Kûy a Spî

13 Ocak 2013

Atatürk'ün manevi kızı Misyoner Sıddıka Avar'ın Çolig (Bingöl) hatıraları







                    1.Bölüm


Atatürk'ün manevi kızı


Misyoner Sıddıka Avar'ın Çolig (Bingöl) hatıraları



 Son Güncelleme: Pazar, 07 Haziran 2009 00:02

Orhan Zuexpayıc /

Afrikalı bir yazar,

Batılılar, Afrika’ya geldikleri zaman elimize İncili verdiler.
Bize gözlerinizi kapatın, dua edin dediler.
Biz gözlerimizi açtığımızda gördük ki, ayağımızın altından topraklarımız ve madenlerimiz gitti. Elimizde İncil kaldı."
 "







Evet! Afrıkada yaşanan bu asimlasyon uygulamaları,"beyaz katliam"veya "beyaz ölüm" ün aynısı yıllarca Kurdistanda yaşandı. ,

Bu kavramaların kısaca anlamı bir ulusu asimle etmek suretiyle yok etmek anlamına gelir.

Türk-Tarih tezi, Güneş-Dil teorileri ile Ergenekon,Jitem,Atatürkçü düşünce derneği,Çağdas yaşamı destekleme derneği gibi kuruluşlar da günümüzde Resmi-Ideolojinin uygulayıcılarıdır.


Sıddıka Avar, Türkçülük ve Kemalist idolojiye ömrünü adamış bir misyonerdir.

Sıddıka Avar 1939 yılından başlayarak 1960'lı yılların başına kadar Kürd coğrafyasında Dersim,Çolig ve Elazıg da yaklaşık 30 yıla yakın Kürd halkını asimle etmek için Atatürk tarafından görevlendirilmiştir.

Atatürk'ün manevi kızıdır. Biliyorsunuz, Atatürkün manevi kızları saymakla bitmez.

Sabiha Gökçe'den tutun,Afet Inan,Ülkü Adatepe,Sıddıka Avar ,Türkan Saylan ilk akla gelenlerdir.
Bu saydıklarımın ayr ayrı misyonları "görev"vardır.

Sıddık Avar'ın misyonerlik faaliyetleri din alanında değil, asimlasyonu,Türkçülük ve Irkçılık zanı kültürel alanıdadır.
Tıpkı günümüzde "Çağdaş yaşamı Destekleme Derneği"isminde "Atatürkçü"kuruluşa nasıl ki yabancı değiliz.
Türkan Saylan'nın başkanı olan bu dernek "Derin devlete"bağlı olduğu konusunda hiç kuşku duymadığım gibi ,gerçek bir misyonerlik kuruluşudur.

Ben bu yazımda Sıddıka Avar'ın yazmış olduğu "Dağ Çiceklerim" kitabında "Çolig"Bingöl bölümü le ilgili hatıratları dikkatle okudum.

Kitapta geçen köy,çevre ve şahsiyetleri çoğunu yakinen tanıdığım için Sıddıka Avar'ın buradaki misyonerlik faaliyetlerini anlatmaya çalışacağım.

Bu kitap'ta ismi "Türkey" halk arasında Türkan olarak bilinen Bingöll'ü "Çolig" bir kızında o dönemlerde Sıddıka Avar'ın öğrencisi olarak Elazığ yatılı okula götürüldüğünü yazar.
Bu kızla ilgili kitapta yazılmayan ve çok yakın akrabası ve köylüsü olan bir hanimefendi'nin bana aktardığı bir anekdotu dikkatle dinledim.

Bu anekdotu dinleyince Sıddıka Avar'ın eğitiği ögrencilerin ruh hali başta olmak üzere nasıl devşirilip,yozlaştırıdığını daha iyi anladım,Ayrıca Sıddıka Avar'ın tarihe tanıklık yapmış,eski bir Ermeni köyü olan Çan köyü başta olmak üzere Yamaç "Musyan" köyünde yaşadığı olaylara değineceğim.





***************

Eski adı Ermenice Çan olan bu yerleşim biriminde seksen yıldır izleri silinemeyen büyük bir trajedi yaşanır.

1915 olaylarında silahsız ve katledilmeyi bekleyen Ermenilerin toplanma merkezidir.

Bu köyün üst tarafinda "Gûele Arminun" Ermenilerin adini almış bu göl katledilen Ermenilerin cesetlerinin atıldığı göldür.

Köy halkından tanıdığim ve aynı şehirde ikamet ettiğim bir hemşerimin bana anlatımlarını aktarmak istiyorum, " Çewlik ve çevresinde var olan Ermeni nüfus toplanarak Çan yöresine getirilir.
Buraya getirilmenin özel bir önemi vardı; çünkü bu vahşet sistemli ve önceden planlanmıştı. Diğer katliamlarda da aynı tarz uygulanmıştı.
Basit bir yöntemle, canilikte mükemmeliyet aranıyordu.
Tamamen iz silme kalıntı bırakmamak amaçlandığından suda öldürme ya da öldürüp suya atma şeklinde özetlenebilir.
Fotoğrafta gösterilen ve hala ermeni gölü olarak bilinen, göl çevresine cinsiyet ve yaş farkı gözetilmeksizin binlerce insan toplatılır, ve bir ağıt insanlık yüreğine sızı olarak yerleşir.
Bu katliamdan iki küçük çocuk yöre halkı tarafından saklanır böylelikle kurtulurlar .
Evlatlık edinen bu çocukların büyüyüp evlendikleri ve hala bu köyde yaşadıkları, asıllarını unutmadıkları da bilinir."

***************

Tarihin veya kaderin acı ve hüzün dolu cilvesimi diyelim ?

1925 hareketinde de bu köydeki Şeyhler aktif olarak hareketin öncü kadroları içinde yer almış, Şeyh Said ilk toplantısını bu köyde yapmıştır.

Şeyh Said'in ilk eşi bu köyden olmakla beraber , yine  kız kardeşi bu köyde evli,bu köyden de Şeyh Said'in yakınlarıyla evli olan aileler epeyce vardır.

Melik Fırat ve Alirıza Septioğlu bu köyün yeğenleridir
.
Ermenileri Çan köyünde adetta toplama kampı gibi bir araya getirerek katleden mantık,Şeyh Said hareketinde Çan Şeyhlerinide Istiklal Mahkemesinde idam etmiştir.

Çan Şeyhlerinin aile bireylerinide katledildikten sonra ailenin ileri geleni Şeyh Mustafa yıllarca Suriye'de "Bin Xêt'e" sürgünde yaşamıştır.

Sıdıkka Avar işte bu köye gidip,misyoner faaliyetlerinde bulunuyor.
Bu köyde yaşadığı bir olayı çok çirkince amacından saptırarak kitabında yazıyor.

Bu anlatımında Çan Şeyhleri başta olmak üzere Kürd halkını aşağılamaya çalışıyor.

Kısaca misyonerlik kelimesinin anlamı başta olmak üzere Sıddıka Avar'ın misyonerlik öyküsünü biraz açmak istiyorum.

Mission kelimesi'nin kökeni Latince görev,vazife anlamına gelir.

Islamiyete bu kelime Bir dini,özellikle Hiristiyanlığı yaymakla görevli olan kimsedir.

Örneğin Malatya'da katledilen üç kişiye misyoner sıfatı medya'da verilmesi ,yapttığı faaliyetlerden dolayıdır.

Nazım Hikmet bu kelimeyi mecazi anlamda bir düşünceye,bir ülküye kendini adayan kimsedir,der.

Sami Paşazade Sezai ise "Yalan söylemek ticaret namına yapılırsa reklamdır;siyaset namına yapılırsa adı propağandadır;din namına yapılırsa adi misyonerliktir."der.

Bu tanımalamalardan misyonerlik kavramının sadece din bazında ele alınması dar bir kavram olarak algılanmaktadır.

Insanların inandığı yolda kendini görevli hisseden herkes misyonerdir.

Sıddık Avar'ın faaliyetleride Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ihbarlar sonucu misyoner olarak nitelendirilmiş olup, Atatürk bu ismi duyunca dosyasını ister.

Işte bu diyalogu gazeteci Hikmet Feridun Es o dönemlerde şu sözlerle kaleme alıyor.


********************************************************************


Atatürk dosyayı inceledikten sonra ertesi günü Avar'ı yanına çağırtti.
Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi
titriyordu. Atatürk bu ufak tefek genç kıza hayretle baktı:
"Misyoner öğretmen sensin öyle mi?" Diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça:
"Efendim ben öğretmen Avar" diye fısıldadı.Atatürk o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle
şunları söyledi:
"Hayır... Sen misyoner Avarsın. Bana da senin gibi misyonerler lazım."
Ondan sonra Atatürk fikirlerini açıkladı:

Bir toplum daha ziyade aile yoluyla bilhassa kadın yoluyla
kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu'ya gidecekti. Oradaki genç kızları
hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı.
Onları bu cemiyetin potasında yetiştirecek sonra bu çocukları birer
ışık huzmesi halinde köylere gönderecekti.

Gazeteci Hikmet Feridun Es o dönemlerde Elazığ'da okula getirilen kızlar için son söz olarak bakın neler söylüyor.
Şehre Avar'ın okuluna gelen kızı bir kere de üç dört yıl sonra
görünüz. Ben bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm...

**********************************************************

Sıddıka Avar Dağ Çiceklerim kitabında Bingöl ile ilgili bölümünde bakın şunları yazmıştır.

"Sayın Reisicumhur"Ismet Paşa",Doğu gezisi sonu emir vermişlerdi;

Enstitü'nün yatılı sanat kısmına 25 çocuk Bingöl'den alınsın !
Kadro derhal 100 çıkmışttı.

1945 Ağustosunda 4.Umum Müfettiş Muzafer Ergüder,Bingöl'den dönüşünden hemen sonra Yaver Bey'le ,Bingöl'e öğrenci toplamaya gitmek için emirlerini göndermişler,bu yolculuk için Müfettişliğin kamyonetini tahsisi buyurmuşlardı.

Biri Kurmanci biri Zazaca bilen güvendiğim iki kız öğrencimi yanıma alma müsadesi istedim.

Bunlar bana hem tercümanlık yapacaklar hem de örnek öğrenci olarak konuşacaklardı.

Sıddıka Avar 20 günlük Bingöl,Genç,Kığı,Karlıova;Solhan ilçelerini kapsayan serüven başlar.

Sıddika Avar bu gezisinde dikkatimi ceken özellikle Şeyh Said hareketinde bedel ödeyen köylere uğramıştır.

Siddıka Avar ile o dönemin Umum Müfettişı,Bingöl Valisi,Ismet Inönü'nün okulu ziyaret ettiklerinde Dersim Ve Bingöl kökenli Kürd kızlarla aralarında bazı olaylarıda ikinci bölümde aktaracağım.

Sıddıka Avar Ergenekon dosyasında ismi geçen gazeteci Banu Avar'ın babasının ilk eşidir.

Maalesef Atatürkün manevi kızları bilinen bu hatunların genetik kodlarında incelediğimizde anadolu dışında,Rumeli, Kafkasya veya farklı uluslardan olduğunu görebiliyoruz.

Sabiha Gökçen'nin nasılki ! kökeni Agos gazetesinde çıkan bir yazıda Urfa/Halfeti-Cibin Ermeni köyünden olduğu,Afet Inan ve Ülkü Adatepe Selanikli,Türkan Saylan ha keza annesi Isviçre babası Rumeli kökenli olduğu gibi,

Atatürkün bu misyoner kızlarına biçtiği rol çok ilginçtir.
Bu kızlarında Şahini'de var; Güvercinde var. Dersim katliamında manevi kızı Sabiha Gökçen Pilot olarak nasıl Kürdleri bombaladiğıyla, övünürdü.
Ankara'da Atatürk'ün anıtkabir müzesine gidenler,Sabiha Gökçe'nin Atatürk'le Dersimde poz verdikleri fotoğrafları görebilirler. 1
938 de Atatürk'ün Dersimde yapttıği katliam ve soykırımdan sonra Kürdlerde uzun süre bir sesizlik hakim olur.
Dersim katliamından sonra Agırî daği'nın doruklarına yazdıkları 'Hayali Kürdistan burada meftundur' sözü tam tercümeyle şöyledir: 'Kürdistan artık Kürd'ün sadece mezarıdır.'sözleri Kürdün red, inkar ve artık yok olma fermanıydı .

Işte bu sesizlik döneminde Atatürk Kürd halkına karşı bu defa Sıddıka Avar gibi misyonerle açmış olduğu ve Dersim,Elazig Bingöl bölgesine hitap eden Kız yatılı okulunu açar.

Amaçlanan ,kırmızı katliam işi tamam ? sıra beyaz katliamdadır.

Beyaz katliamda özellikle Dersimde çok başarılı olurlar.

Binlerce yıllık direniş tarihinin mirasçısı olan Dersimlilerin beyinleri boşaltılıp,ruhları teslim alınarak birer robot haline getirilmek istenir.

Bingöl'de beyaz katliam Dersim kadar başarılı olmaz.

Ikinci bölümde buluşmak üzere son söz ;Bir halkı yok etmenin iki silahı var ; kültürel ve fiziki imha.

Kültürel imha en tehlikelisi olandır.

Tıpkı Bingöl ve Dersim'in körpecik 13,14 yaşlarindaki kızların Sıddıka Avara'a teslim edilmesi, kurban cellat iliskişine benzetiyorum.

Atatürk manevi kızı sayılan Sabiha Gökçen'e verdiği misyonla Kürdleri havadan bombalarla öldürüp,korkutup,sindirirken.

Güvercin kızı Sıddıka Avar'da asimlasyonun analar ve kızlarla ancak başarılacağinın bilincinde olarak Kürdleri tamamen "ruhen,beyin olarak"teslim alıp,bir daha dirilmemek üzere bitirmek ister.

Selamlar, devam edecek


Orhan Zuexpayıc






**********************


2.Bölüm

Sıddıka Avar' ın Çolig (Bingöl) hatıraları

Orhan Zuaxpayıc /

" Bir ulusu özğürlükten ve bağımsızlıktan mahrum etmenin en önemli yolu,onu dilsiz bırakmaktır. 

  Dil, kültür, tarih,  edebiyat, folklor araştırmalarını engelemektir."


                                             Sosyolog/Ismail Beşikçi


Sıddıka Avar Atatürk'ün kendisine vermiş olduğu misyon,
Kürd kızlarını ailelerinden koparıp,yatılı bölge okullarında kendi ulusal kimlik ve değerlerine düşmanlaştırmaktır.
Bir ulus veya toplumun asimlasyonunda en etkili yöntem'de kuşkusuz yarının anneleri olacak bu genç kızların rolüdür.
Çocuk 6 yaşına geldiğinde, artık anadilinin düşünce sistematiğini kavramış olur.
Artık bu yaştan sonra, herşeyi buna göre programlar ve öğrenir.
Herşeye anadili penceresinden bakarak algılamaya başlar.

Kendini bu dille, en iyi şekilde anlatır, kendine anlatılanları da en iyi bu dille kavrar.
Çünkü dil aynı zamanda düşünme, anlama, kavrama ve anlatma aracıdır.
Dili sadece konuşma aracı olarak ifade etmek bilime terstir.

Okula başladığında anadili dışında farklı bir dile eğitime başlayan çocuğun altı yaşına kadar öğrendikleri sıfırlanır.
Çocuk yeni bir dil öğrenmeye zorlandığı için çocuğun zihinsel yapısı alt üst olur.

Bir bilgisayara virus girdiğinde nasıl bilgisayarın beyni alt üst oluyorsa aynı şekilde çocuğun beyni de allak bullak olur, çocuğun düşünme sistematiği bozulur, çocuğun beyin fonksiyonları felç olur.

Çocuğun zihinsel, düşünsel ve ruhsal dengesi tarumar olur.

Anadili ile oluşan kimliği ve kişiliği bozulur.

Çocuk neredeyse sıfır yaşındaki bir bebeğe yada robota dönüşür ve sil baştan öğrenmeye yeniden başlar.

Ayrıca çocuk dilinden, kültüründen, geçmişinden koparıldığı için bocalar, çevreye, kendisine küser.

Yetim bir cocuk nasil ki anne ve baba şefkati görmüyor,travma yaşıyorsa Sıddıka Avar yatılı okuluna giden körpecik Kürd kızlarıda çocukların trajediside aynıdır.

Dağ Çiçeklerim kitabını okuduğumda bunu daha iyi gördüm.

Kürt çocuklarının başarısızlıklarının en önemli nedeni anadili dışında bir dille eğitim almış olmalarıdır.

Kürdlerin asimlasyon edilmesile ilgili Atatürk'ün şu değerlendirmesini iyi algılamak gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk 1930'lu yılların başlarında Ankara'da Türk Tarih Kurumu'nun düzenlemiş olduğu bir kongrede üyelere şunları söylüyordu.

"...Biz balkanları neden kaybettik,biliyormusunuz.
Bu konu üzerinde düşünülmesinde çok büyük yarar vardır.
Balkan halkları Bulgar, Hırvat, Romenler... önce kendilerine alfabe yapttılar.

Dillerini araştırdılar, edebiyatlarını araştırdılar, Dil, edebiyat ve kültürlerine sahip çıkttılar, geliştirdiler.

Hep kendi dilleriyle konuştular,yazdılar.
Türk diline Osmanlı kültürüne hiç önem vermediler.
Bu konularda epeyce geliştiklerine inandıktan sonra Osmanlıdan ayrılma kararı aldılar ve bunun üzerine mücadeleye girişttiler.

Sıddıka Avar işte Atatürkün bu ırkçı, şoven ve asimlasyoncu düşüncelerinin bir militanıdır.

O yüzden bürokraside özelikle tek partili CHP ve Milli Birlik komitesi dönemlerinde önemli görevlere getirilmiştir.
Sıddıka Avar'ın Dağ Çiceklerim kitabında Bingöl' de 20 günlük bir ögrenci toplama seferine çikar.
Bu sefere çıkarken o dönemlerde Umumi Müfettiş başta olmak üzere sivil ve askeri bürokrasiyide arkasına alarak, şiddet, tehdit ve korkutma yöntemleriyle yatılı okula öğrenci toplamaya çalışır.

Sıddıka Avar kız çocuklarını toplamak için Bingöl'de başta Çan köyü olmak üzere,Simsor,Madrak,Tarbasan,Garip,Darahaıni,Valir,Musyan ve Az köylerine gider.
Bu yerleşim yerlerinin dışında Solhan merkez,Karlıova Liçik, Bingöl şehir merkezinde çalışmalarını yürütür.

Bingöl'e bağlı bu yerleşim birimleri köy ve kasabalar bilinçli yapılan tercihlerdir.

Simsor köyü Şeyh Said'in uğrak ve konaklama yeridir.

Çan köyü Seyh Said hareketinin ilk kongresinin yapildigi köydür.

Çan Şeyhlerinden beş kişi Şeyh Ibrahim,Seyh Alı,Seyh Celaleddin,Seyh Ali,Şeyh Abdullah kardeşler ve amcaları Şeyh Hasan ,Valir'den Saddık Beğ,Garip beylerinden Izzet Bey,Musyan köyünden Molla Cemil Az köyünden isimleri Süleyman olan iki kişi,Bingöl merkezden yine Arap Abdi başta olmak,Tayyip Ali Mütevellizade gibi Kürd sehitleri Diyarbakır Istiklal mahkemesinde idam edilen önemli şahsiyetlerdir.

  Sıddıka Avar Bingöl'de uğradığı, tarihe tanıklık etmiş bu köylerden bahs ederken çok gayri ahlaki ve aşağılayıcı hakaretlerde bulunuyor.
Özellikle Çan Şeyhleri başta olmak üzere toplumun diğer kesimlerinide hakir görmektedir.

Bingöl'e yatılı okul için tahsis edilen 25 kişilik kontenjan'dan ancak 8 kişi bulabiliyor.

Bingöl toplumu'nun dindar ve muhafazakar yapısı ile Kemalizmin dokuları zaten uyuşmuyor.
O yüzden baskı ve şiddet yöntemleri başta olmak üzere Vali ve diğer bürokratların devreye girmeleri olmasa tek öğrencide bulamazlar.

Topluma dayatılmak istenilen kendi celladını sevdirmekten başka bir şey değildir.


 ***********************


 Sıddıka Avar'ın Dağ Çiceklerim kitabında Bingöl de baskı sonucu toplanan sekiz öğrenciden üç öğrenicnin isminden bahs etmektedir.
Bu öğrencilerden biri Solhanlı diğer ikisi Bingöl merkez köylerindendirler.
Şehirin merkez köylerinden Musyan' lı Derwiş Efendi'nin kızı Sabiha Bürçün yakın dost ve akraba ilişkilerimiz vardır. Aynı zamanda komşumdu.

Derwiş Efendi Şeyh Said hareketine katılmış,hareketin Elazığ Cephe Komutanı Şeyh Şerif Palu ilçesini teslim aldığında Derwiş Efendi'yi kaymakam yapar.
Derwiş Efendi'nin bir sözü hep hafızamda hiç unutmam ? 27 gün Palu kaymakamlığını yapttığını sohbetlerinde söylerdi.
Derwiş Efendi dönemin akil adamlarından olup,çok zeki bir Kürd intelgenistasiydi.
Şeyh Said hareketinin bastırılmasından sonra sorgu ve yargılama süreci yaşadığı,nasıl bir ceza-i müeyyide ile kurtulduğu hakkında doğrusu bilgi sahibi değilim.

 Bingöl merkezden olan ikinci kız Mirzan köyünden olup, kitapta Turkey olarak geçen ama halk arasında Türkan olan körpecik bu Kürd kızı'nın ailesinide yakinen tanıyorum.

Türkan Burakgazi' nin kardeşleri "Ehmedi, Abullah ve Mehmed" ile çok samimi dosluk ilişkilerimiz vardı
Bugünkü Çolig Belediye Başkanı olan Yücel Barakgazi'nin halasıdır.

Ismini vermekten imtina ederek, geçen yıl ülkeden gelen bir yaşli bir hemşerimize Sıddıka Avar ve onun Bingöldeki misyonerlik faaliyetlerini sordum.
Eğtimli olan ve o dönemi yakinen bilen bu şahsiyet kitapta ismi gecen Türkan Burakgazi hakkında bir anekdotu bana anlattı.
Çok ilgimi çeken bu anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu anekdota yaşanan trajedi misyonerlik faaliyetinin hedefinin en sade örneğidir.
Yaşanan bu anekdot zaza'ca diliyle ifade edildiğinde çok akıcı ve amlamlı olur.

Tabi bu olayı kısa bir cümle hariç Türkçe ifade edeceğim. Yaşanan olayı aşağıya aktarıyorum.


- Yıl 1945 Umum Müfettişin talimatıyla Bingöl' den toplam 8 körpecik kız Elazığ Sıddıka Avar yatılı sanat okuluna götürür.
Bu öğrencilerden biride Türkan Burakgazidir.
Okul yatılı olduğu için Kürd ögrenciler üzerinde cok yoğun disiplin uygulanmaktadır.

Okul'da Kurmanci ve zazaca konuşmak yasaktır.

Kürd kızlarına anaları'nın dilini unutturmak için adetta yarıştalar.

-Birgün Türkan'nın dayısı oğlu Zeki bey "Hülagü", halk arasinda Zeki Malla Memiş olarak tanınır.
 3 yıl evvel vefat etti.
- Askerden Bingöl'e izine gelirken Elazığ'a uğrar.
- Dayısının kızı Mirzan köyünden Türkan Burakgazi'nin Sıddıka Avar'ın yatılı okulunda ziyarete gider.
- Nöbetçi memur Zeki bey okulun ,dış bahçesinde bekletir.
- Zeki medrese eğtimi görmüş,babasıda "Mala Memiş" din adamıydı.
-
Ulusal soruna duyarlı olan Zeki bey Bingöl merkezde kendi kuşağında olan kesimler içinde akil kişlerden
biri sayılır.
- Nöbetçi memur Türkan Burakgazi'ye haber verir,ve derki ! yakın bir akraban nöbetçi kulübesinde ziyaretine
gelmiş,der?
- Tabii ! Türkan merakından olsa gerek nöbetçi kulübesine doğru gider.
- Bakar ki halası oğlu Zeki bey onu ziyarete gelmiştir.
- Zeki bey kendisiyle zaza'ca konuşmak ister.
  Türkey hemen çalım yapar,nöbetçi memurun yanında.
- Ben bu adamı tanımıyorum,ve konuşmakta istemiyorum,der.
- Zeki bey şaşkın'a döner ve derki ! Memur bey bu kız öz dayımın kızıdır.
- Aynı evde büyüdük,ben onun abisi sayılırım,söylemlerinde ısrar eder.
- Türkan Nuh der,peygamber demez ! ve ben bu adamı tanımıyorum,buradan uzaklaştırın, der!
- Zeki bey şok bir terapiye uğrar ve çok içerlenerek zazaca Türkan'a ses gidercesin

   "Hêre Tırkê tı laçey dêst mın,lâ tı nîna Çolig."

- Türkçesi hey Türkan sen benim avcumun içine......),ya sen Bingöl'e gelmiyeceksin.

Sanırım yaşanan bu olay körpecik Kürd kızlarının yatılı okulda içinde bulundukları ruh halini iyi bir tezahürüdür.

 **********************

Sıddıka Avar Çolıglı Kürd kızı Türkan'la ilgili bir anekdotu Dağ Çiçeklerim kitabından alıntı yapmak istiyorum.
Türkan, Sıddıka Avar'ın odasında bir ayna'yı kırdığı,uyumsuz,pasaklı ve çok geri bir öğrenci olduğunu altını çizerek,belirtir.
Kitabının Bingöl bölümünün son parağrafında yaşanan olayıda kitapta'ki ifadeye dokunmadan aynen aşağıya aktarıyorum..
- Müdüre hanım,Türkey müşteri kabul odasının aynasını kırdı.
- Ayna paramparça yerde yatıyor,Türkey mahut sesleriyle ayakta somurtuyordu.
   Bu,okulun iki büyük kristal aynasından biriydi.
   Bu olaydan sonra arkadaşları ve atölye hanımları Türkey'i pazar günleri aynalı atölyeler sokmadılar.


****************

 - Okulu 7 senede bitirmek nasip olmadı Türkey'e.
-Fakat temizlik,lisan, sevgi ve iyiliği ögrendi sanırım.
- Günün birinde öğrendik ki kızımiz evlenmiş.
   hem de en büyük köylerden birine gelin gitmiş. Bu şaşkınlığa da
ertesi sene bence çok sevinilecek bir olay eklendi.
- Bingöl Enstitüsüünün Müdürü'nün annesi anlatıyordu;
- K. Köyüne kursun sergisine gitmiştik. Paltolarımızı aldılar.
Biraz sonra tok bir ses,
- paltolar böyle üst,üste atılırmı hiç? Buruşurlar,sahiplerine ayıp değilmi ?" Bunlar hiç bir şey öğrenmemiş"
derler sonra...gelin hele asalim çivilere.
Sordum ,
- Bu kim ?
- Türkey Hanım Elazığ'da okumuş.
- Ay ,bu Müdür hanım'ın O Türkey'i mi ?
- A !....Burada bütün hanımları kursa yazdırmak için zorlayan hep o. Hoca hanıma o kadar yardımcı oldu ki...
Bu ne büyk mutluluktu benim için. Yetiştiremediğimi sandığım kişi bile karanlıkla savaşıyordu.

Sıddıka Avar' ın kitapta ifade etmeye çalıştığı çok geri bir öğrencisi olan Kürd kızı Türkan'nın karanlıklarla mücadele eden,Bingöl halkının çok çok illerisinde düşündüğünü belirtir.
Çünkü Türkan yarım yamalak tam ifade edemediği biraz Türkçe kelimeler öğrendiği içindir.
Sıddıka Avar için kim iki kelime Türkçe öğrendiyse ,asimle olduysa o insan karanlıklardan aydınlığa geçiş yapıyor,demektir.


********************

 -Sıddıka Avar' ın bu yatılı okulunun misyonundan dolayı Ismet Paşa'dan tutun Umum Müfettiş Abdullah
  Alpdoğan ve bölgeye gelen dönemin bakanları,Bölge Valileri'nin ilk uğrak yeridir.

-Çünkü; Sıddııka Avar asimlasyonu en iyi uygulayan bir misyonerdir.
- Dağ Çiceklerim kitabında Bingöl Valisi birgün okula giderek Kürd kızlarını nasıl tehdit ve yıldırma
  propağandasını yaptığını anlatan bir olayı'da kitaptan alıntı yapmak istiyorum.


-Dağ Çiceklerimden ikisi Fatma Egün ve Sultan Öz okula geldiklerinde "Dersimli kızlar"
-Okulumuz üç vilayetin valileri,Milli Eğitim müdürleri ve Umum Müfettişligi tarafından ayrı ayri teftiş edilirdi.
-Bakanlık Müfettişlerinden ayrı bir gün Bingöl Valisi "Şahinbaş" gelmişti. Yatılı son sınıfa girdi.
. Kızlar saygı ve sevgi bakışlarıyla ayağa kalktılar. Vali bey sordu?
- Kürd kızları bunlarmı?
- Çocukların bakışlarındaki sevgi derhal değişti,gittikçe de hainleşti.
- Tunceli'nin Türk kızları efendim.
. Vali Bey devam ediyordu:
- Babalarınızın,dedelerinizin isyan ederek yaptığı hataları gördünüz,canlarıyla ödediler.
- Ben sözünü kesmek isteğiyle,
- Aman efenim,bu çocukların babası değil,bunlar şerefli....
-Nasıl değişti? Hepsi kürd değilmi?sizler böyle hareket ederseniz...
-Sozünü kesmek için bir iki defa karıştıysam da o devam etti:
-Hükümet çok kuvvetlidir..hepimizi yok eder!
-Beyefendiciğim,öteki sınıflara lütf etmez misiniz?Çayınız da soğuyor.. diye kapıyı açtım.
-Ondan sonra bir iki enstitü sınıfında ve müdür odasında ikramlarda bulundum, çalısmalarımızın hedefini anlatmaya uğraştım.
-Yatılı üçlere gittim. hepsi ağlıyordu. Gözyaşları arasında şu soruları soruyorlardı?
-Neden bizi bu kadar suçlu görüyorlar?
-Neden "Kürd" diye hep hakaret ediyorlar?

Dağ Çiçeklerim kitabında o dönemlerde Bingöl Valisi olan M.Rıfat Şahin'nin Kürdlerin körpecik o taze beyinlerine korku ve hakaret dolu o sözlerin söylemesi düşündürürcüdür.
Düşüne biliyormusunuz Siddika Avar Bingöl Valisine açıkça izah etmeye calışttığı,bu çocukların babası şerefsiz,bunlar şereflidir sözü misyonunu ortaya koyuyor..
O dönemlerde Bingöl mebuslarıda Bingöl kökenli olmayıp devşirme kökenlidirler.

Sıddıka Avar'ın Bingöl gezisi yapttığı dönem yani tek partili Milli Sef "Ismet Inönü" döneminde Bingöl mebusları Rumeli kökenli Tahsin Banguoğlu ile Dersim / Hozat kökenli Atatürk 'ün yakın arkadaşı kendi halkının düşmanı "yeminli Kürd düşmanı" Feridun Fikri Düşünseldir.

 Sonuç olarak,

Sıddıka Avar'ın Bingöl hatıratlarında yaşanan bazı olaylardan kesitler aktardım.
Dağ Çiceklerim kitabından anlatılan olaylar 85 yıldır Türk-Resmı ideolojisinin Kurdistan'da uyguladığı red, inkar ve asimlasyon politikaları'nın bir tutanağı ve özetidir.
Kurdistana gönderilen bu görevliler hepsi birer misyonerdir.

 Selam ve saygılarımı sunarım,

Orhan Zuexpayıc






















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder