Kûy a Spî

13 Ocak 2013

İdeal Kürt kimdir? alinti yazi

İdeal Kürt kimdir?

İdeal Kürt kimdir?

Türk kökenli vatandaşları, Kürtlere hakaret, tezyif ve tenzile cesaretlendiren hukuk ve eğitim sistemimiz, Kürtler üzerinde de tarifi ve tamiri imkansız hasarlar yarattı

Bir Kürtten nasıl olması beklenir sorusuna farklı cevaplar verilebilir. Kürtler değişik coğrafyalarda, farklı ulusal kültürlerin etkisinde yaşadıkları için “iyi Kürt”ün tarifi kültürden kültüre değişir. Milliyetçi bir İranlının gözünde İran’da yaşayan bir Kürt, Fars kültürüne ne kadar entegre olmuşsa o kadar makbuldür. Kuzey Irak’ta son 8 yıldır belirginleşen Kürt kimliğinden sarfı nazar edersek, Irak ve Türkiye’de yaşayan Kürtten de beklenen budur. Suriye’de durum biraz farklıdır. Türkiye’de Kürt kimliği resmen kabul edilmezken, Suriye’de bu kimlik kabul görüyor ama buna karşılık vatandaşlık hakkı verilmiyor. Anlaşılan şu ki, Kürt kimliğini kabullenip ona vatandaşlık haklarını veren bir ülke yok gibi. Kürtler, Ortadoğu’da nüfusları 40 milyona varmasına rağmen ulus-devlet olamayan tek halk. Böyle bir badireyle karşı karşıya kaldıklarından dolayı, bir Arap yazar Kürtler için, “İslam âleminin yetimleri” ifadesini kullanıyor.

Yok saymak
Kürtlerin T. C. Anayasa’sında zikredilen yasal birey anlamındaki “Türk” kavramına dahil olup olmadıkları tartışma konusu. Türk milliyetçileri ve Kemalist ulusalcıları, bu kavramın etnik bir grubu belirlemekten çok, Türkiye’de yaşayan tüm insanları kastettiğini savunurlar. Ancak bu kelimenin aynı zamanda “Türk ırkı” anlamında da kullanıldığını, hem resmi belgelerde hem de Milli Eğitim’de okutulan kitaplarda görmek ve kanıtlamak pek de zor değil. Bu kelimenin her iki anlama da gelmesi hasebiyle Kürtleri de kapsadığı iddiasını zayıflatıyor. Diğer taraftan “Kürt” kelimesinin, bir tabu kavramı olarak, hiçbir resmi belgede geçmemesi, Kürtlerin kimliklerinin inkâr edildiği iddiasını güçlendiriyor.
Homojen bir millet yaratmak adına, nüfusu 15-20 milyona varan bir halkı yok saymak veya başka bir kimliğe sokmak, bu ülkede yaşayan hem Kürte hem de Türke büyük zarar verdi. Ne kanunda, ne eğitimde ne de bir resmi evrakta ismi, dili, kültürü ve folkloru zikredilmeyen bir halka, Türkler saygı duymadı. Kürt illerinde görev yapan öğretmen, polis, asker ve mülki amirler, ulusal kültür ve eğitim dışına çıkmamışlarsa oradaki halka kendilerindenmiş gibi davranmadı. Bunda da kısmen haklıdırlar. Çünkü görev yaptıkları yerlerde karşılaştıkları halkın, başka bir dil konuştuğunu, başka geleneklere sahip olduğunu görünce, buna bir anlam veremiyorlar. Bu realite hiçbir resmi belgede anlatılmadığı için, bu olayın algılanması onun bireysel anlayışına bırakılmıştır. Bu sebeple Kürtler, ulusal kültürün dışına çıkıp hümanist değerlerle kendilerine insanca muamele eden, vicdan sahibi devlet görevlilerine fevkalade saygı duydular, onları bağırlarına bastılar.
Kürt unsurunun devlet tarafından resmen tescil edilmemesi, başka birçok kötülüğe sebep oldu. Ulusal kültüre ve eğitime dogma derecesinde inanan Türkler, devlet görevlisi olsun veya olmasın, ırkçılığa varan bir tavırla, Kürtleri “öteki”leştirdi, onları ayırdı, onları tahkir ve tenzil etti. Birçok kitap ve ulusal gazetede Kürtleri aşağılayan yazılar ve ifadeler kullanıldı, kullanılıyor. Evrensel hukukta bu tavır ve ifadeler suç sayılıp ceza gerektirirken, Türk hukukunda Kürt maddesi olmadığından, bu tür zulümler, olmayan bir kavme yapılmış sayılıyor. Bu suçlar da cezasız kalıyor.
Türk kökenli vatandaşları, Kürtlere hakaret, tezyif ve tenzile cesaretlendiren hukuk ve eğitim sistemimiz, Kürtler üzerinde de tarifi ve tamiri imkansız hasarlar verdi. Birçok Kürt, ırkından ve konuştuğu anadilinden dolayı utanır hale geldi. Ayrımcılığın egemen olduğu mekânlarda, kökenini inkâr, konuştuğu anadilini bilmediğini iddia etti. Türklere yakınlığını ispat için çoğu zaman bir Türk akraba ihdas etti. Çevresindeki Türkler hâlâ ondan şüphe ediyorsa, kendisini kabul ettirmek için ve kalan şüphelerin izalesi uğruna, bu sefer, kendi aslına ve ırkına, kültürüne ve diline sövdü. Kabul görmesi için, Türk kardeşlerinin kendisinden beklediği de budur.

“Kürtçü değilim”
Türklük tarifine girebilmek için bunların da ötesinde fedakârlıkta bulunan zavallı Kürtler vardır. Bu yeni evrede Türkçü olurlar. Türk olan bir Türk ırkçısından daha keskin Türkçü olurlar. Bunu ispat için, suikastlarda tetikçi olmayı bile göze alırlar. Diğer taraftan, bu kendi kişiliğini kendi eliyle yıkmayı göze alamayan bir Kürt, eğer eğitimliyse, bir şekilde kökeni sorulduğunda, “Kürtüm ama Kürtçü değilim” der. İkinci cümleyi mutlaka ekler, çünkü Kürt olduğunu söylemek, hukuken ve milli hars gereği, başka manaları ima edebilir. Yok, eğer yeterli eğitime sahip değilse, “Ben Kürtüm” deyip bunu izah eden bir-iki cümle ilave etmiyorsa, böyle bir kimsenin “Kürtçülük” damgası yemesi büyük ihtimaldir.
Kürt kökenli olup bunu inkâr eden ve Türklüğün çeşitli derecelerine yükselen vatandaşların durumuna tekrar bakacak olursak, bu kimselerin Türk milliyetçilerden saygı görmedikleri bir gerçek. Türkçüler, Kürtlerden Kürtlüklerini inkâr etmelerini ve Türk olduklarını söylemelerini isterler, ama buna kendileri de inanmazlar. Profesör seviyesine gelmiş Kürt kökenli Türk milliyetçilerin, Türk kökenli milliyetçi kardeşleri tarafından nasıl ciddiye alınmadıklarına, istihza edildiklerine bizzat şahit olmuşumdur.
Böyle kısa bir tahlilden sonra, bir felsefe hocası olarak söyleyeceğim şudur: Eğer Kürtlerden “iyi vatandaş” olmalarını istiyorsak, onlardan kökenlerini, anadillerini inkâr etmelerini beklemeyelim. Hatta bir korkuları varsa, bunu izale etmeye çalışalım. Çünkü insandan gelebilen her türlü iyilik, o insanın kendisine olan saygısından gelir. Aslını ve dilini inkâr edenin, kendisine saygısı yoktur. Kendi zatına saygısı olmayan ezik kişiliklerin, başka insana da saygısı olmaz. Çünkü o insanda saygının temeli tahrip olmuştur. Kürt kökenini inkâr edip Türk milliyetçisi olan bir Kürt, her an, bu ikinci milliyete de ihanet edebilir. Bu sebeple, kökenlerini ve anadillerini önemsemeyen ve öğrenmek istemeyen Kürtlerin bu durumu, patolojik bir vakadır. Bu durumdan keyif almak daha da ağır bir vakadır.
Ben bir Türk milliyetçisi olsaydım, soyunu ve dilini inkâr eden bir Kürt yerine, soyuna ve anadiline sahip çıkan bir Kürtle birlikte yaşamayı tercih ederdim. Diğer taraftan şu da bir gerçektir ki, büyük dostluklar ve beraberlikler, kavmiyet ve coğrafi birliktelik gibi doğanın koyduğu şartlarla değil, insanların bizzat kendilerinin yarattıkları, erdem ve yüce değerlerle gerçekleşebilir. Medeni insan, kendi kanından ve dilinden olmayan insanla dost olabilen insandır.

YASİN CEYLAN Prof. Dr., ODTÜ Felsefe

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder