Kûy a Spî

13 Ocak 2013

Ahmet Kahraman'ın Çolig üzerine hezeyanları

Ahmet Kahraman'ın Çolig üzerine hezeyanları

ahmetOrhan ZUEXPAYIJ / Bu yazıyı Yeniözgür Politika gazetesinin yazarı hemşerim Ahmet Kahraman'ın ,22 Ocak,26 Subat 2011 tarihinde kaleme aldığı Bingöl yada ayıplı yüzler galerisi başlıklı yazılarına cevabımdır.Ahmet Kahraman için yakın dönemde bazı Kürd şahsiyetlerinin yakıştırdıkları bazı sözleri hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum.

-Kürd siyasetçisi Yaşar Kaya onun için Kürdlüğünü sonradan keşfedenlerdendir. Bu sözü defalarca kendisi sohbetlerinde bize sitem ederek anlatıp durdu. Köln'de beraber yaşamalarına rağmen birbirilerine mesafeliydiler ve yıldızları hiçbir zamanda barışmadı.

-Dr Sıraç Bilgin,ruhu Türkleşmiş, işsiz kaldığı için Kürt Hareketi’ne bulaşmış biridir.

-Şükrü Gülmüş, Kendi Firavununu göremeyenler, başkasının Firaununa söz etmesi ahlakî
değildir.'Bu söz Ahmet Kahraman'ın Bingöl üzerine yazdığı yazıya, hemşerim tarihçi Ali

Haydar Koç'un verdiği cevab yazısından dolayı söylemiştir.

Bakın! Şükrü Gülmüş daha neler söyledi.



Kahraman'ı da(Ahmet), (Ali Haydar)Koç'u da yakinen tanırız.

İkisi de aynı beldenin (Bingöl) ama ayrı mahallelerde oturan evlatları.

Koç; bir tarihçi ve genç bir yetenek,bir o kadar da dürüst ve tutarlı.

Ama Kahraman için o kadarını söylemek durumunda değiliz.

Ona sorduğumuz ve anlatığımız her doğruya 'biliyom... biliyom..' der. bile bile ve göz göre göre Firavuna lades diyenlerdendir.

Bu onun tercihi,lakin iş yerel değerlere saldırıya gelince iş değişir. Ona o zaman 'Kurmê darê' deriz. Biraz daha ileri giderse 'korkak Ahmet' deriz.
***************************************************************

Îsterseniz kısaca hemşerim Ahmet Kahramanı detaya girmeden tanışıklığımız ve kim olduğuna dair kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum.



Ahmet Kahraman, köken olarak Çolig/Kanireş (Karlıova) Karahamza köyünden olup,köyü Kürdçe'nin kurmanci lehçesini konuşur. Kendisini ülkeden düşük ölçekli savaşın olduğu dönemde bir defasında Çolige memleketine 1990'li yılların başında gelişinde tesaddüfen karşılaşmıştım. Ismini veya ününü1980 li yıllarda çıkardığı "Dar ağacında" kitabiyla duymuştum. Sonraki yıllarda (sürgünde) Almanya'da ikimizin yolu tekrar kesişti. Almanya'ya ilk geldığınde Köln şehirinde kalıyordu. Köln şehirine her gidişimde mutlaka kendisiyle görüşürdüm. Ahmet Kahraman gazeteci ve aydın kimliği yanında ülkedeyken kabul etmesekte kalemi güçlü bir şahsiyeti.

Ahmet Kahraman Almanya'ya geliş serüveni hakkında kendisinden edindiğim bilgiler, Türkiyede baskı altında ve yaşam tehlikesi olan gazetecilerdendi. O yüzden PEN yaşam tehlikesi olan meslektaşlarına bu konuda sahip çıkılıyordu. Kahraman'da PEN tarafından Avrupaya getirilip, finanse edilen yardımlarıyla 1998 de sürgün yaşamına başladı.Kısaca bu açıklamaları yaptıktan sonra konulara başlıklar halinde değinmek istiyorum.



AHMET KAHRAMAN'IN BÎNGÖL YADA AYIPLI YÜZLER GALERÎSÎ YAZISINDAKÎ HEZEYANLARI,
Bu makaledeki önemli tesbitlerinden kısaca not aktarayım,

1) Son Hizbullah tahliyelerinden sonra Türk basını örgütün lider kadroso Bingölde görüldü

manşetleri atıldı. Dogru veya yanlış bu cümle hemşerimin adrenalini anlaşılan çok yükseltmiştir.

2) Hizbullah, MHP'li eski reis Hikmet Tekin, nam-ı değer Yeşil Mahmut Yıldırım'dan bahs ederken,şu ağır cümleleri mürekkebinden döküyor.

…Kürdistan ihanetinin kanlı kaması, TC rejiminin ‘’şerefli katiller’’i, Bingöl’de doğmuşlardı. …. 1960’ların sonlarından beri, Türk ırkçılığına bekçilik ediyorlar"

… Irkçı rejimce sırtları sıvazlanıyor, hizmetlerine karşılık ayıplı alanlardan kirli para kazanmalarına göz yumuluyordu.

"…Ama soyunun katiline, annesinin ırzına geçene aşık gibiydiler."


Şair,
Metin Altınokun söylemediği (Bir kilo toz bir otobüs) sözünüde ona mal ediyor.



3) Kahraman'ın mürekkebi Bingöl için bakın başka neler döküyor:

Kahraman söylemlerini dahada azdırarak, ve arkasına aldığı siyasi gücün yayın organından aldığı güvenle bakın ne diyor . Zaza’nın aklı kafasında değil, dizinde bir yaratık olarak nitelemesi,kelimenin tam anlamıyla garabet içinde olduğunu gösteriyor. Zazalar hakkındaki düşüncesini şöyle dile getiriyor: "Aklı ve vicdanı diz kapağında"
Kısacası Ahmet Kahraman'ın yazısına cümle,cümle (Güneşte üşüdüm, gölgede yandım.) misali hezeyanlarla doludur. Ben sadece bir kaç cümleyi aldım.

AHMET KAHRAMAN'IN BU YAZISINA HEMŞERÎLERIMÎN TEPKÎLERÎNÎ HATIRLATAYIM
DR SIRAC BILGIN (Siyasetçi-Yazar)
Ahmet Kahraman'ın hezeyanlarına en ağır ve sert tepkiyi hemşerimiz Kürd siyasetçisi Dr.Sıraç Bilgin (Ahmet Kahraman’ın Bingöl (Çolig) ile derdi ne?) başlıklı yazısıyla cevap verdi. Dr Sıraç Bilgin çok uzun adeta zamanın imbiğinden süzerek Ahmet Kahramana çok ayrıntılı sosyolojik,psikolojik ve antrapolojik boyutlarıyla konuyla ilgili olaylara açıklık getirmiştir.

Dr.Sıraç Bilgin'in cevabı tamamen Kürd yurtseverlik duygularının vermiş olduğu ruh ve heycanla yazılmıştır. Yazı sert olmakla beraber hakaret içermemektedir. Bu yazı'yı Dr Sıraç Bilgin'in (bilgin.nu) sitesinden detayını okuyabilirsiniz.

******************************************************************************

ALI HAYDAR KOÇ (TARÎHÇÎ-YAZAR)
Hemşerim ve dostum Tarihçi Ali Haydar Koç bir aydın sorumluluğu ve tarihçi kimliğiyle Ahmet Kahramanın yazısına çok yerinde tesbitlerle cümle,cümle cevap vermiştir. Bu yazısı demek Ahmet Kahramana çok dokunmuş olacak ki 26.02.2011 tarihindeki konuyla ilgili ikinci yazısında Ali Haydar Koç arkadaşa isim vermeden şu göndermeyi yapıyor.

***Sanki Türkçe de bilmeyenlerin, MHP’nin kişiliğinde Türk ırkçılığını yerel iktidar yapması, MHP’nin ruh kardeşi AKP’nin milletvekillerini toptan alması kazanması, Hizbullah’ın orada mayalanması ‘’iftiraymış’’ gibi maskeli rejim muhafızları, ‘’Başbakan bana gel dedi’’ diyen ‘’Abi’’nin adamları, peçesiz Hizbullahçılar koalisyonu, sövgü ve tehdit kampanyası başlattı.***
Ahmet hemşehrim Başbakan'ın gel dediği Kemal Burkay'ı kast ediyor. Ali Haydar Koç'ta PSK yayın organı Denge-Kurdistan ve sitesinin daim yazarı olduğunu biliyor. Amaa... Dr Sıraç Bilgin'in o sert ve hakaretvari değerlendirmesine sesçıkaramıyor. Ahmet Kahraman işin kolayına gidiyor. Nasıl olsa Kemal Burkay televizyona çıkmış,Türkiye'ye gitme yönünde bir eglimide var,ben en iyisi ona bindireyim. Tıpkı Orhan Miroğlu ve Şivan olayında olduğu gibi,nasıl olsa arkamda bir güçte var, o güce güvenerek koro şeklinde beraber saldırırız.



Zaten Kürd siyasetinde bu tür polemikler olduğu zaman hep bir günah keçisi aranır. Bu defada Ali Haydar Koç'un fikirlerine karşı çaresiz kalınca, Kemal Burkay'la susturmaya çalısıyorlar. E..peki Kemal Burkay açık söylüyor ve gerekçelerini ortaya koyarak ben döneceğim diyor. Ahmet Kahraman'ın icazet aldığı siyasi güç(Imrali) Avrupa,Kandilden hemde guruplar halinde talimatlarla gelip, teslim edilmedilermi,Türkiye'ye gidin çağrısını yıllarca sürekli tekrarlanmadımı hemde barış gurubu adıyla?

Bu olayla ilgili bir anekdot size hatırlatmak istiyorum. Îmralı 1999 da gurupların gelip teslim edilme sürecinde kamuoyunun tanıdığı isimlere teklif götürülür. Bu tekliflerden biride o dönemde Ortadoğu sahasında olan Diyarbakır HEP eski il başkanı Avukat Hüseyin Turhallı'ya götürülür. Hüseyin'in verdiği cevap oldukça ilginçtir. Bizim kitabımızda gidip teslim olmak yoktur. Benim sülalem (Mıstan aşireti) Şeyh Said hareketine bir bütün olarak katılmış en son direnişçimizde 1940 yılına kadar dağda silahını teslim etmeden çarpışarak şehadete ulaşmıştır. Ve bu teslimiyet teklifini red eder. Sonuclarınıda sonradan hepimiz gördük kimse ne barış yaptı,nede bu gurupları serbest bırakıp bir adım attı.





Ahmet Kahraman doğrusu pes demek gerekir. Senin yazdığın gazetede geçmişteki yani sizden önceki baş yazarlarıınıdaçok iyi hatırlıyorum. Onlarda o dönemde sizin yaptığınız gibi, silahlarını (Yazı-makale)çok sert hatta sizinkinden daha keskin kullandılar. Sana bir dost olarak söylemek isterimki,öfkeni kontrol etmen ve gaza  gelmemen gerekir. Diasporadaki sürgün psikolojisi seni bayağı hırçınlaştırdığını yazılarında görebiliyorum. Sizinle yaklaşık 6-7 yıldır görüşmüyorum.

Sizinle görüştüğümüz dönemlerde çok hoş ve mülayim biriydiniz. Hatta o nazik konuşman çok hoşuma gidiyordu. En iyi Türkçe bilen Istanbuludan daha iyi onların dilini konuşuyordun. Tabi sizin bu özellikeleriniz bir sosyal beceridir. Özgür Politika gazetesindeki son dönem yazılarınızın her cümlesi pimi çekilmiş bir bomba gibi ses çıkarıyor. Bir söz var ya (Keskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.)

**********************************************************

MAHMUT USLU (ÎLAHIYATÇI)
Ahmet Kahraman'a tepki gösteren bir başka hemşerim ve dostum Mahmut Uslu

(Çocuktan Katil Yaratmak Ve iki Not ) başlıklı yazısı ile cevap vermişti.

Mahmut Uslu ,yazısında Özgür Politika yazarı Ahmet Kahraman`ı, özellikle Kırd (kırmanc,zaza,dımılı) toplumunu hedef alarak, yaptığı saldırılardan dolayı özür dilemeye davet ediyorum.Bu hususta söylenmesi gerekeni, sayın Sıraç Bilgin`inçok kapsamlı bir yazı ile cevapladığını bildiğimden, fazla söze gerek de, görmüyorum.Buna bir kaç kısa ilavede bulunmak istiyorum.

Mahmut Uslu yazısının devamında zazalardan uyuşturucu baronu bugüne kadar çıkmamış, aksine (Kurmanclardan) daha çok çıkmıştır. Halkıma olan saygımdan dolayı ağzını açmak istemediğini söylemekle,

Sebebi ise, kardeş kavgasında pay sahibi olmak istemeyişimdendir.

Yine Mahmut Uslu islami bakış açısıyla meseleye yaklaşan biridir. Ahmet Kahraman'ın Hizbullah ile igili değerlendirmesinede açıklık getirerek , PKK'nin Hizbullah örgütüyle ilgili Kurdistanda yapmış olduğu eylem ve açıklamalarının yanlışlığına dair bazı tesbitlerde bulunmuştur. Ayrıca bu yanlışlıklarla ilgili yaşadıklarını bir anekdotla aktarmıştır. Mahmut Uslu ayrıca Yeşil (Mahmut Yıldırım) hakkında verdiği bilgilerden doğrusu çok yararlandım. Mahmut Uslu'nun bu yazısı isteyen Tavz.Net sitesinden detaylarını okuyabilir.



***************************************************************

MAŞUK USLU (EĞTÎMCÎ-YAZAR)
Ahmet Kahramana sert tepkilerden biride Maşuk Uslu adlı bir baska hemşerim (BİR KÜSTAHA CEVABIMDIR !)başlıklıyazısıyla tepki göstermiştir.

Maşuk Uslu olaya anti-pkk penceresinden bakarak Ahmet Kahraman'a reaksiyon göstermiştir. Olayı irdelerken PKK-Öcalan'ın devletle olan ilişkisine bazı örneklerle anlatmaya çalışmış, Ahmet Kahramanı'da o cennahın kalemşörü olduğunu ifade etmiştir.

Zazalara yapiıan hakaretlerden dolayı'da üç örnek vererek zazaları savunmuştur. Örnekte AKP eski hükümetinde devlet bakanı Prof.Mehmet Aydın,DTP başkanı Selhattin Demirtaş ve Kılıçdaroğlunu göstermiştir. Mehmet Aydın Elazığ Hankendi yakınında Göl köylü olup, zaza değildir. Farz edelimki ! onu zaza kökenli olarak kabul edelim. Bugüne kadar zaza olduğunu hiç söylemediği gibi, zazaların talepleri hakkında bir isteğide olmamıştır. Yine, Kemal Kılııçdaroğlu kimliğini saklayan biri olarak, hiçbir zaman Dersimli ve Zaza olduğunu söylemedi. Keşke örnek olarak onun ismini hiçyazmasaydın, daha iyi olurdu. Selhattin Demirtaş Palu/Hatek kökenli zazaca konuşan bir aileye mensuptur. Köylerimiz bitişik aynı aşireten olduğumuzu belirtmek isterim. Selahattin kendi kültür, dil ve kimliğinin mücadelesini aktif siyasetini yapıyor.

Maşuk Uslu hemşerim son yazısından anlaşılacağı gibi, Milli görüş çizgisinde olan biridir.

Maşuk Uslu'nun Kürd-Türk kardeşliği ve ortak mücadele vurgusundan bahs etmiştir. Doğrusu Türkler 85 yıldır Kürdlere üvey evlat muamelesi yapmıştır.Sadece Türkler değil, Arap ve Farslarında gazabına uğramış islam ümmetinin yetim evlatlarıdır Kürdler,



************************************************************************************

AHMET KAHRAMAN'IN GAZETEDE ŞÎVAN PERVER VE

ORHAN MÎROGLUNA DAÎR KISA BÎR AÇ
IKLAMA


Ahmet Kahraman sadece Bingöle kinini ortaya koymadı. Yakın dönemde Orhan Miroğlu referenadumda evet oyu vereceğini,demokratik açılım desteklenmelidir, dediği için Bu sözlere (besleme basın ve Miroglu başlıklı yazısı) çok sert bir yazı kaleme aldı.

Bu yazıyı okuyunca doğrusu hemşerim Ahmet Kahramanı, nasılki PKK yayın organlarında Ismail Beşikçi'yi Kasım Engin'le,Orhan Miroğlu'nu Toprak Cemgil ile, Ibrahim Güçlü'yü Aram Masis ile tehdit etmesi hatırıma geldi.

Ahmet Kahramanı biraz bu üçlü Kasim Engin,Toprak Cemgil ve Aram Masise benzetim.

Ahmet hemşehrim adeta keskin kalemiyle bir tetikçi gibi hazır.



Ahmet Kahraman hemşehrim, Şivan Perver için yazdığı ağır cümleler,

"Şivan Perwer, Cegerxwîn’in destanını da ses bayrağı yapan Kürdistan’ın hüzünlü sesiydi. Onu dün, TC Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın önünde diz çöker halde, pazarlıkta gördüm. Arınç, ‘’devletin sesi’’ olma konusunda, onu aşağılarcasına ‘’çok para istediğini’’ söylüyordu, yüzüne karşı. Yazık, Şivan tamahkarlığıyla, halkı nezdinde yaşayan ölü oldu..." Bu sözlerdeki kurgusu tam bir senarist,negatif düşünürsek komplocu ve iftiracı bir yaklaşım,
Şivan perver hakkında son dönemlerde epeyce tartışmalar oldu. Bu konuda Kürd tarafı adeta ikiye bölündü. Bu ayrı bir tartışma konusudur.



**********************************************************************

AHMET KAHRAMANI YÖNLENDÎREN VEYA YANLIŞ BÎLGI KAYNAĞI VERENLERE BAZI DOĞRU HATIRLATMALAR
Ahmet Kahraman hemşehrim ,yazısında bahsettigi bazı kişiler hakkında yanlış bilgilere sahiptir. Örneğin Çolig'in yiğit, bir o kadar mütevazi şehidi Nesih Anşin(Hasan) Hizbullah kacırmış Töyrek köyüne götürmüş,Hüsamettin Korkutata ile ilişkiye geçerek bırakıldığını söylüyor.

Bu tesbit külliyen yanlış ve yalandır. Burada bir nevi Hüsamettin'i töhmet altında bırakıyor. Oysaki Hizbullah örgütü Nesih kaçırılmadan kısa bir süre evvel Hüsamettin Korkutata'nın amcazadesi Şeyh Mehmet Korkutata'yı evinde şehid etiler. Nesih Anşin'le Mehmet Korkutata çok samimi iki arkadaş ve dostular. Nesih Anşin,şeyhin Çan köyündeki cenaze törenini organize edenlerden biriydi. Hizbullah işte Nesihi bu törenden dolayı takip ederek ,bir defasında kaçırıp rehin aldı,ikinci defasında da arkadan ensesinden kurşunladılar. Nesih arkadaş bu kurşunlar sonucunda dişleri ve dili param parça oldu. Elazığ araştırma hastahanesinde çok iyi hatırlıyorum, 2 Haziran 1994'te kendisini ziyarete gittiğimde konuşamıyordu. Nesih hem okul arkadaşım,hemde yoldaşımdı.

Nesih Anşini herkes biliyordu Hizbullah Töyrek köyüne götürmüştür. O dönemde iktidar partisi ortağı DYP milletvekili olan merhum Şeyh Said'in torunları Ali Rıza Septioğlu ile Abdulmelik Fırat Çan köyüne, Hizbullahın şehid ettiği şeyh Mehmedin taziyesine geldiler. Çan şeyhleri Alirıza Septioğlu ile Melik Fıratın öz dayılarıdırlar. Nesih'te Hizbullahçılar tarafından kaçırılmış, ailesi çaresizce tevekkül içinde cocuklarının ölümünü bekliyorlardi.

Hemde cocuklarinin nerde rehin tutuldugunu bilircesine,

Bu olay ,Septioğlu ve Melik Fırata aktarılır. Iktidar partisi milletvekilleri olduğu için Vali ve Emniyet üzerinde Ankara bağlantılı baskı kurarlar. Emniyet Müdürü o dönem Kemal Iskender şehir dışı olan Töyrek köyüne yaptığı operasyonla Nesih, bir çuvalın içinde bağlı bir şekilde kurtarıldı.

Bu olaydan dolayı JÎTEM ve Emniyet Müdürlüğü arasında sorunlar yaşandığı söylendi. JÎTEM bu kamp bizim sınırlarımız içinde,neden bize haber vermeden böyle bir operasyon yapıldığına tepkiliydiler.

Analşılan Nesih hala yargılanıyordu. Nesih in bana anlatımları Hizbullahın elinde 30 kişilik bir ölüm listesi vardır. Bu listede sende varsın dedi ! çok dikkatli olman gerekir dedi. Bu olayı bana hastahanede çok yakın bir tanıdığımın yanında anlattı. Bu olaydan sonra Nesih'in Avrupa macerası ,Orta-doğu sahası ve en son Çolig aşağıköydeki şehadetiyle yaşamınihayetlendi.

Ahmet Kahraman hemşehrim, o dönemde Hüsamettin Milletvekiliydi doğru ama muhalefeteydi. Hüsamettin eğer Nesihi kurtarabiliyorsa neden amcazadesinin ölümüne engel olamadı?.

Ahmet Kahraman , Hüsamettin ile Hikmet Tekin'i aynı kategoriye koyman çok yakışıksızdır. Çan şeyhleri tarihe mal olmuş bir ailedir. Diyarbakır Istiklal mahkemesinde idam edilen bu aileden üç kişi vardır. Yine isyan sürgünü bir ailedir. Çan'lışeyh Mustafa yaklaşık 25 yıl (bin Xet) Suriyede sürgündü.

Hikmet Tekin ailesi,kardeşleri,babası tamamen Türkçü fikirlerle yetişmislerdir. Hikmet Tekin'in yaşam öyküsü ve babası hakkında çok detaylı ıkı makale bundan iki yıl evvel kaleme aldım.

El insaf bu iki aileyi Kürd davasında tarihsel olarak aynı kategoriye koyman hezeyandır.

********************************************

Ahmet Kahraman hemşehrim,

Hizbullah olayına gelince ,Bingölde devletin bir politikasıydı. Diyarbakir, ,Batmanda ne kadar Hizbullahçı varsa hepsi Bingöl cezaevindeydi. Bingöl adeta devlet tarafından Hizbullahın üssü olarak Kullanılmıştı. Bu tercih bilinçli bir tercihtir. Devletin kırmızı çizgileri içinde Çolig sürekli ön plandadır.

Bingöl cezaevine Hizbullahçılara diyebilirimki her hafta büyük kolilerle eşyalar gelirdi. Her tutuklunun birkaç ayakabı, veya elbisesi vardı. Bingöl cezaevi yönetimi adeta onlara teslim olmuştu.

Bingöl Töyrek köyünü JITEM boşaltarak kamp kurdu. Bu kamp Ilıcalar karakoluna çok yakındı. Kamp daha bir yılını doldurmadan ,PKK kampı basarak iki tane Hizbullahçıyı'da öldürüp kampı dağıttı. Bu eylem Kış'a doğru karın belki ilk yağdığı bir geceydi. Hizbullah izi takip edip, gerillanin Çan köyüne doğru gittiğini tesbit ederler. Zaten Töyrek köyü Çan'ın bir mezrası olup, merhum Şeyh Ibrahim Korkutata'nın köyüdür.

Hizbullah Çan'lı şeyh Mehmedi öldürmesi işte bu izden dolayıdır. Hizbullahçılar zaten çevreye verdiği mesajlarda Çan köyü kampın basılmasında rolü olduğunu söylemişlerdi. bu köyden intikam alacaklarını ilan etmişlerdi.

Bir anekdot sana hatırlatayım 1995 yılında Bir komplo sonucu merhum Ismail Hakkı Mütevellizade ile yardım yataklıktan cezaevine konulduk. Cezaevinde yaklaşık 10 koğuştan 5,6 koğuş yaklaşık 240 Hizbullahçı vardı. Hizbullahçıların çoğu Batman,Silvan ve Diyarbakır kökenliydiler. Birgece gardiyan kaldığım koğuşun kapısını açttı,içeriye genç bir çocuk girdi. Batman kökenli ve ismi Nedim'di. Bu genç mevlid vereceğim, hatırlamıyorun yine kutsal bir geceydi. Batman'lı bu gençeğitimli biri olmadığı gibi,çok cahil kabaca önce Hizbullahın propagandasını koğuşta yapmaya başlayınca,Ismail Hakkı ile beraber kolundan tutup,dışarı koyduk.

Ertesi gün cezaevi müdürü ,Şırnak kökenli biriydi. Ismail Hakkı ve benim için koğuştan dışarı ara koridorlara çıkmayın dedi. Hayırdır ne olmuş diye sorduğumuzda, Hizbullahçıların hedefindesiniz,dediler. Bir hafta sonra ben ve Ismail Hakki Muş cezaevine nakil edildik.

Ahmet Kahraman hemşehrim, Ankara ve Istanbulda uzun yıllar kalarak fetva vermek veya Avrupa metrapollerinde yalan yanlış bilgilerle kalem oynatarak ,Çolig'e hakaret etmek haddiniz değildir.

AHMET KAHRAMANIN BANA AKTARDIĞI ANEKDOTLAR
Ahmet Kahraman hemşehrim Avrupaya çıkmadan evevl ,Şükrü Gülmüşle Istanbul'da Özgür Politika gazetesinde yolları kesişir. Ahmet Kahramanin o dönemde Şükrü Gülmüş ile yaşadıklarını kısa cümlelerle özetini size aktardım. Ahmet Kahraman' ında ilk Avrupadaki karşılaşmamızda yaşadığı bazı olayları bana anlatmıştı, o anlatimları kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. Mademki herkese saldırmak bu kadar kolayda, peki bana anlattıklarına ne diyeceksiniz?



Abdullah Öcalan sürekli Türk ve Kürd aydın yazarlarını Suriye'ye davet ederdi. Bu davetliler içinde Ahmet Kahraman'da vardır. Ahmet cesaret edip gitmez. Abdullah kardeşi Mehmete Ahmet abi gelmedi, ne yapıyor ?Söyleyin kalemi güçlüdür benim romanımı yazsın. Mesela benim çocukluğumu Halfetiden başlayarak ta..... komploya kadar yazabilir. Bende kendisine bu konuda ne düşünüyorsun dedim? Fakat kararsızdı. Tabi roman yazmak için Öcalan'ı görmek ve tanımanın yanında, ailesini, yaşadığı coğrafyayı, arkadaşlarının yanında ,siyasi ilişkilerinede ulaşmak gerektiğini söyledim. Bunun yanında PKK örgüt yapısı ve işleyişinide bilmek gerekir.

Hatta dedimki Öcalan'ı yakinen tanıyan ve Orta-Dogu sahasında yanında kalan PKK lilerde vardır. Bu kesiminde görüşlerini alabilirsin. Bu konuda Avrupada malzeme çok,,istersen bir kaç tanıdıkla sizi tanıştırma imkanımız var dedim. Ahmet Kahraman çok iyi olur dedi. Köln'de bu konuda 2,3 defa bu arkadaşlarla beraber görüştük. Ahmet Kahraman Öcalan'ın yanında kalan bu insanlara, soru sorarak ,pkk tarihinde yaşanan bazı olaylar,tasfiyeler ve iç infazlara karşı pekçok özel soru sordu. Ahmet Kahraman aldığı cevaplardan bazıları demek ki kendisini çok etkilemiş olacakki ,duygusallaşarak göz yaşı döktüğüne şahit oldum ve son olarak şunu söyledi, ben roman moman yazmaktan vazgeçtim.

*******************************************************

Ahmet Kahraman bana bir başka anısınıda şöyle anlattı, Öcalan'ın Adana'da annesini ziyarete gittim. Annesi, ablaları Hava ve Fatma ile kardeşi Mehmedi yakinen tanıma fırsatım oldu. Ertesi gün annesinin ameliyat olacağını söylediklerinde, annelerinin hastahanede ziyaretine gitim. Hatta biraz alışveriş yaparak pijama, havlu (v.s) götürdüm. Ailesi hakkinda şunu söyleyebilirim. Evde koyu bir sohbetimiz oldu. Annesi konuştuğunda bir bakıyordum Mehmet, bir bakıyordum diğer ablaları müdahle ediyorlardı. Kısaca kardeş ana ilişkilerinde saygı ve hoşgörü görmedim.

Ahmed Kahraman biraz titiz ve kibar olduğunu tanıyanlar bilir. Öcalanın ailesinin kaldığı evde temizlik olmadığı gibi evleri kötü kokuyordu. Doğrusu yemek ve içmek içimden gelmedi. Hatta bir örnekte vererek, bizim memleket Çolig ve Karlıovada bir eve gittiğınde fakirde olsa evleri temiz ,insan gönül rahatlığıyla yemek yiyebilir demişti.

Ahmet Kahraman işi biraz daha ilerleterek, "hasbel- kader" bu aile yarın öbür gün Kürd devleti azad olur, bunlar Kürdlerin başına gelirse, diger ulusların aileleri bunları yakinen tanırsa bu bizim için yüz karasıdır diyordu. Dikkat ederseniz Şükrü Gülmüş yukarıda ifade ettiği gibi şu cümlesi herşeyi ifade ediyor.

(Ona sorduğumuz ve anlatığımız her doğruya 'biliyom... biliyom..' der. bile bile ve göz göre göre Firavuna lades diyor.)



Ahmed Kahraman hemşehrim, Ankara ve Istanbul metropolerinde yaşayarak Çolig üzerinde aldığı yanlış ve yalan bilgilerle ahkam kesmesi düşündürücüdür.

Hemşehrim yıllarca bu metrapollerde yaşamış ,ona deselerki Cemal Gürsel ne yapmış,Demirel veya Özal ne yapmış veya Çankaya, Pembe Kösk nerededir? Bunlari çok iyi bilir. Bu konuda kuşkum yoktur. Zaten yazılarını takip edenler onun Türk bürokrasisi ve devlet adamlarını çok iyi tanıdığını hemen farkeder.

Hemşehrim zamanını Kürd insanına, Çolig halkına bugüne kadar hiç ayırmamış ki tanısın. İşte burada bir boşluk vardır. Yaşar Kaya'nın tesbiti burada biraz doğru olduğuna (Kürdlüğünü sonradan keşf eden adam, Ahmet Kahraman) insanlar artık kanaat getiriyor,Türklük veya Türkiye vadisinde yıllarca gazetecilik yapan Ahmet Kahraman gibi bir kalem, Avrupa'da şu anda yazdığı gazetede takip edenler bilir ,defalarca yazıları durduruldu, tabiri caiz ise Kapıdan kovulup Pencereden giren tiplerdendir.



SONUÇ;
Özgür politikada geçmişte köşe kapan Kürd yazarlarını takip edenlerdendim. Ahmet hemşehrimin konumunda olanlar, PKK muhalifi şahsiyetler ve örgütlere, onlar gibi düşünmeyenlere bu tarzda ağır ve haksız saldırılarda bulunuyorlardı. Özgür politka adeta bu tiplere ısmarlama yazı yazdırıyordu. Bu köşe yazarları işi o kadar ilerletiler ki, geçmişteki muhaliflerine bu köşeden saldırdıkları gibi belden aşağıda ahlaki olmayan yazılar bile yazıyorlardı.Haddim olmadan hemşehrime yararına olacak bir tavsiyede bulunabilirim ."Aklını başına topla" kullanılıyorsun,inanmıyorsan arşiv orada sana hatırlatayım. Ismail Beşikçi'yi hatırla, Yaşar Kaya,Hatice Yaşar,Orhan Miroglu,Şivan Perver,Ibrahim Güçlü,Abdulmelik Fırat,Kemal Burkay'a saldıranlar şimdi neredeler?Size bu isimlerin yüzlercesini verebilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder