Kûy a Spî

11 Şubat 2012

Şeyh Abdullah Melekani'nin torunu Xwendeq Benahol ile yapılan röportaj




Şeyh Said hareketinin Muş-Varto cephe komutanı Şeyh Abdullah Melekani üzerine 29 Ocak 2011 tarihinde Serbesti sitesinde bir yazı kaleme aldım. Bu yazımı araştırma ve inceleme olarak derlediğim bilgiler şeklinde mümkün olduğunca az hata ile Kürd kamuoyuyla paylaştım. Yazımın muhatabı sayılan Şeyh Abdullah'e Melekani'nin torunu ve aynı zamanda dost ve arkadaşım benimle iletişime geçti. Serbesti sitesindeki araştırma ve inceleme yazımı dikkatlice okuduğunu bana bildirdi. Yazıda yapılan hataları kendince tek-tek tesbit ettiğini belirtti ve bu  şifahi sohbetimizde  epeyce de tartıştık.
Bu araştırma ve inceleme yazımı yazarken aileye yakın olan ve başta "Melekon Şeyhleri" kitabının yazarı Mella Abdullah Akdeniz'le defalarca şifahi görüşmem oldu. Kürd  kaynakları başta olmak üzere Türk kaynaklarını da irdeledim.  Başlangıçta Şeyh Abdullah Melekani'nin torunu ile de temasa geçebilseydim belki bu hatalar daha az olurdu. Ne yapalım ! Yaptığımız işin zorluğu da zaten burada yatmaktadır. Doğrulara ulaşabilmek ancak tarihe mal olmuş yanlış ve eksik birçok konuyu rafine etmekle, konuları en ince detaylara varıncaya kadar netleştirmekle mümkündür.  Şeyh Abdullah Melekani'nin torunuyla yaptığım istişareler sonucunda kendilerinde olan bilgileri bir röportaj şeklinde Kürd kamuoyuna sunmanın en doğru yöntem olduğu üzerinde karar kıldık.
Bu röportajı yayınladıktan sonra belki başka taraf veya muhataplar da çıkacaktır. Bu konuda kimsenin kuşkusu olmasın ki taraf olan herkese aynı duyarlılığı ve demokratik zemini sağlamaya Serbesti sitesinin de  özen göstereceğine inancım tamdır. Bu tartışmalardan dersler çıkardığımız gibi, bazı hasassiyetleri de daha iyi algılayacağımıza inanıyorum. Tartışmalardan gerek benim, gerekse konuya muhatap olan tarafların birbirinden alacağı ve etkileneceği bilgiler olacaktır. Doğru ve tarafsız bilgilere ulaşmamız ise geçmiş dönemlerin berraklaşmasına katkı sunacaktır.

Orhan Zuexpayıc


***

Röportajı okurlarıma sunuyorum;

- Binbaşı Kasım’ın duruşunu, hareket öncesi ve sonrası olarak hangi kategoriye koyuyorsunuz?

- Binbaşı Kasım 1925 Şeyh Said Hareketi’nin ihanetlerinin ve başarısızlıklarının sembolize edildiği bir kişidir. Bu konuda sağlıklı bir değerlendirme için Kasım’ı hareket öncesi ve sonrası tanımamız lazım.
Binbaşı Kasım Hamidiye alaylarına subay ihtiyacı için İstanbul’da eğitim almış Cibran Aşireti’nin Temuran Kolu reisi Silemani Ahmed’in oğludur.
Kasım Bey idealist olmayan, pragmatist, pozitif dünya görüşüne sahip, itikadi açıdan da ehli sünnetten uzak, daha çok mutezile itikadına yakındır. Ama hareket sonrası da bir sofi kadar dine bağlanan biri olur.
Seyda Mele Selim Taş anılarında diyor ki;
Ben Kasım’a sordum.”Sen niye önceden harekete ve çalışmalarına katılmadın?” Bana dedi ki “Biz komite olarak karar aldık(Azadi Cemiyeti). Kemal Paşa’yı öldürecektik. Ama kimseyi toplayamadık ki bu işi yapalım. Baktım ki bunlardan bir şey çıkmıyor, bu işi dahi beceremiyorlar, ben de Kürd davasından soğudum.”
Ayrıca tüm Kürd  aşiret ve aileleri arasında kıskançlık ve çekememezlik vardır. Bu durum Cibran aşiretinin kolları arasında hat safhadadır. Miralay Xalıt Bey Xelilan kolu, Kasım Bey Temuran kolu, Hacı Reşit ile Baba ve Kamil Beyler ise Maxsudan kolundandırlar. Bunların arasında daha önce ölümlere varan tartışmalar olmuştur. Bu yüzden de Binbaşı Kasım Xalıd Bey’i çekemiyor, başarılı olmaması için de ihbarlarda bulunuyordu. Kısacası Binbaşı Kasım hareket öncesinde yaptıklarını 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul’a  verdiği dilekçede biraz da abartarak anlatıyor. İhbarlarını kendisi söylüyor zaten.
Hareket sırasındaki davranışları hep tartışmalıdır. Bu konuda bir ittifak yoktur. Hareket sonrasındaki tartışılan olay Abdurrahman Paşa Köprüsü’ndeki gelişmelerdir. Benim de kanaatim odur ki ve Melhemli Köyü’ne kadar olayların içinde olan Xelile Sebri’nin de işaret ettiği gibi köprüdekilerin Kasım’a ihanetiyle yakalanmaktan çok kendilerini yakalatma olayı var. Yani tefekkürle kadere razı olma durumu var. Bunun alternatifi çok daha trajik olabilirdi.
Bir de burda yazınızda belirttiğiniz gibi Xelile Sebri’nin oğlu Selim Kılıçoğlu’nun anılarında Şeyh Said ve Şeyh Abdullah’ı küçük düşürücü ifadeler kullandığını söylüyorsunuz. Tahsin Sever’in makalesinde bu olay şöyle anlatılıyor;
Xelile Sebri diyor ki ”Bizim Melhemli Köyü’nden Şeyhlere kızıp ayrılma sebebimiz Şeyhlerin Binbaşı Kasım’ın sözünden hiç çıkmamaları, bir haftadır ne diyorsa onu yapmalarıdır.”
Burda küçük düşürücü bir ifade yok da Xelile Sebir fotoğrafın tamamını görmediği için bu yorumu yapmıştır. Olayın aslı Kasım’ın Şeyh Said ve Şeyh Abdullah’ı yönlendirmesinden çok, Şey Said ve Şeyh Abdullah’ın Kasım’ı aracı olarak kullanmalarıdır.
Bu sonuca nerden varıyoruz? O günlerdeki duruma bakalım.
Varto alındıktan sonra plana göre Hınıs’tan yardımcı kuvvetler gelecekti. Varto Erzurum güzergahı güvenliğe alınacaktı ve Osmanlı Ordusu Varto’ya giremeyecekti. Şeyh Abdullah bunun için Şeyh Ali Rıza ile Ahmet Sever’i iştişare sonucu bu iş için gönderir. Bunlar giderler Hınıs’tan böyle bir yardımcı kuvvetin gelmediğini görürler ve Osman Nuri Paşa Ordusu’nun da Varto’ya doğru geldiğini işittiklerinde Şeyh Varto’ya dönmez, Malazgirt -Bulanık tarafına gider. Ahmet Bey de bu haberi Varto’ya getirince ilk panik başlar. Buna ilave olarak Alevi ve Çerkez aşiretleri de harekete karşı silahlanınca dağılma başlar. Ve Şeyh Abdullah da kuvvetleriyle beraber Solhan tarafına çekilir. Şeyh Said’in de Diyarbakır yenilgisinden sonra Melekhan Yiğik’e  gelişiyle(yanında oğlu Şeyh Gıyasettin ve yardımcı Nebo’dan başka kimse yoktur) uzun bir tartışmadan sonra İran’a(Bın-xet) doğru gitmeye karar verirler. Güzergahları Gırbaz, Qerebegan, Xabiban’dan Abdurrahhman Paşa Köprüsü üzerinden Melhemli Köyü’ne varıyorlar. Mevsim kış, her taraf çamur ve bataklıktır. Soğuk ve açlık da başlamış, yorgunluk ise hat safhadadır. Çevreleri de Osmanlı Ordusu, Üç Alevi Aşireti ve Çerkez Milislerince sarılmıştır. Fotoğraf bu. Bu durumda ne karar vermeleri beklenilir. Her halde Mele Mustafa Barzani’nin 1947’deki uzun yürüyüşü gibi vuruşa vuruşa İran’a varmalarını kimse bu iki zikir ve tarikat ehlinden beklemiyor. Melhemli Köyü’ndeyken yanlarında 250-300 kişi var. Herkesin gidip kurtulmasını istiyorlar. Çoğu zor olsa da gönderiliyor. Kalan 25-30 kişi ile tekrar Abdurrahman Paşa Köprüsü’ne geri döndüler. Ve Münir Osman Paşa tarafından alınmalarını beklediler. Hatta bir iddaya göre Kasım “Bu çapulculara yakalanacağımıza(Alevi ve Çerkez Milislerini kastederek) Osman Nuri Paşa bizi yakalasın.” demiştir. Ve bazılarının idda ettiği gibi Kasım’ın bir yönlendirmesi yoktur.
Sosyal olaylar tabiat olayları gibi maalesef ki deneye gelmiyor. Bu koşullarda başka bir alternatifin ne tür vahim sonuçlar doğuracağını kimse bilemez.
Hareket bir provakasyon ile başladı. Bir sürü hatanın da eklemlenmesiyle Abdurrahman Paşa Köprüsü’nde trajedi ile sonuçlandı. İçi dolu olmayan bir hareketti bu. Ama yıllardır Kürd halkına kazandırdığı ulusal bilinç inançlarımız ve Kürdlüğümüze karşı yapılacak saldırılara karşı mücadele azmi aşılaması bakımından 1925 hareketi tarihteki yerini almıştır.
Şeyh Abdullah Melekani’nin “Yaptığımızın hareketin kendisinden çok sonuçları önemlidir.”demesi bunun özetidir.


Şeyh Abdullah Melekani ile binbaşı Kasım Bey arasında yaşanan olayları kısaca analiz eder misiniz ?

- Bizim bölgede 1925 Şeyh Sait hareketine “Tertelé Şexon” diyorlar. Yani Şeyhlerin hareketi veya başkaldırışı anlamındadır. Hareketin başlangıcından Varto cephesine kadar olanları okuyucuların bildiğini kabullenerek sorunuzu cevaplamaya çalışayım. Yalnız, burda aklıma gelen bir şeyi de belirtmek isterim Şeyh Sait ifade vermemek için Kol Hisar’dan Diyarbakır’a gitmek için uğradığı köy ve yerleşimlerde toplantılar yapmamıştır, böyle bir şey de yoktur. Çünkü Şeyh Sait bir hareketi yapmak veya başlatmak için gitmiyor. Devletin dikkatini çekmeden kışı geçirmek için Diyarbakır’a gidiyor. Niye dikkati çekecek toplantılar yapsınki ? Şimdi sorunuza gelirsek kışın ortasında hareketin başlamasında Şeyh Abdullah rahatsızlık duyuyor ve zaten Şeyh Sait Melekhan'da iken kendisini bu konuda uyardığını anlatıyor, bu kışı Melekhan’da geçirmesini ve kızının kendisine iyi bakacağını söylüyor. Mutlaka da gidecekse eğer dikkat çekmeden, kalabalık toplamadan gitmesini istiyor. Ama olan olmuş ve hareket başlamıştı. Önce Şeyh Abdullah çevresindeki ulemadan fetvalar alıyor ve 1 fetva hariç hepsi olumlu geliyor. Daha sonra çevredeki aşiret ailelere harekete katılması için mektuplar yazıyor ve sonrada Gırnas köyünde 3000 kişiye yakın bir kalabalıkla iştişare toplantısını yapıyor. Şeyh Abdullah’ın, Binbaşı Kasım ile olan ilişkisi burda başlıyor. Cibran aşiretinin tüm kolları bu harekete katılıyor. Şeyh Sait her kesimi bir arada tutan bir görev üstlenmiştir. Şeyh Abdullah hareketlerinde askeri tecrübeye sahip olmadığı için önce Bitlis’e gidip kuzeni de olan Cibranlı Halit Bey’i kurtarmayı öneriyor. Burada antiparantez içinde bir şeyi hatırlatayım, Halit Bey yakalanmadan önce her yıl mutlaka yazın Melekhan’a gelir 10-15 gün kalırmış. Köyde o günlerin şenlik havasında geçtiğini söylerlerdi. İkisi yalnız kalınca da hep siyaset ve planlar üzerinde konuştukları rivayet edilir. Gırvas’daki Şeyh Abdullah’ın bu önerisine karşı Kasım Bey’in kardeşi Hacı Reşit öne atılarak , Kasım Bey’in bu vazifeyi yerine getirebileceğini söylüyor. Yazınızda da bunlar var ama önemli olduğu için tekrar ifade ediyorum. Şeyh Abdullah Hacı Reşit’e diyorki , benim bildiğim Kasım harekete soğuk bakıyor. Hatta şimdiye kadar aleyhinde olduğunu işitiyorum. Niye kararını değiştirdi? diye soruyor. Hacı Reşit de Kasım’ın yaptıklarından  pişmanlık duyduğunu ve af dilemek için de izin istediğini söylüyor. Nihayet Varto’ya geliyorlar ve Kasım gelip ağlaya sızlaya, yalvara yakara özür diledikten sonra affediliyor. Bu ara Şeyh Abdullah Efendi, Kasım’ın öldürülmek istendiğini seziyor. Ve bunun yanlış olacağına inanıyor. Hem Cibran aşireti kolları arasındaki hassas denge bozulacak belki de böyle bir olay tüm Cibranlıları birleştirip diğerleriyle karşı karşıya getirecektir. Böyle bir provokasyona izin vermiyor. Ayrıca Kasım’ın askeri tecrübesinden yararlanma şansını da yok etmek istemiyor. Gerçekten de Varto cephesinde emekli Binbaşı Kasım dışında askeri tecrübesi olan yani bu görevi yapacak hiç kimse yoktur. Bu kadar hazırlıksız bir başkaldırıyı varın siz düşünün. Şeyh Abdullah bütün bu gelişmelerden sonra, ikindi namazı için istirahate çekiliyor. Evde Şeyh Abdullah’ın 19-20 yaşlarındaki iki amcazadesi , Şeyh Abdurrahman (Katıksız) ve Şeyh Abdulkadir (Katıksız) odada var. Bundan sonrasını Şeyh Abdurrahman anlatıyor. Diyor ki;
Kasım Bey içeri girdi. Gerekli saygıdan sonra heyecanla anlattı. ”Şeyh’im bu iş böyle olmaz. Askerlerin odur bir eyerle bir at için birbirini yiyorlar. Bunlar yakında çapulculuğa da başlarlar. Bunun önlemini almak lazım.
Şeyh Abdullah der ki;
“Kasım ne yapalım? Nasıl davranalım peki. Hele bir anlat bakalım.”
Kasım der ki;
“İlk yapacağımız şey Divan-ı Harp’i kurmak ve kargaşa yaratan iki kişiyi asmaktır.”
Şeyh Abdullah biraz kızarak “Kasım Kasım! Biz insanları yaşatmak için geldik öldürmek için değil. Bunu geç, başka önerin varsa anlat.”
Kasım devam eder;
“Peki, bundan vazgeçelim. Şeyh’im iki türlü savaş var. Biri cephe savaşı ikincisi çete savaşıdır. Cephe savaşının kuralları bellidir ama çete savaşının kurallarını hareketin başı olarak sizin koymanız lazım. Kim nerde yatacak? Atları nereye bağlayacaklar? Nerde nöbet tutacaklar? ve buna benzer konularda kararları siz vereceksiniz.”
Şeyh Abdullah Efendi biraz da tebessüm ederek “Kasım ben ne anlarım onlardan? Bunları hallederiz sonra.”
Bu diyalogdan sonra hepimiz evden çıktık. Hükümet Konağı’nın yanındaki ağacın altına gittik. Şeyh Abdullah herkesin toplanmasını istedi. Kısa sürede herkes geldi.Şeyh Abdullah önce herkesin biat etmesini istedi. Bu merasimden sonra yüksek bir taşın üzerine çıkarak o konuşmasını yaptı. Ve Kasım’ı da askeri yetkili olarak atadı.
Aklıma gelmişken bu gelişmeden sonra Varto Hükümet Konağı’na bir Kürd bayrağının asıldığı söyleniyor. Bazı yazılı kaynaklarda bunun olduğu gibi Seyda Mele Selim de bunu anlatıyor. Böyle bir bilgi var ama kimse bu bayrağın rengi ve şekli hakkında yorum yapmamış. Bakın 1920 lerde Kürd Teali Cemiyeti ikiye bölünüyor bağımsızlıktan ve özerklikten yana olanlar diye. Bağımsızlıkçı kanat Kürd İştimai Cemiyeti’ni kuruyorlar. Bunları Ekrem Cemil Paşa anılarında yazıyor. Bayrağı da üstte kırmızı ortada beyaz şerit üzerinde güneş figürü ve altta da yeşil renk olarak tarif ediyor. Bu bağımsızlıkçı kanatın Koçgiri Hareketi’nde çok aktif rol aldığı biliniyor. Varto’da 1925’te asılan bayrak bu bayrak olabilir mi? Öyleyse çağdaş Kürd tarihindeki ilk Kürd bayrağı 1925 Varto’da açılmıştır diyebiliriz.


Abdulmelik Fırat’ın Mezopotamya Sürgünü adlı kitabında Şeyh Abdullah hakkındaki olumsuz düşüncesine gelince,

- Yukarıda gelişmeler hakkında bilgi verdim. Sebep ve sonuçlarıyla açıklamaya çalıştım. Tüm bu olaylardan 85 yıldır Melik Bey dışında hiç kimse gelişmelere o şüpheyle bakmadı ve yorumlamadı. Gerçi Melik Bey’de amacının o olmadığını bunu kitabının yazarının hatasından kaynaklandığını söylese de bir defa yazılan yazılmıştır. Ve bunu reel bir karşılığı da yoktur. Melik Bey böyle bir şeyi niye ima edebilir? Bunun tek izahı 1925 hareketinin toplumumuz nezdinde oluşan etkinin ranta dönüştürülme çabasıdır. Şeyh Said’in evlatları dışında Hınıs’taki diğer aile fertleri harekete bir fiil katılmadılar. İlginçtir ki harekete katılmayan bu aile taalluku bu hadisenin sonuçlarından hep siyasal ve ekonomik bir rant beklemişlerdir. Hadiseye biraz da bu rant gözüyle bakınca diğer aile ve aşiret önderlerini küçümser tavırları maalesef olmuştur. Örneğin; Cibranlı Xalıt Bey için de “O ne yaptı ki? Ne katkı sağladı ki 1925 hareketine?” gibi tavırlar sergilemişler. Bu kürd halkı tarafından hep üzüntüyle karşılanmıştır. Sorduğunuz konuya en güzel cevabı Şeyh Ali Rıza Efendi 1960 ların sonunda vermiştir. Şeyh Ali Rıza Efendi ile(Şeyh Said’in oğlu) Şeyh Ebubekir Efendi’nin(Şeyh Abdullah’ın yerine geçen kardeşi) evleri Elazığ’dadır. Şeyh Ali Rıza Efendi misafirliğe gelir. Bu duyulunca kalabalık bir cemaat de oluşur ve sohbet etmeye başlarlar. O sırada Şeyh Abdullah’ın tek evladı Amine Hanım misafirleri sormak için içeri girer. Şeyh Ali Rıza Efendi ayağa kalkar bu vaziyette birbirlerini sorduktan sonra Amine Hanım gider. Şeyh Ali Rıza Efendi ayağa kalkma olayında akrabaların tepkisini sezer ve der ki “Beni ayağa kaldıran Şeyh Abdullah’ın hatıratıdır.” Amine Hanım da onun bize bıraktığı emanetidir. Siz  siz olun bu konu da saygıda kusur etmeyin. ”Ve o an odayı hüzünlü bir duygu kaplar.
Kutsal dini inançları ve milli davaları için şehadet şerbetini içen tüm Kürdistan şehitlerine azami saygıyı herkesin göstereceğine inancım tamdır.


Şeyh Abdullah ailesini hareketten sonra Bongulan(SOLHAN) ve çevresinde kimler tarafından korundu ve bunun süresi ne kadardır?

- Hadisenin bitiminden sonra Melekhan köyünde Şeyh Abdullah Efendi ailesinde 12 yaşından büyük kimse kalmamıştı. Aile darmadağan olmuştu. 1925 hadisesinde ailede şehit olanların listesi şunlardır; Şeyh Abdullah Efendi, Hacı Xeli(BAZMANAN) ve oğlu Mele Emin Diyarbakır’da idam ediliyorlar. Şeyh İbrahim (Şeyh Abdullah’ın kardeşi) ve Şeyh Kasım’ın oğlu Mexık Bitlis cezaevinde öldürülüyor. Şeyh Kasım Amasya cezaevinde öldürülüyor(Şeyh Abdullah’ın amcazadesi). Mele Mahmut (Solhan Kasmanlı) Varto alındığında çatışmada şehit oluyor. Feqi Mexemed Çorum’da öldürülüyor. Kalan aile fertleri de cezaevinde tutuklu veya dağda mahkumlar. Bu koşullar Şeyh Abdullah’ın iki hanımı Nafiye Hanımla, Hayriye hanım ve kız kardeşi Rukiye Hanımı güvenilir aile dostu Ömeran aşireti ileri geleni Abdullkerim-i Kıno’ya teslim edilirler. Abdulkerim-i Kıno bunları 6 ay kendi köyü Ömeran başta olmak üzere Gızo, Perxu, Tavz ve civar köyler devamlı yer değiştirerek korumuştur. Şeyh Abdullah’ın tek evladı Amine hanımıda bu sıralarda Perxu’da yetim olarak Dünya’ya geliyor. Bu köyler Ardüşen Beylerine bağlı köylerdir. 6 aydan sonra sürgün kararı gelir ve 3 bayan sürgün edilir. Ancak aile 3 bayanın yanına gönüllü bir sürgüncü olarak amcazadeleri Şeyh Hasan’ı refakatçi olarak gönderirler. 2 aylık bebekle beraber 5 kişi Aksaray’a sürgüne gider. O menfide çekilenler ayrı bir hikayedir. Nihayet  1928 affıyla geri dönerler. Olayın aslı budur. Serbesti’de okuduğum yazında bu kısımlar yanlış olmuştur.

Amine Hanım’a Mehmet Bey’in Şerefattin Yaylasını hediye ettiği iddası var. Ayrıca diğer yayların iktisabıyla ilgili bize açıklayıcı bilgiler verir misiniz?

- Orhan Bey şimdi Şerafettin Yaylalarıyla ne önce ne şimdi Ardüşen Beyleri arasında hiçbir bağ olmamıştır. Amine Hanım için bahsettiğiniz yayla Amine Hanım’a dedesinden miras yoluyla kendisine kalıyor. Eğer Ardüşen Beyleri kendisine bu yayları verselerdi  tapu kayıtlarında bu intikal gözükürdü. Diğer yaylaların hikayesine gelince 1800'lerin sonlarına kadar Şerafettin Yaylaları Acem Aşireti olan Bilikilerindi(Acem deniliyor ama asılları Azeriymiş). Bu aşiret kışın  İran platolarına yazın da Şerafettin dağlarına gelirlermiş. 1900'lerin başında Osmanlı ile İran anlaşarak sınırları ihlal eden bu tür göçebe aşiretlerin geçişlerine izin vermiyorlar. O arazileri Osmanlılar hazineye kaydediyorlar ve bir süre sonra da ihaleye çıkarıyorlar. Şeyh Abdullah’ın babası Şeyh Mahmut Efendi ihalede o yaylaların bir kısmını alıyor. Bir kısmını da Bağlulu İbrahim Beyler (MALA SUAR) alıyorlar. Şeyh Abdullah bu yaylalardan birisini de(KANDİL YAYLASI) tüm köye bağışlıyor. Ve asla bu yaylardan gelen kirayı da yemezdi. Çünkü ittikadına göre emek sarf etmeden gelen gelir mekruhdur ve yenilmezdir.


Ardüşen Beylerinin durumuna günümüzde yardım ve yataklık diyebilirmiyiz ?

A) Bu yardımı yapmayı göze alıyorlar ama harekete niye katılmıyorlar. Görüşlerinizi açabilir misiniz?

- Ardüşen Beyleri yörede devleti temsil eden güçdü. Ardüşen mutasarrıflıktı. Halkın diğer kesimlerinde olan dini ve milli kaygılar o zamanın beylerinde olmayabilir. Ardüşen Beyleri'nin harekete katılmasını bırakın da Beylerden çekindiklerin için (ÖRN:Ömeran, Tavz) birkaç aşirette harekete destek vermedi. Burda tarihi bir vakayı da anlatmak istiyorum; ŞEYH Abdullah Efendi Varto üzerine gitmeden önce aşiret ve toplumun ileri gelenlerine harekete katılmaları için mektup ve adam gönderdiğini söylemiştim. Bunlardan biri de Badiki Aşireti reisi Keranlı Yusufe Temo'ydu. Ardüşenli Mahmut Bey Yusufe Temo’ya mektubu götüren ulağı yakalar ve kendisine bir inek vererek mektubu ondan alır. Bu mektup Diyabakır İstiklal Mahkemesinde Şeyh Abdullah’ı akıbetini hazırlayan belgelerden biri olur.

B)  Bu aile devlet tarafından sürgüne gönderiliyor. Sefalet ve zulum içinde yaşıyorlar.

Hareket sonrasi iki aile arasındaki ilişkiler nasıl olmuştur?

- Harekete katılsın yada katılmasın bütün Kürd aileleri sürgüne gönderilmişler, malları ellerinden alınmış, perişan edilmişlerdir. Çünkü Kemalist iktidar fiilen yok edemeyeceği bir halkı kültürel bir soykırıma uğratıyor. Bundan dolayı ileride potansiyel tehlike olabilecek herkes nasibini alır. Hareketten sonra mağdur olan iki ailenin arası hep iyi olmuş ve birbirlerine destek olmuşturlar. Örnek verirsek Ardüşen Beyleri ailesinden  Cemal Yavuz CHP’de  1960’larda milletvekili  olunca Şeyh Ebubekir Efendi tüm gücüyle kendisini desteklemiştir.


Kürd toplumunda aristokrat aileler arasındaki çekişmelerin sebebi nedir?

- Açıkçası bunun sosyal, ekonomik, toplumsal ve hatta coğrafik sebepleri vardır. Geri tekniklerle üretim yapan tüm toplumlarda bu tür sorunlar vardır. Kapitalist ilişkiler geliştikçe bu tür sorunlar zamanla ortadan kalkar.


Şeyh Said hareket bastırıldıktan sonra niye başka yerden İran’a gitmiyor da gelip Melekhan’da bu kararı alıyor?

- O günün koşullarında ve tüm eksikliklere rağmen en derli toplu ve düzenli cephe Varto Cephesiydi. Güçlerini muhafaza etmişlerdi. Diğer bütün cepheler çok dağınık ve kargaşalıydı. Kimsenin kimseden haberi yoktu. Şeyh Said bunu gördüğü için damadının yanına geldi. Zaten önceden de tüm kararları ikisi istişare ederek alıyorlardı. Yine de öyle olmasını istemiş olabilir.
Burda bir iki yanlışı da düzeltmek istiyorum.Yazınızda; Şeyh Abdullah Efendi Binbaşı Kasım’ı askeri yetkili atayınca Şeyh Said’in memnuniyetsizliğini bildirdiğini söylüyorsunuz. Böyle bir şey yok. O sıralarda Şeyh Said Efendi Varto’da değil ki memnuniyetsizliğini bildirsin. Bir de şöyle bir cümle yazınızda geçiyor; ’’Şeyh Said Efendi fazla zorlanmadan ailevi ve dini bağlılıklarından dolayı kısa sürede ikna eder.’’ Şeyh Said Efendi Şeyh Abdullah Efendiyi niye ikna etsin ki? En başında ikisi de işin içindeler ve tüm gelişmeleri biliyorlar. Büyük bir ihtimalle Azadi’yi de biliyorlar. Son bir şey daha söylemek istiyorum. Kürd toplumunun tarihe bakış açısında bir sorun gözüküyor gibi. İşin kolayına kaçarak sembollerle işi halletmeye çalışıyorlar. Mesela Bedirxanelerin yenilgisini Yezdanşer’in ihanetine Dersim-i Reyber’in işbirliğine ve ya Şeyh Mahmut Berzenci hareketinin yenilgisini Şeyh Mahmut’un komplekslerine bağlamak gibi. Bu bakış açısını 1925'deki  sembollerde de görüyoruz. Böyle olunca da başka sebepler araştırmaya  gerek görmüyoruz. Böyle bir toplumsal tarih algılaması diğer toplumlarda olmasa gerek. Tarihe ve olaylara daha bilimsel ve determinist bir açıdan bakmamız gerekiyor. Şeyh Said hareketi İslami ideolojiyle yapılan Kürd halkının hareketidir .Herşeyiyle  Kürdistani bir harekettir.

- Değerli dostum ve arkadaşım Xwendeq Benahol,  konu hakkında gönderdiğim sorularıma içtenlikle verdiğin cevaplar için teşekkür ederim.

ORHAN ZUEXPAYIJ



15/02/2012 13:17
Sayın Zuaxpayıc..,
Şeyh Abdullah Melekani?nin torunu ? Xwendeq Benahol? ile yaptığınız röportajı okudum. Elinize sağlık, doğrusu bu aileye mensup birinin görüşlerini toplu iletişim araçlarına aktarmanıza sevindim, nasıl başardığınızı da bilmiyorum. Sizi kutlarım. Röportaj ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.
1-Çok önemli bir hareket hakkında konuşurken, yazarın takma isim kullanmasını çok şık bulmadığımı ifade etmek isterim. Çünkü anlatımların çoğunluğu duyuma(tevatüre) dayanmaktadır. Bu nedenle takma isim anlatılanların inandırıcılığını zedeleyebilir.
2-Şeyh Abdullah Efendi ile beraber Diyarbakır?da idam edilen kişi ?Haci Xeli? değil doğrusu Haci Xalıd?tır. Haci Xalıd, Mele Emin?in babasıdır. Babasıyla birlikte idam edildiler. Mele Emin idam edildiğinde 26 yaşında idi. Harekete katılmadan önce, Girvas Köyünde hem imam ve hem de müderrislik yapıyordu. Zeki, takwa ve zühd sahibi bir alimdi. Yaşından büyük olgunluk gösteriyordu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Başkanı ifadesini alırken, kendisini çeliştirmek, pişmanlığa zorlamak için ifadesini değiştirmesi karşılığında kendisini salı verileceğini ve bu dünyada daha göreceği çok şeylerin olduğunu ifade eder. Ama kendisi, Mahkeme başkanına hitaben, Bu Dünya dört mevsimdir ben her dört mevsimi de gördüm. Bu dünyada görecek bir şeyim kalmadı der. Kararlılığı ve vakarı mahkeme heyetinde şok etkisi yaratır.
3-Çorum ceza evinde infaz edilen Feqi Mexemed değil ?Feqi Mahmud?dur. Feqi Mahmut bu ailenin en mücadeleci ve yiğit evladıdır. Fedakarlığı, secaatı ve mücadele azmiyle önemli bir şahsiyettir. 1915 Rus işgalinde Şeyh Abdullah Efendinin Komutasındaki birlikte ağabeyi Hasan?la beraber savaşır. Bulanık?ta bir çatışmada ağabeyi beraber Solhan?lı 7 kişi şehit düşer. Fakat cenazeler çatışma ortamından alınamaz. İşte tam bu ortamda Feqi Mahmut komutanın izniyle bir ata biner ve çatışma ortamından ağabeyinin cenazesini çıkartır. 1925 hareketinin başından sonuna kadar harekette yer alır. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi kendisini ömür boyu hapse mahkûm eder. Oradan Çorum ceza evine gönderilir. Ceza evinde bilinmeyen bir sebepten dolayı vefat eder. Mezarı diğer Kürt büyüklerin ki gibi bilinmez.
4-Röportajın başında Kasım Beyin ihanetinden bahsederken Röportajın ilerleyen kısmında ise, Şeylerin tutuklanmasında Kasım Beyin bir yönlendirmesi olmadığını, tam aksine Şeylerin isteğine aracı olduğu yazılmış. Bu burada bir çelişki vardır. Ancak, Şeyhlerin tutuklanması sırasında hiçbir çatışmanın olmaması yazarın görüşünü güçlendirmektedir.
5-Şeyh Said Efendi Erzurum?dan Diyarbakır?a geçerken Melekan?da yapılan toplantı ve İran?a geçmek için ise Melhemli Köyünde yapılan toplantıda ne kararlar alındığını tam olarak açıklanmamıştır. Bu iki toplantının içeriği açıklanırsa her şey gün ışığı gibi aydınlanır kanaatindeyim.
6-Yazar 1960 seçimlerinde Şeyh Ebubekir Efendinin CHP adayı Cemal Yavuz?u tüm gücüyle desteklediği ifade edilmiş. Aslında Şeyh Ebubekir Efendi Bölgede en etkili şahsiyetti. Bingöl, Muş ve hatta Erzurum?da seçim için aday olan ve bu ailenin etkisi bilen bir çok kişi Şeyhin köyüne gelir kendisinden destek isterdi. Seçilince de yine gelir Şeyhin duasını alırdı. Şeyh nezaketi gereği yardım isteyenleri kırmazdı. 1965 Genel Seçimlerinde Cemal Yavuz da böyle bir destek verilmiş.
7-Kasım Beyin aslında Şeyh Saide değil de Xalit Beye ihanet ettiği yazılmış. Yani aile içi çekememezlik. Maalesef Kürtlerde yaygın ve tedavisi imkansız büyük bir hastalıktır.
.
Yazar, olumlu bir dil kullanmış. Duyumlar görgü tanıklarına dayandırılmış. Doğrusu yazarın, yorumlarının dışındaki yazdıkları, bizim duyduklarımızla birebir örtüşüyor.

Şeyh Said Efendi ile Şeyh Abdullah Efendinin aileleri tarihte kader birliği yapmış iki ailedir. Birbirlerine halef-selef olmuş aynı zamanda da dayı yeğen ilişkileri vardır. Herkim bu iki ailenin arasını açmak, nifak sokmak hakaret etmeğe yeltenirse bilsin ki, bu her iki şahsiyetin aziz hatıralarına ihanet etmiş olur.

Mülakat veren arkadaşı kutluyorum, yiğitçe bize bildiklerini paylaşmış. Emeği geçen herkese selamlar saygılar?





Konuk Yazar
Mehmed S. Kaya: Şeyh Abdullah Melekani'nin torununa cevabım
 
20 Şubat 2012

Mehmed S. Kaya

Şeyh Said Hareketinde Yaşanan Bazı Olumsuz Gelişmeler Kamuoyuna Doğru Anlatılmıyor

Sayın Orhan Zuaxpayij’ın, Şeyh Abdullah Melekani'nin torunu diye tanıtılan Xwendeq Benahol ile yaptığı röportajı Serbesti sitesinde okuduktan sonra katılmadığım ve sorunlu olduğunu düşündüğüm bazı noktaları düzeltmek zorunluğunu hissettim. Kamuoyunu yanlış bilgilendirmek hiç kimsenin yararına değildir. Bu cevabı yazmaya iten en önemli neden ailemin Şeyh Said hareketine aktif katılmasıdır. Buna binaen kamuoyuna bir takım sağlıklı bilgiler sunabileceğimi düşünüyorum. Bu yaşanmışlık Şeyh Said hareketi hakkında doğru ve güvenilir bilgilere ulaşma yolunda bir önemli kaynak teşkil ediyor.
Konuya geçmeden önce Şeyh Abdullah’ın torununun ismi ile ilgili bir hususu belirtmek istiyorum: Bana ulaşan bilgilere göre Xwedeq Benahol takma bir isimdir. Ben prensip olarak takma isim kullanan kişilerle tartışmayı doğru görmüyorum. Bence insanlar savundukları bir şeyin arkasında kendi isimleriyle durabilmeli. Bu vakıada neden takma bir isim kullanılma ihtiyacı duyulduğunu da anlamlandırabilmiş değilim. Ancak, bahsedilen konu ve ileri sürülen düşünceler benim açımdan önemli oldukları için burada bir istisna yapacağım. Xwendeq Benahol’un aşağıda aktaracağım görüş ve yorumlarını sorunlu ve manipülatif buluyorum. Bu kısımları aktarırken beraberinde anlatılanların maddeler halinde eleştirel bir değerlendirmesini yapacak ve olaya dair doğru bilgileri paylaşacağım.
1. Xwendeq Benahol’un Binbaşı Kasım’ın 1925 Şeyh Said hareketinde içine düştüğü ihanet rolüne dair şu söyledikleri bana son derece şaşırtıcı geldi: “Olayın aslı Kasım’ın Şeyh Said ve Şeyh Abdullah’ı yönlendirmesinden çok, Şeyh Said ve Şeyh Abdullah’ın Kasım’ı aracı olarak kullanmalarıdır (…) Ve bazılarının iddia ettiği gibi Kasım’ın bir yönlendirmesi yoktur”.
Öyle anlaşılıyor ki Benahol burada Kasım’in rolüne başka anlam verme çabası içerisine girmiş. Bu yaklaşım tarihsel bir olayın arkasında yatan gerçeği örtbas etme ve bir anlamda manipüle etme anlamını taşıyor. Peki, gerçek olan nedir? Gerçeğe ya da sahih bilgiye ulaşmak için şu soruların cevabı üzerine düşünmek gerekiyor: Binbaşı Kasım’ı hareketin askerî komutanlık revine kim atadı? Kasım nasıl o reve getirildi? Kasıma karşı yapılan uyarılar neden ciddiye alınmadı?
Gırvas köyündeki istişare toplantısına katılanların sayısı 3.000 kişi degil. Bu rakam abartılmış. Katılanlar yaklaşık 400 suvariden ibarettir. Şeyh Abdullah bu suvari kitlesine hitaben bir konuşma yapıyor. Konuşmasında askeri bilgilere sahip biri gerekli olduğunu dile getiriyor ve o esnada Kasım Beg’in kardeşi Hacı Reşit öne atılarak, Kasım Beg’in bu vazifeyi yerine getirebileceğini öneriyor. Hacı Reşit’in bu önerisine karşı Solaxan aşiretine bağlı Keşkon köyünden Şerif a hemen bir kaç adım öne atılarak Kasım Beg’e olan güvensizliğini dile getiriyor. Şerif Ağa Cıbran aşiretinin bir kolu olan Baglu Beylerinden Mahmed Beg’in kızı Şımomok Hanım ile evli olduğu için Kasım’ı yakından tanıyordu. Şerif Ağa’nın bu müdahalesi ve yaptığı itiraz topluluk tarafından da destekleniyor, fakat Şeyh Abdullah bu itiraza maalesef duyarlı davranmıyor. Şerif Ağa bu satırların yazarının dedesidir. Ve o toplantıda takriben 15 yaşıda olan babam, Yusuf Kaya, da hazır bulunuyor. Belirtilmesi gereken başka bir nokta da şudur: Dedem Şerif Ağa, Şeyh Said hareketinde üsteğmen görevini üstlenmiştir.
2. İkinci itirazım Şeyh Abdullah’ın Varto’daki konuşması sırasında yaşananlarla alakalıdır. Yine bilindiği gibi Varto Türkiye Cumhuriyeti güçlerinden geri alındıktan hemen sonra Hükümet Konağının önünde Şeyh Abdullah büyük kalabalığa bir konuşma yaptı. Şeyh Abdullah bu konuşmasında hareketin askeri cephe sorumluluğuna Kasım Beg’i resmen önermiştir. Bu konuda sayın Orhan Zuaxpayij’ın aktardıkları benim sahip olduğum bilgilerle tamamen örtüşmektedir. Şeyh Abdullah’ın o toplantıda söylediği şu sözler konunun takipçileri tarafından bilinmektedir: “Siz beni kabul ettiniz. Mademki bana güveniniz var, ben de cephenizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey’i tayin ediyorum. Sizin bana güvendiğiniz gibi, ben de ona güveniyorum.
Şeyh Abdullah’ın bu sözleri katılımcılar arasında ciddi anlamda tepki ve endişe yaratmıştı. Katılımcılar Kasım’a karşı tepkilerini değişik biçimlerde dile getiriyorlardı. Kimi huzursuzca kımıldanıyor; kimi mırıldanıp arkasını dönüyor; kimi toplantı yerini hemen terk ediyor; kimi hayal kırıklığına kapılıp susuyor. Fakat topluluğun dışa vurulan bu memnuniyetsizliği, rahatsızlığı ve tepkisi Şeyh Abdullah tarafından ya görmezlikten geliniyor ya da gözlemlenemiyor. Kasım’ın komutalığa getirildiğini öğrenen Şeyh Said olan olmuşdemiştir. Şeyh Said’in bu tepkisi hareketin yenilgisinin ikinci aretini veriyordu. Başka bir ifadeyle, hareketin bu bölgede başarısızlığa uğramasının en önemli nedeni Şeyh Abdullah’ın Kasım’ı komutanlığa getirmesi ve Şeyh Said’in bu duruma kayıtsız kalmasıdır. Zikrettiğim bu nedeni herkes biliyor fakat kimse açıkça söylemiyor ya da söylemeye cesaret etmiyor. Zaza Kürt toplumunda dine destekli otoritelere karşı durma ve gerektiğinde onları eleştirme geleneği henüz oluşmamış gibi görünmektedir. Ne var ki bu noksanlık onların trajedisidir.
3. Melhemli köyündeki 300 kişilik birlik için portajdaHerkesin gidip kurtulmasını istiyorlar. Çoğu zor olsa da gönderiliyordeniliyor. Dile getirilen bu nokta doğru değildir. Birlikteki 25-30 kişi dışında herkes kaçıyor. Dedem Şerif Ağa kalanlar arasındaydı. Bu grup Kasımın Şeyh Said Hareketine yönelik kurdugu tuzak sonucu kaybedilen Abdurrahman Paşa Köprüsü’nü tekrar ele geçirmek için harekete geçiyorlar. Çetin bir savaş yaşanıyor ve savaşın dördüncü gününde Şerif Ağa şehit oluyor ve onun kűçűk kardeşi, Selim, yaralı olarak kurtuluyor.
4. Ben Batı basınında 1920’lerden bu yana sürekli dile getirilen şu değerlendirmeye tamamen katılıyorum: Kürtler, kendilerine zulüm eden sömürgecilerine karşı savaşmayı bilen bir halktır, bilhassa gerilla cephesinde oldukça başarılıdırlar; fakat Kürtler kötü liderler tarafından yönetildikleri için hep kaybediyorlar. Maalesef geçmişte hep öyle oldu. The Independent, The Guardian, Danimarka’nın Information gazetesi, Norveç’in Dagbladet, ve Aftenposten gazeteleri bu görüşü sık k dile basım-yayın organları arasındadır.
5. Ayrıca, Xwendeq Benahol’un Şerevdin yaylası üzerine öne sürdüğü iddialar da gerçeği yansıtmıyor. “Diğer yaylaların hikâyesine gelince 1800'lerin sonlarına kadar Şerafettin Yaylaları Acem Aşireti olan Bilikilerindi. Bahsedildiği gibi bu aşiret Acem değil Azeri asıllıdır. Devamında BenaholŞeyh Abdullah’ın babası Şeyh Mahmut Efendi ihalede Şerafettin yaylaların bir kısmını alıyordiyor.
Bu ifadeler tamamen yanlıştır. Benahol’un ailesine ait Şerevdin yaylaları (Yekmal köyü hariç) Hirbizun ve Azad başta olmak üzere komşu köylerin merası idi. Bu mera komşu köyler tarafından Şeyh’e 20. yüzyılın başında hediye verilmiştir. Yekmal Köyü ise aslinda Bılıki aşiretine mensup Said Acêm ailesinin mülkiyeti idi. Sonra Beritanlar ile yapılan bir kavga sonucu Said Acêm ailesinden bir adam öldürüldü ve Beritanlar köyű terk etmek zorunda kaldılar. Yekmal’ı bu kez Solaxan aşiret reisi Mahmed Ali Çeto satın aldı. Şeyh ailesi de daha sonra Mahmed Ali Çeto’dan satın almış.
Son olarak bu bağlamın dışında kalan ama bu yazıya eklemek istediğim bir itirazım daha var. Bu itiraz yine sayın Orhan Zuexpayij’ın Şeyh Selahaddin Fırat ile ilgili hazırladığı portreye yöneliktir. Sayın Zeuxpanij'ın çizdiği Şeyh Selahaddin portresini genel hatlarıyla ve profesyonellik açısından olumlu görüyorum. Benim gözlemlerime uymayan yani Şeyh’in kişiliği ve davranışları ile ilgili olan kısımlarıdır. Portre Şeyh’in bu belki de en önemli yanını kapsamıyor ve bu yüzden gelecek kuşaklara bu hareket ile ilgili bilgileri aktarma durumu söz konusu olduğunda önemli ölçüde eksik kalıyor. 1970'li yılların sonuna doğru Şeyh Selahaddin'in cemaatinde iki sefer hazır bulundum. İki nedenden ötürü Şeyh Selahaddin’i yakından tanımak istemiştim. Birincisi Şeyh Said Efendinin ailesine mensup olmasıydı. İkinci neden ise şeyhlik otoritesinin Zaza Kürt toplumuna derinlemesine nüfuz eden bir konuma sahip olmasıydı. Özellikle ikinci neden Şeyh’e olan ilgimi daha da artırıyordu. İfade ettiğim nedenlerden dolayı Şeyh Selahaddin’i daha iyi tanımak istedim ve her iki sefer de kendisini yakından izleme fırsatını buldum. Ne var ki, maalesef, birçok kişi gibi ben de hayal kırıklığına uğradım. Şeyh Selahaddin'i çok otoriter gördüm. İnsanlara söz hakkını nadiren veriyordu. İnsanlarla sohbet ederken her daim gündemi kendisi belirliyor ve yönlendiriyordu. Herşeyin en doğrusunu ben biliyorum anlayışı onda hâkimdi. Daha da vahimi insanları sürekli aşağılayan bir üslup sergiliyordu Şeyh Selahaddin. Hatta bir cemaatte ziyaretçilerden birine rencide edici küfürler bile savurdu. Bu otoriter yaklaşımlar, insanları hor görmenin bir sonucudur ve benzeri davranışlar benim tanıdığım yörenin neredeyse tüm şeyhlerinde yaygın bir anlayıştır. Çok geçmişe dayanan bu otoriter anlayış halk arasında efendi-kul hiyerarşisince temellenen bir yapı yaratmıştır. Bu efendi-kul geleneği şeyhlik otoritesinin sürekliliğini sağlamaya yöneliktir. Ben bu korkuya dayalı otoriter ve hiyerarşik geleneğin toplumun yararına işlediğinin kanısında değilim. Şeyhler artık böyle davranmamalı. Bu çok aşağılayıcır. Dini kendi tekellerinde gibi tanımlamışlar ve din arkamızda olduğu sürece istediğimiz gibi davranırız ve her şeyi yaparız sonucunu çıkarıyorlar. 
Toplumumuzdaki tanınmış şahsiyetlerin portreleri çizilirken, anlatılanlar içerisine o şahsiyetlerin davranışları, olayları değerlendirme gücü, insanlara bakış açısı, onların dünya görüşleri, insanlarla iletişim şekilleri, o şahısların karakterleri, ahlâkî standartları, vs gibi önemli noktalar da dâhil edilmelidir. Bu bilimselliğin bir gereğidir. Ayrıca, toplumumuz artık o şahsiyetlerin değer yargılarını sorgulamalıdır.

Mehmed S. Kaya
Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon köyü doğumlu.
Norveç’in Lillehammer Üniversitesi sosyoloji bölümünde öğretim üyesi.
Uluslararası göç üzerine bir dizi çalışmaları bilimsel dergilerde yayınlamış. En son çalışması ise ‘The Zaza Kurds of Turkey’ (Zaza Kürtler: Küreselleşme Çağında Orta Doğulu Bir Azınlık) kitabı geçen yıl ünlü I. B. Tauris yayınevi tarafından Londra’da basıldı.

Yararlandığım kaynaklar:
Kaya, Mehmed S. (2011): The Zaza Kurds of Turkey: A Middle Eastern Minority in a Globalised Society, London: Tauris Academic Studies.
van Bruinessen, Martin (1992): Agha, Saikh and State. The Social and Political Structures of Kurdistan, London: Zed Books Ltd.
Zuxpayij, Orhan (2012): Şeyh Abdullah Melekani'nin torunuyla röportaj, Serbesti.net.
Zuxpayij, Orhan (2012): Şeyh Selahaddin rat ("Saidoğlu"), Serbesti.net.










                                                                                              

4 yorum:

  1. Sayın Zuaxpayıc..,

    Şeyh Abdullah Melekani’nin torunu “ Xwendeq Benahol” ile yaptığınız röportajı okudum. Elinize sağlık, doğrusu bu aileye mensup birinin görüşlerini toplu iletişim araçlarına aktarmanıza sevindim, nasıl başardığınızı da bilmiyorum. Sizi kutlarım. Röportaj ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.
    1-Çok önemli bir hareket hakkında konuşurken, yazarın takma isim kullanmasını çok şık bulmadığımı ifade etmek isterim. Çünkü anlatımların çoğunluğu duyuma(tevatüre) dayanmaktadır. Bu nedenle takma isim anlatılanların inandırıcılığını zedeleyebilir.
    2-Şeyh Abdullah Efendi ile beraber Diyarbakır’da idam edilen kişi “Haci Xeli” değil doğrusu Haci Xalıd’tır. Haci Xalıd, Mele Emin’in babasıdır. Babasıyla birlikte idam edildiler. Mele Emin idam edildiğinde 26 yaşında idi. Harekete katılmadan önce, Girvas Köyünde hem imam ve hem de müderrislik yapıyordu. Zeki, takwa ve zühd sahibi bir alimdi. Yaşından büyük olgunluk gösteriyordu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Başkanı ifadesini alırken, kendisini çeliştirmek, pişmanlığa zorlamak için ifadesini değiştirmesi karşılığında kendisini salı verileceğini ve bu dünyada daha göreceği çok şeylerin olduğunu ifade eder. Ama kendisi, Mahkeme başkanına hitaben, Bu Dünya dört mevsimdir ben her dört mevsimi de gördüm. Bu dünyada görecek bir şeyim kalmadı der. Kararlılığı ve vakarı mahkeme heyetinde şok etkisi yaratır.
    3-Çorum ceza evinde infaz edilen Feqi Mexemed değil “Feqi Mahmud”dur. Feqi Mahmut bu ailenin en mücadeleci ve yiğit evladıdır. Fedakarlığı, secaatı ve mücadele azmiyle önemli bir şahsiyettir. 1915 Rus işgalinde Şeyh Abdullah Efendinin Komutasındaki birlikte ağabeyi Hasan’la beraber savaşır. Bulanık’ta bir çatışmada ağabeyi beraber Solhan’lı 7 kişi şehit düşer. Fakat cenazeler çatışma ortamından alınamaz. İşte tam bu ortamda Feqi Mahmut komutanın izniyle bir ata biner ve çatışma ortamından ağabeyinin cenazesini çıkartır. 1925 hareketinin başından sonuna kadar harekette yer alır. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi kendisini ömür boyu hapse mahkûm eder. Oradan Çorum ceza evine gönderilir. Ceza evinde bilinmeyen bir sebepten dolayı vefat eder. Mezarı diğer Kürt büyüklerin ki gibi bilinmez.
    4-Röportajın başında Kasım Beyin ihanetinden bahsederken Röportajın ilerleyen kısmında ise, Şeylerin tutuklanmasında Kasım Beyin bir yönlendirmesi olmadığını, tam aksine Şeylerin isteğine aracı olduğu yazılmış. Bu burada bir çelişki vardır. Ancak, Şeyhlerin tutuklanması sırasında hiçbir çatışmanın olmaması yazarın görüşünü güçlendirmektedir.
    5-Şeyh Said Efendi Erzurum’dan Diyarbakır’a geçerken Melekan’da yapılan toplantı ve İran’a geçmek için ise Melhemli Köyünde yapılan toplantıda ne kararlar alındığını tam olarak açıklanmamıştır. Bu iki toplantının içeriği açıklanırsa her şey gün ışığı gibi aydınlanır kanaatindeyim.
    6-Yazar 1960 seçimlerinde Şeyh Ebubekir Efendinin CHP adayı Cemal Yavuz’u tüm gücüyle desteklediği ifade edilmiş. Aslında Şeyh Ebubekir Efendi Bölgede en etkili şahsiyetti. Bingöl, Muş ve hatta Erzurum’da seçim için aday olan ve bu ailenin etkisi bilen bir çok kişi Şeyhin köyüne gelir kendisinden destek isterdi. Seçilince de yine gelir Şeyhin duasını alırdı. Şeyh nezaketi gereği yardım isteyenleri kırmazdı. 1965 Genel Seçimlerinde Cemal Yavuz da böyle bir destek verilmiş.
    7-Kasım Beyin aslında Şeyh Saide değil de Xalit Beye ihanet ettiği yazılmış. Yani aile içi çekememezlik. Maalesef Kürtlerde yaygın ve tedavisi imkansız büyük bir hastalıktır.

    Yazar, genelde olumlu bir dil kullanmış. Duyumlar görgü tanıklarına dayandırılmış. Doğrusu yazarın, yorumlarının dışındaki yazdıkları, bizim duyduklarımızla birebir örtüşüyor.

    Şeyh Said Efendi ile Şeyh Abdullah Efendinin aileleri tarihte kader birliği yapmış iki ailedir. Birbirlerine halef-selef olmuş aynı zamanda da dayı yeğen ilişkileri vardır. Herkim bu iki ailenin arasını açmak, nifak sokmak hakaret etmeğe yeltenirse bilsin ki, bu her iki şahsiyetin aziz hatıralarına ihanet etmiş olur.

    Mülakat veren arkadaşı kutluyorum, yiğitçe bize bildiklerini paylaşmış. Emeği geçen herkese selamlar saygılar…

    YanıtlaSil
  2. Allahin rahmeti úzerlerinde olsun emeyi geçen herkese allah razi olsun

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Evet tarihi sahsiyet ve ulusal değerlere azami saygı bizim burcumuz. Ancak sırf bir aile mensubudur hasabi ile her önüne gelene değer vermek de bizim milli zaafimiz. Düşünün geçen seçimde Ali Rıza Sepetioglunun üç çocuğundan biri CHP den biri akp den ve bir tanesi de MHP den bir ......kapmaya calismis. Ama bu nasıl bir iştir diye sorarsan o bölge insanının büyük çoğunluğu seni linçe kalkışır. Bu da bu ailelerin bize bıraktığı olumsuz mirastır.


    YanıtlaSil