni) Başbakan Erdoğan'ın bir dönem basın danışmanı olmasının etkisi de vardır.

- Akif Beki'de babasının görevi nedeniyle metropollerde büyümüştür. Siyasi ve cemaat ilişkilerini çok iyi kullanarak başbakanın yakın çevresinde en etkili göreve kadar gelmiştir.

- Bununla da kalmamış "Erdoğan'ın "şifreleri - harfleri" adlı bir kitap çıkararak müneccimliğe soyunmuştur.

- Bu kitapla görevini sağlamlaştırmaya çalışsa da başarılı olamadı.

- Çünkü Başbakan Erdoğan'a yakın ekip olan Egemen Bağış, Ömer Çelik, Mirac Akdoğan başta olmak üzere geçmiş kadrolardan Cüneyt Zapsu ile problem yaşadı. Bu ekibin ağırlığı ve yüküne dayanamayarak yumuşak bir şekilde kamuoyuna his etirilmeden istfa ettirildi.

Sonuç, Molla Mücahit'e son sözüm, Türkiye gariplikler ülkesidir. Haksızın haklıya taş fırlattığı misali ilk olarak Türkiye'de görülmüştür. Bu taşın bir tanesini de Uludere'deki kendi halkına ses çıkarmadan sen attın.

Doğru ya "Hem suçlu hem güçlü". Topraklarımı istila et, dilimi, inancımı ve tüm evrensel değerlerimi yok say, yetmiyormuş gibi bir de elinde koskoca kaya parçasıyla bana saldır. "Teylo lımın derdo"

Kutsal kitaplara geçmiş en büyük destanlardan biri Hz. Davut'un taş atarak bir dev olan Golyat'ı devirmesi gibi.

Yine rivayetlere göre ilk taş atan çocuk, sapanla şeytanın gözünü kör eden Hz. İbrahim'in oğlu İsmail gibi.

- Molla Mücahit İsmail mi yoksa şeytan mı, Hz. Davut mu Golyat mı olmak istiyorsun?

Selam ve saygılarımla,




 NOT VE YORUM

 Kenan Fani Doğan
‎12 Eylül döneminde cuntanın propagandasını yaparak "mademki kumandanlarımız silah teslim edilmesini emretmiş buna uymak zorunludur, devletin emrine uymayanın imanı zail olur" diyecek kadar bezirgandır gerçekten. 12 Eylül'de resmen MİT'e çalışıyordu, zaten aile efradının birdenbire yüceltilmesinin altında MİT var, yoksa yurtseverlikten ve imandan çark etmesini müteakiben halkın ve özellikle din adamlarının değer verdiği biri değil. Kürt katili gürcü üzerinden Kemal'in imamlığına soyunmuş gözükse de bu süreci Kenan Evren cuntası döneminde ikmal ve ifa etmiştir.




Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
16 Ocak 2012 Pazartesi 15:28

Baransu'dan Beki'ye: Saray soytarısı

Uludere olayının ardından Taraf yazarı Mehmet Baransu ile Radikal yazarı Akif Beki arasında köşelerinde başlayan polemik sürüyor.
Uludere olayının ardından Taraf yazarı Mehmet Baransu ile Radikal yazarı Akif Beki arasında köşelerinde başlayan polemik sürüyor. Son olarak, Beki'nin "eline bavul ve kalem tutuşturulmuş tıfıl gazeteci" dediği Baransu "Dalkavuk - saray soytarısı" başlıklı bir yazı yazdı.
Baransu'nun bugün (16 Ocak 2012) yayımlanan yazısı şöyle:
Padişah ve dalkavuğun hikâyesini bilirsiniz. Hikâyenin çeşitli türleri var. Biz en popüler olanlarından birini anlatalım.
Padişahlardan biri bir akşam ziyafetinde patlıcan oturtmayı pek beğenmiş. Başlamış patlıcanı övmeye. Övmüş, övmüş ve yine övmüş.
Padişahın ardından sözü dalkavuk almış. Önce efendisinin sözlerini onaylamış, ardından da patlıcanın hem gerekli, hem sağlıklı, hem de bin bir türlü faydalarını anlatmış.
Padişah meğerse akşam, yemeği fazla kaçırmış ve patlıcan midesine oturmuş. Sabaha kadar kıvranmış. Sabah kalkar kalkmaz da başlamış patlıcanı kötülemeye.
Padişahın ardından sözü yine dalkavuk almış. Vermiş, veriştirmiş patlıcana. Hem gereksiz, hem sağlığa zararlı, hem de zehir zemberekmiş patlıcan. Padişaha derhal yasaklanması teklifinde bile bulunmuş.
Padişah bu duruma şaşırmış. “Akşam patlıcanı övüyordun, bin türlü faydalarından bahsediyordun. Akşamdan sabaha ne değişti” diye sormuş.
Dalkavuk cevap vermiş; “Haşmetlim, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil ki.”
Efendim, bu hikâyeyi niye anlattınız diyeceksiniz.
Önceki gün, cumartesi sabahı hava yağmurlu, ortalık da bir o kadar çamurluydu. Bir ses duydum. Sesin nereden geldiğini anlamak için çevreme bakındım. Geldiği yeri bulamıyordum. Neden sonra ayaklarımın altına baktım. Çamurlardan biri ayaklarıma bulaşmış, dile gelip konuşmaya başlamıştı.
Kendisini hemen tanıdım. Dalkavukluğuyla bilinirdi. Bu arkadaş bir ara saray soytarılığına da terfi etmişti. Kendisini o zaman da “padişah” zannediyordu. Sağa sola ferman göndermekle meşhurdu; “Şu haberi girmeyeceksin, şu haberi çıkaracaksın... Yoksa sizi sürüm sürüm süründürürüm, bak fena olur.” Devlet gücü bu sabi sübyan saray soytarısının elinde bir korkutma aracına dönüşmüştü.
Siz bu dalkavuğu bilmezsiniz... Ben onun geçmişini de bilirim. Ailesinin yüz karasıdır. Bir aralar kendini mehdi bile ilan etmişti. Saray soytarılığına terfi edince, mehdilikten vazgeçmiş, efendisini bu posta layık görmüştü. Konuyla ilgili bir de kitap yazdı.
Dalkavuklarla oldum olası işim olmadı. Kendilerinden hep uzak durdum. Çevremde ne dalkavuklara ne de saray soytarılarına yer verdim. Bilirim ki onların bir fikri yok. Hep kıskanırlar. Efendilerinin sözünden çıkmazlar. Efendileri kendilerine “makam” verir, onlar da kendilerini “gazeteci” zannederler.
Bazen uçakta, bazen dört duvar arasında yaşanan olaylar efendilerinin kulağına gider de yedikleri tokat sonrası saray soytarılığından uzaklaştırılırlar. Ama efendileri yine de onlardan vazgeçmez. Saraydan uzaklaştırılsalar da ihtiyaç halinde dalkavukluğa gerek duyulduğu için onlara her zaman bir “köşe” verilir. Ellerine tutuşturulan metinleri yazarak da “gazeteci” olduklarını zannederler. Bilmezler ki toplumda itibarları yoktur. Dalkavukluk bir karakter mesleğidir ve bu meslek ölene kadar devam ettirilir. Anlayacağınız can çıkar da huy çıkmaz bu tiplerde...
MİT, saray soytarısı, dalkavuklarla çalışmaz. Onların sabiyane akla sahip olduğunu, efendilerinin sözünden çıkmayacağını bilirler. Daha profesyonel kalemlerle çalışır MİT.
Saray soytarılığı yaparken, medya patronlarına ödedikleri diyetin karşılığını da hemen alırlar. İşsiz kalırlar. Mükemmel “Türkçeleriyle” diyetin karşılığı kendilerine yazı yazdırılır.
Kamuoyu bu dalkavukları da bilir, gerçek gazetecileri de. O açıdan dalkavuklarla uğraşacak ne zamanım var ne de vaktim. Benim işim efendilerle. Efendilerin yaptığı hukuksuz işlerle. Yalnız dalkavukların şu sıralar en meşhur olanından cevaplamasını istediğim bir soru var. Uçakta ve dört duvar arasında ne oldu da efendinden tokat yiyip, saray soytarılığından atıldın?
34 candan özür dilerim...
Uludere Katliamı’nın sorumlusu da bulundu. Gazeteci Sevilay Yükselir dünkü Sabah gazetesinde olayın müsebbibinin bulunmamasını yazdığım haberlere bağlamış. Bir de yetkin bir istihbarat uzmanının görüşlerine yer vermiş. Efendim, olay benim yüzümden çözülemiyormuş, dolayısıyla katliamın sorumlusu da benmişim. Önce 34 candan özür dilerim. Sorumluluğumdan dolayı. Sonra da tüm Türkiye’den...
Bu haberimin arkasında olduğum gibi MİT’in çalışma sistemini de, Genelkurmay Başkanlığı’yla istihbarat paylaşımını da iyi bilirim. Zamanın kimi haklı çıkaracağını da hep birlikte göreceğiz. Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu var.
Sevgili Sevilay’a da şunu salık vereyim... Bence gerçeğin peşinden koş. Yetkin istihbarat uzmanlarıyla uğraşma. Yukarıdaki dalkavuk yazımı da iyi oku.





















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder