Kûy a Spî

27 Aralık 2012

ÇOLİG'İN ÇAĞDAŞ YADO'SU MUSTAFA AYÇİÇEK'İN (MIÇE) YAŞAM ÖYKÜSÜ


 
ARAŞTIRMA VE İNCELEME
 
 


  

Ne Boti me, ne Gerzi me, xulame axa Kurdistan;
Ne mirim ez ne axa me, peyaye Dewleta Kurdan.


Türkçesi;

Ne Botanlıyım, ne Garzanlıyım, Kürdistan toprağının hizmetçisiyim;
Ne mirim ben, ne de ağayım, Kürt Devletinin neferiyim.


Mir Kamuran Ali Bedirhan



- Çolig'in çağdaş Yado'su Mustafa Ayçiçek'in (MIÇE) yaşam öyküsünü uzun süreden beri yazmayı düşünüyordum. Çünkü ortaokul ve liseden çok samimi ve sınıf arkadaşımdı. Mustafa Ayçiçek çok yetenekli sabırlı ve en önemlisi de cesur ve atletik bir yapıya sahipti. Çolig ve çevresinde gerillacılık yaptığı dönemlerde gittiği her köyde cesaret ve mütevaziliği ile insanlar üzerinde etki bırakmıştı. Çoligin ilk gerilla gurubundandı ve bölgede en uzun süre eylem yapma pratiğiyle ön plana çıkan ilklerdendi.

- Çolig ve çevresindeki işbirlikçi çetelerin korkulu rüyasıydı. Çevrede ses getiren tüm eylemlerde kendisi olmasa bile hep onun isminden bahsedilirdi. Tıpkı Yado gibi onun nefesi, ruhu ve felsefesi Kurdistan'ın her yerindeydi.

- MIÇE'nin yaşam öyküsüyle ilgili başta ağabeyi M. Arif Ayçiçek'ten olmak üzere, mücadele arkadaşları ve yazılı kürd kaynaklarından derlediğim tüm bilgileri harmanlaştırıp, detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

- MIÇE'nin hem anne hem baba tarafından ailesi Şeyh Said hareketinde yer almış ve direniş göstererek büyük bedeller ödemişler. Bu iki aile, yakın dönem Kürdlük davasında da aynı geleneği hiç ödün vermeden devam ettirmişlerdir. Yakın dönem direnişilerinden Mustafa Ayçiçek, Abdullah Ekinci ve İdris Ekinci ilk akla gelen önemli şahsiyetlerdir.

- Kürdlük vadisinde iz bırakan bu iki ailenin çocukları üzerindeki etkisi nereden kaynaklanıyor demekten de insan kendini alamıyor.

- Bakın bu aileden çıkan direnişçilerin ruh ve düşünce bağlamında hangi kaynaktan beslendikleri ağabey M. Arif Ayçiçek'in şu sözlerinde saklıdır.

- Bizim çocukluğumuz Queşka Bellekt'e geçti. Bazen dedem Arif Faris ve yeğeni Yado'nun eski silah arkadaşları ve sevenleri köşke misafirliğe geliyorlardı. Kürdistan davası, Yado ile dedemin kahramanlıkları gece sohbetlerinin ana temasıydı. Rahmetli annem ve babam evimizin o kocaman salonuna biz çocukları adeta bir öğrenci gibi sohbetleri dinlememiz için yollardı. İşte bu cemaatlerdeki sohbetlerde konuşulan kahramanlık hikayelerini usulce dinleyerek tanıklık yaptık. Kısaca kendimizi meselenin içinde bulduk. Kürdistan müceadelesine dair anlatımlarda yer alan bu zengin tarihi bilgileri daha çocuk yaştayken beynimize nakş ettik. Babamın vefatıyla ayaklı bir kütüphane olan annem bu hikayeleri devam ettirdi. Sonradan öğrendik ki babamın vasiyetiymiş; "Çocukları bu anılarla büyütünki dedeleri Arif Faris ve yeğeni Yado'ya layık olup, onların davasına halel getirmesinler.."

***

- Mustafa Ayçiçek, Şeyh Said ve Şeyh Şerif Kelaxsi gibi kürd önderlerini ağırlamış, tarihi toplantı ve kararların alındığı Çolig/ Çarşuyê Ciyêr'de, Queşka Bellek gibi tarihi bir mekanda yaşama gözlerini açmıştır

- Bu köşkün sahibi Arif Faris, Çolig'de Şeyh Said hareketine en yakın duran kişidir ve Mustafa Ayçiçeğin dedesidir. Arif Faris, 1925 direnişinde Çolig'de köşk görünümünde olan bu evini Şeyh Said'in hizmetine sunmuştur. Bu evde toplantılar düzenlenmiş, harekete ilişkin kararlar alınmıştır. Direniş dönemi itibarıyla Arif Faris'in evi Kürd direnişçilerine bir nevi hükümet konağı işlevini görmüştür.

- Mustafa Ayçiçek, Çoligin MIÇE'si, PKK hareketindeki ismi (KAZIM), en önemlisi de benim yıllar önce koyduğum tesbitle yakın dönemin çağdaş Yado'suydu.

- Kürdlerin efsanevi komutanı YADO Mustafa Ayçiçek'in dedesi Arif Faris'in yeğenidir. Yado da Queşka Bellek'in daimi müdavimlerinden olup, bu köşkteki toplantılara katılmış, alınan kararlara tanıklık yaparak feyiz almıştır.

- Yado, 1925 hareketi süresince ve daha sonraki dönemde de tüm yaşamı boyunca partizan savaşçılığını sürdürmüştür, kürd tarihinde bir efsane olarak anılmaktadır.

- Queşka Bellekin atmosferi öyle bir atmosfer ki; yıllar geçsede oranın havasını soluyan, oradaki uzun kış gecelerinde anlatılan kürd direnişçlerinin öykülerini usulce dinleyen kişilerin yiğitlik sırrı bilinmez. Orada bileniyor, sonra bir türkü olup sonsuzluk ülkesine gidiyorlar.

- İşte Yado, işte Mustafa Ayçiçek, işte Abdullah Ekinci, işte İdris Ekinci ve ardılları..

- Queşka Bellek'in tarih anlatıcıları da zamanın imbiğinden süzülerek gelen açlığa, sefalete, ölüme, sürgüne ve yalnızlığa göğüs germeyi yaşamlarıyla ispatlamış eşlerinin anılarına, davalarına bağlı kalmış fedakar kadınlardır.

- Bu ayaklı kütüphane ve sözlü anlatıcılar olmasaydı ne deyirlerimiz, ne stranlarımız ne de kahramanlık üzerine anlatılan hikayelerimiz olurdu. Belki hepsi kaybolup giderdi. Biz de bugün bu yazılanlardan habersiz, bu kahramanların öykülerinden mahrum olurduk.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN ÇOCUKLUĞU VE AİLESİ HAKKINDA KISA BİLGİLER

- Çolig'de halk arasında (MIÇE) olarak anılan yiğit, fedakar ve kahraman direnişçi Mustafa Ayçiçek 1961 yılında Çolig/Çarşuyê Ciyêr/ Queşka Bellek'te dünyaya gelir.

- Babasının adı M. Sıddık Ayçiçek, halk arasında Sıddık Halimey Faris olarak anılır. Halime ismini merak edenler iki yıl evvel neşrettiğim eşi Arif Faris'in yaşam öyküsünü okuduklarında daha iyi anlarlar. Kürdlerde bir çok değerli insan eşinin anısına bağlı kalan yiğit ve fedakar annelerinin isimleriyle anılırlar.

- Mustafa'nın annesi Emine Hanım da Çolig'in yerli ailelerinden Molla İbrahim Ekinci'nin kızıdir. Molla İbrahim de köken olarak Ayçiçek ailesi gibi 1850'li yıllarda Zikte/Şin köyünden gelip Çolig'e yerleşirler.

- Molla Îbrahim başta olmak üzere kardeşi Molla Mehmed (Malla şeş gışt) ailece sürgüne edilirler. Molla İbrahim'in ailesi Kayseri'ye, Molla Mehmed ve ailesi ise Manisa'ya sürgüne yollanırlar.

- Molla İbrahim'in ailesi sürgüne giderken, kendisi Yado ve arkadaşlarıyla beraber Bin -Xete (Suriye Kurdistanına) sığınırlar. Türk devleti, Arif Faris ailesinin birçok bireyini katleder, geriye kalanları sürgüne yollar. Molla İbrahim'in ailesi de aynı akıbete uğratılarak baskı, zulüm ve sürgün yaşamına terk edilir.

- Yado o dönemde Molla İbrahimi ikna ederek; "Senin çocuklarını ve ailenin diğer birimlerini dağıtmışlar. Sen en iyisi git çoluk çocuğuna sahip çık" der. Molla İbrahim gelip teslim olur. Mahkemede yargılanırarak ağır cezaya çarptırılır. Hapis cezasını tamamladıktan tamamladıktan sonra sürgüne ailesinin yanına gönderilir.

- Mustafa Ayçiçek (MIÇE) Mehmed,Ahmed,Fatma ve Mahmud Arif olmak üzere toplam 5 kardeştirler. Mustafa evin en küçüğüdür.

- MIÇE, ilkokulu Sarayiçi İlkokulu'nda, ortaokul ve liseyi Çolig'de okur. Mustafa, ayrıca başarılı bir sporcudur. 1975 veya 76 yıllarda gençler Türkiye kayak şampiyonu da olur.

- Kısacası Arif Faris ve kardeşleri şehid olurken, aileleri sürgüne yollanır. Aileden kaybolan çocuklar ve trajediler anlatmakla bıtmez. Öyküsünü yazdığım Şeyh Said hareketinin kayıp kızı Sinexan da bu ailedendir.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN HAREKETE KATILMASI VE MÜCADELESİ


- Ağabeyi Mahmut Ayçiçek'e atfen aktarıyorum;

Yıl 1979 ülkedeki siyasal ortamdan uzaklaşarak Almanya'da okumak için karar aldım. Kardeşim MIÇE beni yolcularken, kendisine dedimki; "Ben Almanya'ya okumak için gidiyorum. Orada zemini hazırlayıp, en kısa sürede seni de getiririm.

- MIÇE'nin bana verdiği cevap beni hem üzdü, hem de oldukça duygulandırdı; "Kurdistan çok güzel ama sahipsiz, ben dedemizin yarıda bıraktığı işi yapacağım."

- MIÇE'nin bu sözü hala hafızamdadır.

***

- Mıçe, 1970'li yılların ortalarından itibaren Kurdistan'da gelişen anti-sömürgeci kürd hareketlerinin ideolojik-inşaa sürecinde o dönem kendini UKO'cular olarak adlandıran PKK hareketi içinde yer aldı. MIÇE'nin bu harekete yakınlaşmasındaki temel etken ailenin direnişçi geleneğinde yatar. MIÇE'nin harekete aktif ve organik katılmasını sağlayan kişi de dayısının oğlu kürd şehidi Abdullah Ekinci'dir.

-Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali), PKK hareketinin kurucu kadrolarından olmakla beraber 15 Ağustos 1984 yılında sömürgeci Türk devletine karşı sıkılan ilk kurşun'da Şemdinli baskınının başarılı bir komutanıydı.

- Abdullah Ekinci gibi birikimli, eğitimli ve başarılı bir komutan şehadetinden sonra PKK hareketi içinde fazla anılmadı. Adeta unuturulmaya çalışıldı. Şehadeti hakkında da farklı saptırmaca ve spekülatif görüşler vardır. Tabiki bu bilgiler mutlaka yazılmalıdır görüşünü savunanlardanım. Bu tarihi bilgileri kürd halkından saklamak haksızlık olur.

- MIÇE'yle aynı dönemde beraberce harekete katılan Hüseyin Durmuş, Ali Rıza Demirel (Keleşkof Rıza) Çolig Lisesi'nden kendisinin en yakın, samimi arkadaşlarıydı. Bu üçlü diyebilirim ki Çolig Lisesi'nde ön planda yer alıyor ve tüm aktivitelerde kendi ağırlıklarını hisettiriyorlardı.

- Çoligin yürekli bu üç genci de şehadet mertebesine ulaştılar. Kararlı duruşlarını, inançlarını ve cesaretlerini hiç unutamadığım bu değerlerimizi hatırlatıp, ruhları şad olsun diyorum.

- MIÇE 12 Eylül 1980 darbesinden yaklaşık bir ay sonra o dönem Çolig'den çıkan ilk gerilla gurubu içinde yer alır. O dönemde ilk silahlı gruplara katılanlar arasında Çolig ve çevresinden hem sayıca epey fazla fazla, hem de çok nitelikli kadrolar vardı.

- Hidayet Bozyiğit, Zeki Palabıyık, Mustafa Ayçiçek, Ali Rıza Demirel, Hüseyin Aydoğmuş (Hoca), Zeki Yıldız, daha onlarcasını sayabilirim.

***

- Mıçe, partizan savaşına katıldıktan ve Çolig çevresinde kısa bir gerilla mücadelesi verdikten sonra ertesi yıl bir g rupla, Lübnan'a o dönemde Bekaa vadisindeki Halve kampına gider.

- Bu kampın daha sonra ismi değiştirilerek Mahsun Korkmaz Akademisi olur.

- MIÇE bu kampta hem siyasi hemde askeri egitim alır.

- MIÇE'nin o döneme kampa gidişini yakın arkadaşı Çolig'li (Yeniköy-Çılkanili) hemşehrimiz Zeki Dağ'a atfen aktarmak istiyorum.

- 1981 yılının 27 Kasım'ını, yani PKK'nin kuruluş yıldönümünü Mahsun Korkmaz Akademisi'nde halaylar, govendlerle kutluyorduk. O dönemde kampta Çolig'den bir tek ben vardım. Arkadaşlar Çolig'in folkloründen govende beni başa aldılar. Benden govendi öğrenmeye çalısıyorlardı. Ben de hiç hissetirmeden oynuyordum, çünkü yarım yamalak bu oyunu biliyordum. Arkadaşlarımsa sanki govendi çok iyi biliyormuşum gibi beni artık folklorcü olarak kabul ettiler.

- Oyunu oynarken o gün kampa yeni gelen misafirlerden iki kişi yanıma yaklaştı. Bunlardan biri (kırdki-zazaca) bana dedi ki; "Umbaz, umbaz o qıdeg tı key keni, sey tu niya!" (türkçesi; arkadaş arkadaş govend oyunu senin oynadığın gibi değildir) dedi.

- Ben anladım ki bu arkadaşlar Çoligli hemşerilerimdir. Bu arkadaşlardan biri Hidayet Bozyiğit, diğeri Mustafa Ayçiçekti.

- Beni ikaz eden kişi Mustafa Ayçiçek'ti. Mustafa, govendin başına geçip, Çolig'in bu oyununu ustaca oynadı. MIÇE bu oyunu oynarken amcası sayılan merhum ALİ FARIS ve akrabası ve hemşerisi sayılan İSMAİL MUS'ı hiç aratmadı. Kamptaki arkadaşlar MIÇE'nin oynadığı oyunu imrenerek seyrettiler.

- MIÇE'nin bu oyununu gören arkadaşlar bana dönerek, "Bak sen de oyununu yeni düzelttin. Demek ki bugüne kadar bize gösterdiğin yutturmacaydı!" dediler.

Zeki Dağ devamla;

- MIÇE ile 1982 yılındaki İsrail-Filistin arasında yaşanan savaşa beraber katıldım. Ben o dönemde Lübnan/Nebatiye'de yani tam İsrail sınırındaki cephedeydim. Mıçe de o dönemlerde Beyrut çevresindeki grup içinde savaşa katılmıştı.

- MIÇE, İsrai ile Filistin arasındakı çatışmalarda yararlanarak gazi ünvanı alır.

- MIÇE, 1982 yılının sonlarında ülkeye dönüş yaparak Amed eyaletine gelir. O dönemde eyaletin sorumlu komutanı Hidayet Bozyiğitir.

- Zeki Dağ devamla bizim gurupta ülkeye dönüş yaparken SASON cıvarında bizi teslim alıp, Darêhêni KO SPI (Akdağ) alanına geçişimizi MIÇE ve gurubu yapmıştır.

- Zeki Dağ, MIÇE ile Darêhêni/Siwan-KO SPI alanında beraberde kalırlar.

Zeki Dağ'ın bana söylediği son sözü Kırdki (Zazaca) şuydu;

"MIÇE merdim erciyayo, ço gera zaf hol bınus, yo kemasiye gera ço niverd."

(Türkçesi, "MIÇE yazılmaya ve anlatmaya değer bir direnişçidir, onu güzel yazmak ve eksiklik bırakmamak gerekir.")


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN ŞEHADETİ

- MIÇE, 1983 yılında Ahmet İBIN ve Baki Kan yoldaşlarıyla birlikte Sason bölgesinde parti çalışmalarını ilk başlatan gurubu oluşturur. Yıl sonunda Sason bölgesindeki faaliyetlerini tamlayarak, Çolig'li hemşerisi İmam Hüseyin Bilgin'le beraber geçmişte kendi doğup büyüdükleri bölge olan Çolig bölgesine gelirler.

- MIÇE, Şeyh Said hareketinin isyan bölgesinin merkezi ve şeytan üçgeni olarak da anılan Palu, Darehêni, Hêni bölgesini 60 yıl sonra da olsa yeniden direniş bölgesi haline getirmeye çalışır.

- Bu bölgedeki faaliyetlerden ve birlikte çatışmalara katıldığı tüm guruplardan sorumlu komutandı. MIÇE, mütevaziliği, cesareti ve direnişçi kişiliğiyle, savaş ortamındaki yaşamıyla arkadaşlarına bir örnekti.

- MIÇE'nin yıllarca beraber mücadele yürüttüğü dava arkadaşı ve eyalet komutanı olan Hidayet Bozyiğit 1985 yılında örgüt içi sorunlarından dolayı gelip, teslim olur.

- Türk devleti Hidayet Bozyiğit'i bölgede uzun süre gerillaya karşı kullanır. MIÇE, Hidayet'in bölgeyi iyi bilmesi nedeniyle etkili olabilecek tüm ihbar, sabotaj, sair engelleyici çabalarını boşa çıkarır.

- MIÇE, 5 Nisan 1987'de Eğil/Rutan köyü direnişinde sorumlusu olduğu gruptaki arkadaşlarından Zülfü Yıldız (Hesinger) ve Suat Uğur (Diyar) yoldaşlarıyla birlikte işbirlikçi ve hain çetelerin ihbarları sonucunda pusuya düşürülür, saatlerce süren çatışmalarda hava ve karadan bombalanmaya karşı kahramanca direnerek şehadete ulaşırlar.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN AİLESİ YAPILAN BASKILAR, CENAZESİNİN TESLİM ALINMASI VE YAŞANAN ANEKDOTLAR

- MIÇE'nin annesi Emine Hanım, devletin zoruyla Çolig merkezden İstanbul'a sürgüne gönderilir. Çok iyi hatırlıyorum, Afatlar mahallesinde gerek Hayri DURMUŞ ve gerekse MIÇE'nin evleri önünde devlet adeta karargah kurmuştu. Her iki ev de aynı mahallede birbirine tahminen 400-500 metre mesafedeydiler. Bu iki aile mücadelenin başladığı dönemlerde devletin ÇOLİG'de en çok baskı uyguladığı ve kontrol altında tutmaya çalıştığı ailelerdi.

- MIÇE'nin annesinin Şeyh Said hareketinin sürgün ve çilekeş bir annesi olarak yaşadıkları bir ilk değildi. Seyda Cigerxwin'in dediği gibi;

“Em ji rê dernakevin çendan bibênin zilm û zor
Lewleb û çerxa cîhanê, geh li jêrîn geh li jor”


Türkçesi, “Ne kadar zulüm görsek de bu yoldan çıkmayız. Dünyanın çarkı ve çıkrığıdır bu; bazen yukarıda olunur, bazen aşağıda..” şeklindedir.

MIÇE'si ile onun direnişçi ruhuyla, cesaretiyle ve mütevaziliğiyle her ortamada onur, bir o kadar da gurur duyardı.

***

MIÇE ile annesi arasında gerilladayken yaşanan bir anekdotu önemli gördüğüm için Mahmud Ayçiçek'e atfen aktarmak istiyorum.

MIÇE, annesi Emine Hanım'la Qarvêliyon köyünde bir defasında görüştürülür. Bu görüşmede yaşananlara dair Mahmud'a şu bilgileri veriyor;

- Hareketimiz belki yakında Çolig ve çevresinde önemli eylemler için karar verebilir. Bu durumda çok iyi biliyorum devlet ailemize yönelir.

- Biliyorsun annemiz gelip, beni gördü. Devlet onun yaşına ve başına bakmaz.

-Hemen annemizi de alıp, evinizi bu memleketten taşıyın. Annamız sana emanet kıymetini bil, çünkü benimle görüştüğünde asla gel teslim ol demedi ve beni üzmedi.

- Ama, ana yüreği gözleri konuşuyordu. Sanki bana ne yaparsan yap , yığıtçe yap insanlara zarar verme, kıymet ver ki kıymetin bilinsin,dedi.

- Beni öptü ve ağlamadı. Sonradan duydum ki köyde yanlızken ağlamış.

- MIÇE'nin şehadet haberini annesi İstanbul'da televizyon haberinde gösterilen fotoğraflardan öğrenir.

- Televizyon, Eğil'de şehid edilen MIÇE ve arkadaşlarının cestlerini gösterir. Annesi televizoynu seyrederken yerde yatan cesetlerden birinin saç rengi, kafa yapısı, boy ve fiziğinden hemen oğlunun olduğunu anlar ve onu tanıdığını şu sözlerle ifade eder;

"Aha ! wulla inunra yo munen Mıç, wêkilalla şiyêr ça o qum derg Mıç mawa!" der.

Türkçesi; "Aha, vallahi bunlardan biri Mıçe'ye benziyor. Vekil Allah nereye gitse o uzun boylu MIÇE'nin ta kendisidir."

- Bu söz üzerine ailece harekete geçerek İstanbul'dan Çolige yola çıktık. Annem, dayım Feyzullah Ekinci, Şeref Aydar, Ali Karaaslan ve Talip Yıldırım'la Diyarbekir'e hareket ederler. Morgdaki cesetleri önce dayıma, daha sonra da anneme gösterirler. Annem MIÇE'sıni hemen tanır.

Mahmut Ayçiçek'e atfen, ceset teşhisi esnasında annesi ile görevli subayla arasında şu konuşmanın geçtiğini aktarmak istiyorum.

- Morga girdiğimde üç ceset vardı. Cesetlerden ikisi bitişikti, birini yarım metre ayrı tutmuşlardı. Komutana o ayrı olan ceset benim oğlumdur, dedim. Komutan bana dönerek öyle bir şey dediki; "Teyze, senin oğlun bizim düşmanımız, o bizi biz de onu vurduk. Teyze sen oğlunla gurur duyabilirsin çok yiğit bir düşmandı. Ona saygı duyduğum için onun cesedini ayırdım ki ailesi cesedi teslim almaya geldiğinde unutmayıp hatırlatayım istedim!"

- Cenaze Çolig'e getirilerek polis ve askerlerin ablukasıyla Kürd şehitliğine defnedilir. Mezarı, kürdlük vadisinde şehadet şerbeti içen yoldaşları M.Hayri Durmuş ve kardeşleri, Zeki Adsız, Ahmet Aytimur ve ismini saymadığım onlarca arkadaşının yanı başında sonsuzluğa uğurlandı.

***


MIÇE'nin şehadetiyle ilgili bir anekdot

Bu anekdotu ismini vermeyeceğim çok yakın bir arkadaşım yıllar önce bana anlatmıştı.

MIÇE gerillacılık yaparken o dönemde Çolig'in ALINCIK/Düğernan köyüne sürekli uğrayıp, babasının yakın dostu, bir dönem de Çolig mebusu olan Abdullah Bazencir'i defalarca köyde ziyaret eder. Ve kurd sorununu da tartışırlar

MIÇE' nin şehadeti merhum Abdullah Bazencir'i çok etkiler. MIÇE defin edildiği ilk günlerde Abdullah Bazencir, MIÇE'nin mezarına defalarca gidip, Kuran-ı Kerim okur.

MIÇE'nin saygılı, cesaretli, yürekli ve mütevaziliğinden çok etkillenmiş olacak ki; Onu oturduğu her ortamda öve öve anlatıp, bitiremezdi.


MUSTAFA AYÇİÇEK ÜZERİNE YAZILAN ŞİİRDEN KISA BİR DÖRTLÜK; VE ANNESİNİN OĞLU ÜZERİNE SÖYLEDİĞİ AĞITTAN KISA BİR SÖZ

- MIÇE ile ilgili ağabeyi Mahmut Arif'in "Yo müfreze Çend esker" (Bir müfreze birkaç asker.) başlığını taşıyan Kırdki (zazaca) şiirinden kısa bir dörtlüğü size aktarmak istiyorum.

Mıst Faris numme mıno,
Pe numme miz Ayçiçek,
Tum gena cumyerdira,
Wa, ina bızun felek,


Mustafa Faris(büyük dedesinin adı) benim adımdır.
Soyadım da Ayçiçektir.
Yiğitlikten tad alırım,
Felek öyle bilsin beni,


- Mahmut Ayçiçek, annesine atfen MIÇE şehid edildikten sonra annem her ibadet sonrası yönünü sürekli olarak Çolig'in o asi dağlarına çevirerek sitem ederdi.

- Annem, oğlu için kırdki (zazaki) bazen saatlerce ağıt yakardı. Tabiiki bu ağıtında oğluna olan şefkatini ve korumacı hissiyatını yansıtırdı.

Çolig'in dağlarına yönünü çeviren annemin hafızamda kalan kısa bir cümlesinin benim üzerimde hala etkisi olduğu için aktarmak istiyorum.

Tı vergun, heşun nımnena,
Tı pılıng mıra tersena,
Be wahari teresiya,
Hero kuyo ın bebextiya


Türkçesi;

Sen Kurt ve Ayı'ları "saklamak" koruyorsun,
Sen benim kaplanımdan "Yiğit" korkuyorsun,
Sahip çıkmamak korkaklıktır,
Hey, dağlar yaptığın bahtsızlıktır



SONUÇ,

- MIÇE'nin kaderiyle Yado'nun kaderi birçok alanda kesişiyor. İkisi de yaşama bakış ve taşıdıkları mücadeleci ruhla Kurdistan dağlarının doruklarında seyreden kartalların sembolü olmayı hak etmiş iki kahramandı.

- Efsanevi iki kürd komutanı da şairin dediği gibi "kavgayla var olmuş, kavgayla toprağa düşmüş" yürekli iki çıkışın tezahürüydü.

- Kurdistan dağlarının doruklarında kanat çırpan bu iki kartalın dağdan dağa, vadiden vadiye, büyük uçurumlarından geçtikleri her yer onların şahididir.

- Kürdistan kartalı Yado ve çağdaş Yado olan MIÇE'nin isimleri yürekten yüreğe, dilden dile dolaşır durur.

- Mıçe, Yado'nun bırakmış olduğu mirasın yakın dönem temsilcisidir. Bu iki kahramanın Çolig'de başlayan yaşam serüvenleri, Kurdistan dağlarında doruklanan direniş ve kavgaları, işbirlikçi çete ve hainlerin korkulu rüyası olur.

Bin -xete "Suriye Kurdistan-Lübnan" siyasi ve örgütsel gidişleri, bu iki efsane komutanın yaşam trajedilerinin kısa bir özetidir.

- İsyan topraklarının çiceği MIÇE'nin ruhu şad olsun!

Selam ve saygılarımla.





 

6 Aralık 2012

Mehmet Efendi Mitoli (alinti yasin Bayanay)

Çabakçur'dan Unutulan Simalardan Mehmet Efendi Mitoli

 
 
Adı.................: Mehmet
Baba Adı........: Aziz
Ana Adı.........: Fatma
Doğum Yeri...: Çewlîg
Doğum Tarihi: (….......)
Lakab Adı......: Mehmet Efendi Mıtolî (Meh- Ezîz)
Aile Lakabı: Kîyê Mıtolyun '' Mala Mıtewlî'' (Mutevelizade)

 
 
 
Aile soy Secaresi: Mehmet bin Azız efendı, bin İsmail Hakkı, bin Muhammed bey, bin Hamit bey, bin Mıtoli(Mıtalib) bin Ali bey, bin İsfahan bey, ibni Ebdal bey Çabakçur emiri.

Soy isim yasasiyla, ailenin tamamı ''Aydoğdu'' soy ismi alır. Daha sonra aileden Züfer efendinin oğlu Abdulvahab ve Maruf efendinin oğlu Zeki, 1967 yılında mahkemeye baş vurarak, Dedeleri olan Mıtoli (Mıtewli), ismine uygun ''Mutevellizade' olarak soy isimlerini değiştirirler. Ailenin diğer fertleri ise Aydoğdu soy ismi ile kalırlar.

Çabakçur'un yerli ailelerınden Mıtolyun (Mütevellizade) ailesindendir. Dedelerinin ilk yerleşim yeri Çabakçur  ovasında ki Avtor köyüdür.  Avtor Çabakçur'un en eski yerleşim alanlarındandir. Mıtolyun ailesinin Avtor yöresine yerleşim tarihleri 1450 li yilara dayanır.

Babası Aziz efendi Osmanlı döneminde Miralay (Alay komutanı) olarak görev yapar. 1900 lü yıllarda Çewlig'e yerleşirler. Mehmet efendinin doğum tarihi hakında bilgiye ulaşılmaz iken, kardeşi İbrahim 01.07.1902 yılında Çewlig'de dünyaya gelir.

Mehmet efendinin öz amcası olan, Derviş efendinin, İsmail hakkkı, Züfer ve Maruf isminde üç oğlu var. Amcasi oğularından Züfer efendi 1879 doğumludur. Züfer efendinin yaşıtı olduğunu düşünerek, Mehmet efendi Mıtoli 1890 li yılları içinde doğduğunu tahmin edilmektedir.

Mehmet efendi, Kürt ulusal bilincini, Azadi Çabakçur temsilcisi ve öz amcasının tornu olan Tayyib Ali efendinin yanında alır.
Tayyib Ali efendi o çağın kürt aydınları arasında  önemli bir isimdir. Azadi teşkilatının yönetici kadrolarının arasında yer almaktadir. Daha önce Osmanlı ordusunda subay olarak görev yaptığı için askeri bilgilere sahiptir.
Tayyib Ali, amcazadesi Ağa ile katıldığı Çan toplantısında, harekatın başlamaması için uzun bir konuşma yapmiştir. Kürt hareketinin henuz olgunlaşmadiğini, başlatılırsa ağır bir yenilgiye uğriyacaklarının öngörüsünde bulunmuştur.
Tayyib Ali'in en az bir sene hareketi erteleme çabası, Şêx Hasan ile arasında polemik konusu olmuştur. Şêx Hasan- ''Elo, elo tı kumî vernîyê efend'i vindênî'' gibi sözlerle azarlayici cümleler sarf etmiştir. Dolaysiyla Tayyib Ali ayağa kalkarak, Sêx Hasan'a ''Etrafına iyi bak, Ezrail senin yanı-başında oturiyo'' diyerek. Ağa ile toplantiyi terk etmişlerdir.

Hareket belirlenen tarihte başlama kararı almiş olsaydı, Tayyib Ali ve Ağa, Kıği cephesini harekete geçirip Erzıncan'a doğru ilerliyeceklerdi. Tayyib Ali'nin çekilmesi ile, Kıği cephesine Hesenan aşiretinden Mala Suwêr ailesinden Masala'li Avni ağa görevlendirilir. Hareketin başlamasıyla, Avni ağa görevinin başına gitmeyip, Oxulu Necip ağanın bölgesine kaçar ordan da Urfaya geçer, hareketin sonuna kadar orda saklanır. Avni ağanın akrabası Başköylü Feqi  yalnız kalınca çabakçura gidip Şêx Said'in gurubuna katır. Daha sonra yakalanıp idam edilir.

Kiği'yi harekete geçırmek üzere, Lek'li Ağa Kığî'ye hareket eder. Bütün geçitleri tutan askerler tarafından Selenk köprüsünde yakalanıp Kıği de haps edilir. Akrabaları hemen devreye girip, Kıği kaymakamını devreye sokarak büyük bir rüşvet karşılığında Ağa'yi Diyarbakır Şark istıklal mahkemesine sevk etmekten kurtarırlar. Böylece Ağa idam'dan kurtulmuş olur.
Çabakçur'da Yado gibi yürekli insanları bilinçlendirip kürt hareketine kazandıran ve kahramlaştıran, Tayyib Ali efendidir.

Mehmet efendi mıtoli, 1925 Şêx Said hareketinin içinde yer alır, şêx Şerif mahyetinde Yado ile birlikte Harput çephesinde savaşır. Hareketin yenilgiyle son bulmasından sonra, Mehmet efendi Yado ve Sadiyê Telha ile beraber süriye hatına geçerler. Süriyede Bedirxan ailesi ile tanışırlar. Hoybun hareketine katılırlar ve daha sonra Hoybun adına faliyetlerde bulunurlar.

Mehmet efendi Süriyeden kürdistana geçerken yakalanır, tutuklanarak Sinop ceza evine konulur. 1928-29 yılında çıkan afla cezasi indirime gidilir, dört yil hapis yatıktan sonra serbest bırakılır.

Mehmer efendi ceza evinden çıktıktan sonra, Çewlig'e gelir. 1925 olayında  evleri yıkılan ve malları yağmalanan iki kardeş, Çabakçur halkı yardımlaşarak kendilerine bir ev yaparlar. Ancak devlet güçleri sürekli rahatsiz ettiklerinden dolayi Mehmet efendi Çewlig'den göç etmek zorunda kalır.
Kardeşi ibrahim kayin babasının köyü olan merkez yukari akpınar (Sipeni) köyüne yerleşir ve ölünceye kadar o köyde yaşar.
Mehmet efendi ise Gonig'e bağlı Xelifan (Halifan) köyüne yerleşir.

Babalarından kalan arazilerde tarım yaparak yaşamlarını sürdürürler. Tarıma dayalı ürünlerin ekimi ile uğraşan iki kardeş, madi anlamda durumlari iyi olan bir kaç aileden biridirler.

Mehmet efendinin kardeşi, İbrahim en verimli çağında genç yaşta kırkiki yaşında 12. 12. 1944 yılında vefat eder.  İbrahim'in ölümüyle, Mehmet efendi Xelifan (Halifan) köyündeki evini Çabakçura getirerek tamamen yerleşir. İbrahim'in oğlu İsmet Aydoğdu'da köyden çabakçura gelerek amcası Mehmet efendinin  yanına yerleşir ve okula başlar.

Mehmet efendi Mıtoli Çabakçur'da yetişen önemli şahsiyetlerden biridir. Babası Aziz efendi çabakçurda sevilip sayıldığı gibi, çabakçur halki ayni saygıyı Mehmet efendiyede göstermişlerdir. Mehmet efendi erkek çocuğu olmadığından iki kiz evladından sonra soyu kesilmiştir. Kardeşi İbrahim'in üç kız ve bir erkek evladından İsmet Aydoğdu halen bingölde yaşamaktadir, ailenin en yaşlısi ve Süweydi hanedanlarının soyunun devamı olarak saygin isimler arasında yer almaktadir.

1925 olayinda ailenin yaşadığı drama kısaca değinmek istiyorum.

1- İsmail Hakı Mıtoli, Genç valisi iken 1925 olayında Şeyh Said'a karşı dırenmediği için görevi ihmal suçundan yargılanmiş bir yıl Sınop ceza evinde yatıktan sonra, Bodruma sürgün gönderilmiş , bir daha Çabakçura dönmemiştir.
Mıtoli ailesi hakında birçok araştırma-inceleme yapanlar var, her ne hikmet ise 1925 yılında İsmail Hakı, Genç Valisi olduğuna dair bilgi yazılarına yansıtmamişlardir. Dolaysiyla İsmail Hakkı hakında kaynağından bir bilgi vermek istiyorum.

''Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesinde 14 Mayistan 23 Mayis 1925'e kadar devam eden yargılamaları sonunda:
Seyit Abdulkadir, Seyit Mehmet, Kemal, Fevzi, Kör Sadi, Hoca Askerî ve Avukat Haci Ahdi'nin idamına;

Cemil Paşa Zade Ahmet, İlyas ve Nafiz'le dört adamının Beratına;

Nakip Bekir Sıtkı'nın Şeyh Sait'le birlikte mahkeme edilmesine... karar verildi.

26 mayis 1925 te başlayip, aralıksız 27 Haziran 1925'e kadar edvam eden yargılamaları sonunda verilen karar 28 Haziranda tebliğ edildi. Bu tebliğde;

*Şark İstiklal Mahkemesi, yargı bölgesi içindeki bütün tekkelerle zaviyelerin kapatılmasına;

*Şeyh Saıd, Şeyh Abdullah, Kâmil Bey, Baba Bey, Şeyh Şerif, Fakıh Hasan, Haci Sadık Bey, Şeyh İbrahim, Şeyh Ali, Şeyh Celal, Şeyh Hasan, Mehmet Bey, Mani'li Salih Bey, Madenli Kadri Bey, Şeyh Şemsettin, Genç Tahrirat Katibi Tahir, Bucak Müdürü Tayyıp (Tayyib Ali) ve aveneden 29 kişinin idamına;

*İdama mahkûm olan Salih Bey Zade Hüseyin'in cezasının, küçük olmasından dolayi Adana'da 15 sene kürek'e ve gene idam mahkûnlarından Çabakçur Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin de Kuvayi Millîyede geçmiş eski hizmetleri göz önünde bulundurarak cezasının Konya'da kürek'e çevrilmesine;

*Genç Valisi İsmail Hakkı'nin Hopa'da bir sene hapsine ve devlet hizmetinde çalıştırılmamasına, Jandarma Yüzbaşısı Avni ve Teğmen Mihri'nin askerlikten tartları ile onar sene hapislerine, Cemil Paşa Zade Ekrem'in 10 sene kürek'e, Çabakçur yargıcı Bağdatlı Rıza'nin milli hudutların dışına kovulmasına;

*Cemil Paşa zade Mühittin, Kadri, Memduh ve Ömer Beylerle Nakip Bekir Sıdkı'nın sorumsuzluklarına, Bezganlı Rüştü Hüseyin, sıhhıye kâtibi Niyazi, Fakıh İlyas, Emekli Binbaşı Kasım ve arkadaşlarının beratına;''..

Kaynak: Faik Bulut. Devlet Gözüyle, Türkiyede Kürt İsyanları, sayfa 60, 61. Araştırma-inceleme, 1. Baskı 1991 Yön yayıncilik.

Şark İstiklal Mahkemesi'in vermiş olduğu karardan da anlaşiliyorki, Şeyh Said' ajanların kıskacına alınmiştir. Tayyib Ali, Şeyh Hasan'a ''Etrafına iyi bak, Ezrail senin yanı-başında oturiyo''  demesi, o toplantıda ajanların varlığını his ettiği anlamına geliyor. 

Son paragrafta, berat edilenlerden Binbaşı Kasım ajan olduğu ayan beyan ortada. Aslında kürt hareketini adım, adım takip edip Ankara'ya rapor eden Fakih İlyas'dir. Binbaşi Kasım'ın ajanlığı hareketin içinde dile getirilip tartışılmiştir, Fakih İlyas Din alimi olduğundan kimse şuphe etmemiştir.
Fakih İlyas'in ismi, hem Cıbranli halıt beyin, hemde Şeyh Said'in üzerine söylenen stranda geçiyor.
Halit beyin üzerin söylenen sıtranda şöyle deniliyor:- ''Feqî îlyas'ê deşta muş'ê, belkî Xadê mala te xırbke''. Şeyh Said stranında ise:- ''Feqî îyas'ê deşta muş'ê, Ajanê Enqerê'' deniliyor.

2- Tayyib Ali Mıtoli; İsmail Hakının tek oğlu, Fahran Bucak Müdürü iken 1925 olayında yakalanarak Şeyh Said ile beraber  Diyarbakırda idam edilir.

3- Bazı muhbirlerin  şikayeti üzerine Mıtoli ailesinin amcazadeleri olan Lek köyündeki ziyaret ocağının bulunduğu ev, 5 nisan 1925 günü devlet güçleri tarafından ateşe verilerek yakılır. Uzunsavat ve Karavelyan köyleri Kıği çeteleri tarafından talan edilip yakılır.
Köyün erkekleri  Kıği mileslerin baskısından dolayi ay'larca işini gücünü bırakıp çeşitli bölgelerde saklanmak zorunda kalırlar. Daha sonra köyün çocuk yaştakiler milisler tarafından rehin alınırlar, Yado'nun haber alıp bölgeye gelmesi ile serbest bırakılırlar. Yado gurubu devlet güçlerine darbe üstüne darbe vurması, çete guruplarının üstündede korku yaratır. Yado, bir daha baskın olursa, Kejkan'dan başlayip Kıği de tek canlı bırakmam mesajı kiği çetelerine ulaşıldıktan sonra. Bölge baskılardan kurtulup, halk  rahat bir nefes aliyor.

4- 1926 yılında Hesê began, Lek Şirnan arasında bulunan Çemê Eli mıntıkasındaki sazlıklar arasında günlerce saklanır, amacı Lek köyünde büyük bir katliam gerçekleştırmektır. Leklilerin dikatlı hareketinin sonucu katliama fırsat vermezler. Lekte katliam gerçekleştirmeyen Hes'e began, Kemak köyünde Yüzbaşi ailesinden Mustafa'yi öldürür. Çewlig merkezde   Mıtoli ailesinden  Maruf'un evini basarak , aileyi tamamen katl eder. Katliamdan M. Zeki Mütevelizade henuz üç aylık bebek iken beşikte ağır yaralı olarak  kurtulur.

5-  Aile sürgüne gönderilirken, evleri malları, mülkleri, bağ bahçeleri tamamen talan edilir. Avtor ovası ihbarci, çapulcular için, bir ganimet olur.

6- 1928-29 af'ından sonra, Sürgün cezaları tamamnalıp Çabakçura dönen Züfer efendi. Dönemin kaymakamının ''bu aile isyancı kariştırıcı'dir, Çewlig'e gelirlerse huzur kalmaz kışkırtması sonucu, devlet güçleri ve bir gurup çapulcu tarafından yoları kesilir, Züfer efendi ve beraberindekiler Çabakçura sokulmazlar.
Züfer efendi ve berabarindekiler, Sancak Lek köyünde bulunan akrabalarına sığınırlar ve bir sene Lek köyünde kalırlar.

Çabakçur dengbêjlerinden, Ehmedê bêrtî stranlarının çoğunda diyork ki; ''Çerxa mêrata felekê mala mera çep fetilî''. 
Gerçekten'de aile için feleğin çarkı ters döndüğü günler idi 1925- 1930lü yıllar.

Mehmet efendi Mıtoli'nin aile tarihçesine baktığımızda çok önemli noktalar bula biliriz. Ataları 1200 lü yılarda küçük Aşiretler  konfederasiyonu biçiminde teşkilat kurup, daha sonra, Çabakçur Süweydi beyliğini kurup, Cumhuriyetin başına kadar yönetmişlerdir. Özelikle Osmanlı döneminde kısa süre yönetim el değiştirmiş isede, neticede yönetim bu ailenin eline geçmiştir.
En önemli tarihlerden biri, 1500 lü yıllardir. Bilindiği gibi, bu tarıhlerde Safaviler Kürdistan'ın yari bağımsız beylıklerini işgal ettiği yılardir.

1500 lü yılarda Mehmet efendi  Mıtoli'nin atası Abdal bey çabakçur beyliğinin başındadir. Safaviler Çabakçur'u işgal edip, yönetimi Türkmen aşireti olan Aykut oğularına devr etmişlerdir. Abdal bey kendi aşireti ve zazalardan seçkin savaşçılardan oluşan küçük bir ordu teşkil edip, Palo Maden arasında bulunan Goroz köyü mıntıkasına sığınmiştır.

Aykut oğulları, Safavilerden aldığı destekle, büyük bir güç ile  Abdal beyin üstüne yürümüşlerdir. Abdal bey zazalardan oluşturduğu küçük bir askeri güçle, Aykutoğullarını büyük bir yenilgiye uğratmiştir. Safavileri Bitlis sınırına kadar kovalayip, Çabakçuru geri almiştir. Bu zaferden sonra iç temizlik hareketi başlatmiştir, Çabakçur sınırları dahilinde hiç bir türkmen bırakmayip bölgeden sürmüştür. O tarihlerde aşiret bağı ile Süweydilere akraba olan Pazuki kürt aşireti, Safavilere destek verdikleri için tamamen tarih sahnesinden kaldırmiştir. Dolaysiyla Çabakçur Kürt-Zaza'ların yaşadığı, Türkmenlerin olmadığı örnek kürt bölgelerinden biridir. Ancak Kıği Erzincan sınırında barınan Çerkez'ler var.

İşte ''Çerxa felekê çep fetilî'' buna deniliyor. Aristokrak kürt hanedanlarının torunları, Kür hareketine katıldıklarından dolayi, Kaymakamın kışkırtmasiyla, kendi ata yurduna girişleri engelleniyor.

Sonuçta  Züfer efendi ve beraberindekiler, bir yıl lek'te kaldıktan sonra, Çabakçurun duyarlı aşiretlerinin de yardımiyla, aile gizlice Çewlig'e sokuluyor. Kaymakam ve bir avuç çapulcu durumu fark ettiklerinde iş işten geçmiş oluyor. Ailenin bingöle yerleşmeleri için yardımcı olan aşiretlerın başında Az aşireti geliyor.

Hesê began'ın gerçekleştirtiği katliamın gerekçesini açıklamak, Tarihe not düşmek bakımından aydınlatıcı olur diye düşünüyorum. Çünkü açıklanmayan her bilgi karanlıkta kalıp yok olacaktir.

Mıtoli ailesinin Ataları, Abbasiler döneminde, özelikle Harun-Er-Reşid zamanında Bermekiler adıyla dünya tarihinde isimlerinden söz ettirmeyi başarmişlardir. Daha sonra  Kürdistanda kurduklari beyliklerle  bölge tarihinde önemli rol oynamişlardir.

Mıtoli ailesi İsfahan beyden sonra üç kola ayrılır. 1. Kol bingöl merkezde Mutevellizade ve Aydoğdu ailesi. 2. Kol Sancak Lek köyünde, Lek-ağası. 3. Kol Merkez Karavelyan köyünde Çakabay ailesi. Sonra Lek kolundan ayrılan 4.Kol Karakoçan Golan köyünde Çori-bori ailesidir.

Bu ailelerın adına kurumlaşmiş üç kutsal Ocak (Ziyaret) mevcutur.
1. Ocak Mıtoli ailesinden Maruf efendinin evinde, ocakta bulunan kutsal emanet, bir Mes (yani ayakkabı) ve arapça yazılı silsileneme.

2. Ocak Lek köyünede buluna, Mes'in öbür tek'idir.

3. Ocak karakoçan Golan köyünde çoribori ismiyle nam yapmiş, kutsal emanet Kulık'dir.

Bu üç Ocak Dersimden Diyerbakıra , Bitlis Erzuruma kadar nam salmişti. Halk arasında büyük itibar görüyordu. Dolaysiyla 1900 lü yıların başında bu üç Ocak vasıtasiyla ailenin namı her tarafa yayılmişti. Halk arasında kutsal sayılan, hastalar için şifa umudu olan bu Ocakların ziyaretçileri hesapsiz idi. Hal böyle olunca bir nevi gelir kaynağına dönüşmüştü.

Hesê began, bulunduğu  her cemaat, gitiği her köy bu ailenin isminin yüceliğini ve saygınlığının methine tanık oluyor. Bu durum Hesê baganda kıskançlık sebebi oluyor.

Hesê began, Lek ve bingöle adamlarını yoluyor, Ocaklarda bulunan kutsal emanetlerın kendi ailesine layik olduğunu dolaysiyla emanetlerin kendisine verilmesini istiyor. Aileler emanetlerin kendi atalarına ait olduğunu ve Asırlardir koruduklarını savunarak, vermiyeceklerini sert bir cevapla tepki gösteriyorlar.

Hesê began ünlü bir mahkümdur, insan öldürmekle nam yapmiştir, hiç af edermi. Önce Lek civarına sıziyor. Lek açık bir arazı olduğundan katliam fırsatı bulmuyor. Kemah köyünde bulunan Lek'lilerin akrabası olan Yüzbaşi ailesinden Mustafanın evine gidip Evde bulunan eski bir kitap, bir miktar altın ve Amerika'dan getirdiği silah'ı isteyince, Mustafa Hesê begana sert bir uslup ile şu cevabi veriyor: ''Heso; Tu birçî buyî tışt nawe ez hendik zêr dıdım te. Lê Kitêb ya kalıkê mine, Tıfıng'a mın jî  teşî!ya dayka te nîne ez bıdım te''. diyor. Bu Hesê began'ın beklemediği bir cevap idi.

Hesê beganın tabiatında hidetlenmek, sinirlenmek yok, güldüğü zaman öldürmeye kara vermiş demektir, hafifçe gülümsüyor. Hesê began hiç birşey duymamiş gibi soğuk kanlılığını koruyor. sılahı kucağında sofraya davet ediliyor, Mustafa da Hesê beganın yan tarafına oturiyor yemek yemeye başliyorlar, Mustafanın oturduğu yer tam heso'nun kucağındaki silahın namlusuna denk gelmiştir, Heso fırsat bulup tetiğe basıyor, ve mustafayi oldürüyor.

Akabinde ansızın bingöl merkezde Maruf' efendi'nin evine daliyor ve ailenin  tamamını kurşundan geçiriyor. Olaydan sonra eve akın eden akraba ve komşular, kundakta bir bebek henuz canlı olduğunu fark ediyorlar, hemen doktora kaldıriyorlar, aileden sadece o bebek kurtuluyor. Yaralı kurtulan o bebek Zeki Mütevellizade idi. Zeki saygın kişiliği ile bütün hayatı Çewlig'de geçti, 1980 yılında eceli ile vefat etti.

Kaynakça:

1- Şerefname

2- Devletin Gözüyle Türkiyede Kürt İsyanlar- Faik Bulut

3- Çevlik'te Yaşadılar- Ahmet Bulmuş

4- Aile büyüklerin'den aktarılan bilgiler

Özelikle,  amansız bir hastalıkla mücadele ederken, azimle bilgi aktaran , Merhum Berin Mütevellizade (Yavuz) ablama Alahtan rahmet dilerim, ruhu şad olsun.

Ve bir çok konuda bilgi ulaştıran Mehmet Nurhak kardeşime de sonsuz teşekkür ederim.

Saygılarımla Yasin Bayanay