Kûy a Spî

16 Mart 2013

MODANLI FEQÎ HASEN EFENDİ'NİN ANISINA



MODANLI FEQÎ HASEN EFENDİ'NİN ANISINA
(KÜRDLERİN 1925 YILINDA ATANAN İLK VALİSİ)



"Şevek tarî ya hebû ya tune bû nîv;
  Deşt di xew da çiya digrî, ne hilate hîv”
  Û pişt re bersîva celadên xwe dide, dibêje
  Hîn hiln ne hilahatibû hîv."


(Ya görünürdeydi ya da saklıydı ay
  Ovalar uykuda dağlar ağlardı
  Sonrasında cellatlarına cevabını verir ve söyler
  Daha gorünürde değildi ay)


DR. FUAD BERXO / Kürd aydını ve direnişçisi




                                                          





* 1925 Haziran ayının 28'i, İstiklal mahkemesinin cellatları tarihi Hasan Paşa konağında tutuklu bulunan Şeyh Said Efendi ve 47 arkadaşının kararını vermişti. Bir pazar günü Diyarbekir/Dağ-kapı'da, kırdki "Ber Kue" meydanında hummalı bir çalışmayla cellatlar darağaçlarını kurmuş, şehadet şerbetini içecek olan misafirlerini bekliyordu.

* Diyarbekir'in mülki amiri ve subayları, o zaman şehirin işbirlikçi beyleri, paşazade aileleri başta olmak üzere, ihanet çetelerine talimat vermiş, halk akın akın meydanda toplanıyordu. Meydanda toplananlar slogan atmak, alkış tutmak için getirilmişti ve meydan yalakalık yapan bu zavallı insanlar hınca hınc dolmuştu.

* Atatürk ve can yoldaşı İsmet Inönü, Kürd celladı olan Üç Aliler ve mahkemenin diğer şürekasına çoktan Kürdlerin fermanıyla ilgili kararını ta... Ankara'dan bildirmişlerdi.


* Biz kirdlerde artık halk deyimi olmuş bir söz vardır; "Pırde Pali pırdo text o, Nı İsmet Paşa yew kerro bêbext o." Bu sözler boşuna söylenmemiştir bunların deyirleri de vardır. Bizim deyirlerimiz yalan söylemez.

* İsmet Paşa, İttihat ve Terraki'nin devamı kemalist, turancı ve alperenci fikirlerle kürtleri idam etmeye çalışıyordu.

* Kendi aralarında ayrılıyormuş gibi görünen çeşitli ırkçı-şoven ve kafatasçı anlayışlar kürdün idamı, inkarı söz konusu olduğunda hemen birleşebiliyor, coğrafyamızda hala kin kusmaya devam ediyorlar.

* Şeyh Said ve direnişçileri Diyarbekir surlarından içeri şehire girememişlerdi. Sur içinde harekete destek veren bir avuç aydın Dr. Fuad Berxo, Bave Tujo gibi aydınlar da yakalanmış, bilahare idam edilmişti.

* Kısaca o günkü diyarbekirli bir iki aydını çıkarırsak, yerlilerin çoğu, ekabirleri, cellatlarla ortak hareket ediyordu. Halk kesiminden bir kısım kürtler ise aksine bu düşkünlüğü kabullenemiyor, feryat figan ediyordu.

* Herşey, Dr. Fuad Berxo'nun idam edilmeden evvel sırtını surlara verip yönünü Kurdistan dağlarına çevirerek okuduğu şiirdeki o tarihi sözlerde saklıydı:

"Deşt di xew da çiya digrî, ne hilate hîv" (Ovalar uykuda dağlar ağlardı)

* Kısaca ova köylerinin çoğu tıpkı surların içindeki işbirlikçiler gibi uykudaydı.

* Ama, Kurdistan'ın Lice, Hani, Piran, Çolig, Dareyeni, Pasur, Gumgum, Solaxon, Zıktê, Ginc, Guevdere, Palu, Qarebegon, Kaniya Reş, Agnit, Xınıs, Maden, Xuleman, Haftasal coğrafyası ovaları ve dağlarıyla adeta kan ağlıyordu.

***

* Şeyh Said Efendi ve arkadaşları Dağ kapıda idam gömlekleri giydirilmiş olarak meydanda zabitler arasında görünmeye başladılar.
* O gün kürd direnişçilerinin yiğitlik ve imtihan günüydü.
* Halkın feryat ve figanları surlarda yankılanıyordu.
* Surların dili olsaydı da yaşananları anlatsaydı.
* Şeyh Said ve 47 arkadaşı cezaevi olarak kullanılan Hasan Paşa Xanı'ndan çıkarılarak meydana getiriliyorlardı.
* Feqi Hasen Efendi, meydana gelişinde hareketin ideologu, aydın kişiliği ve cesaretiyle, o heybetli duruşu, vakarı ve mütevazi kişiliğiyle en öndeydi. Adeta ölüme meydan okuyordu.
* Acımasız, katı yürekli, zulmü seven, merhametsiz ama korkak yürekli cellatlar darağaçlarının yanıbaşında misafirlerini sinsice süzüyorlardi.
* İdam seansları başlamaya az bir zaman kalmıştı, idam sehpasına gidecek ilk kişinin kim olacağını herkes merakla bekliyordu.
* O esnada elleri kelepçeli Feqi Hesen öne çıktı, yanıbaşında duran türk subayına alaycı bir tebessümle "ben hazırım" dedi. Feqi Hasen Efendi'nin bu metaneti meydandaki insanlar başta olmak üzere subay ve cellatları şaşkına çevirmişti.
* Feqi Hasen Efendi darağacının altında bulunan idam sehpasına çok rahat o bilinen cesaretiyle yürüdü.

* Bir yanda idam sehpasına çıkan bir kahraman, Feqi Hasen Efendi 47 arkadaşını temsil ediyordu,

* Diğer yanda cellatlar, türk subayları, Diyarbekir'in ikbal peşinde koşan işbirlikçi bazı yerli aileleri ve onların getirdiği kalabalığı arkasına almış şarlatanlar duruyordu.

* Feqi Hasen Efendi, başı dik elleri kelepçeli sehpaya doğru şehadet şerbetini içmeye doğru onurlu bir o kadar da gururla yönelirken, arkadaşları'nın içinde bir ses yükselir.

* İşte o ses Hani'li bir ulema, islam mütefikkiri olan Salih Bey'den başkası değildi,

* Henili Salih Beg'in kırdki:

- "Embazenê xo şîret kerdo, ke camêrd bîn, mêtersin." (Tüm arkadaşlarını tembihlemiş, yiğit olun, korkmayın, ölüme nasıl gittiğinizi dost ve düşman bilsin)

* Feqi Hasen Efendi darağacına yaklaştı, celladına tükürerek itekledi, benden uzak dur benim sana ihtiyacım yok, devamla ben zaten cesurum, dedi! Taburenin üzerine çıkarak boynuna sicimi geçirdi, ülkesi ve idealleri için Kurdistan toprağına karışmak üzere taburesini ayağıyla iterek şehadete ulaştı.

* Yiğit, cesur ve vakur insanların bu duruşları, ölüme meydan okumaları, halkına ve sonra gelecek nesillere haklı davalarının büyüklüğü için verilmiş bir mesajdır.

* Bizler de bugün bu mesajlardan feyiz alıyoruz, Allah'a şükürler olsun, gururla ve övünerek bunları yazıyoruz.

- İşte bu okuduklarımın, duyduklarımın bir hikayesi vardır. Bizim hikayelerimiz, bizim deyirlerimiz yalan söylemez.

* Feqi Hasen Efendi'nin yaşamını eğer bugün anlatıp, yaşanan o duyguları sizinle paylaşıyorsam, bunu yıllar önce yaşadığım aşağıdaki anılarıma borçluyum. Hafızamda kaldığı kadarıyla bu anıları sizinle paylaşmak istiyorum.

***

* Yıl 1991 olsa gerek, henüz ülkedeyim, o zaman daha yeni yeni Kürdler adına ilk defa gazete çıkıyordu ama 15 günde bir, gazetenin adı da "Yeni Ülke"ydi.
* Gazetenin Çolig'e girişi yasaktı. Bir ara, dağıtımcı kuruluşlar daha gazeteyi bayilere getirmeden polis tarafından el konup gazeteler adliyeye götürülüyordu.
* Sonraki yıllarda kürd gazeteleri yaygınlaştı ama devletin uygulamaları aynen devam etti.
* Kürd gazetelerinin bayilere getirilmesi yasaklanmıştı, ulaşım firmaları da getirmiyorlardı.
* O yüzden Diyarbekir'den bir basın emekçisi olan Mehmet ŞENOL Çolig'de cadde ve kahveleri arşınlayarak hergün hem haber yapıp hem de gazete satmaya çalşıyordu. Mehmet, yaşadığı zorluklardan, polisten gördüğü baskı ve tehdit sarmalından bir türlü kurtulamıyordu. Sonunda karar verip gerilla saflarına katıldı.
* Mehmet, 1994 yılı olsa gerek, LİCE'de ahalisi Kürd olmayan tek köy, aynı zamanda tek korucu köyü olan SÎNE cıvarında Dr. Orhan ERSÖZ'le beraber şehadete ulaştı.
* Mehmet Şenol o dönemde belediyemize 20 civarında gazete bırakıyor, duyarlı arkadaşlar da sağolsunlar yardım edip gazeteleri satıyorlardı.

* Günlerden bir gün işyerinde Mehmet Şenol'un getirdiği ÖZGÜR GÜNDEM gazetesini okumaya dalmıştım, gazetenin arka sayfasında genellikle tarihi şahsiyetlerin hayat hikayelerine yer verilirdi.

* Gazete'de o gün, ağırbaşlı kişiliği, bilgisi, nezaketi, merhameti, cesareti ve adaletiyle halk arasında büyük saygı gören ve Şeyh Said tarafından bu vasıflarından dolayı Dareyêni valisi yapılan Modanlı FEQÎ HASEN Efendi'nin hayat hikayesi yazılıydı.

* FEQÎ HASEN Efendi'nin yaşam öyküsünü okurken beni derinden etkilemişti. Feqi'nin yaşamı tıpkı acıklı bir romana benziyordu. Acıklı bir romanı okurken nasıl ki insan dehlizlere bilmeden dalıyorsa bende kendimden adeta öyle geçmiştim.

* FEQÎ HASEN EFENDİ'yi okurken fotoğraftaki fiziği, duruşunu tasavvur ederken hafızamda FEQÎ TÊYRAN, EHMEDÊ XANÎ, SEYDAYÊ CİZÎRÎ gibi kürd ru spileri ve filozofları hayalimden bir film şeridi gibi gelip geçiyordu.

* Derler ya hayat bazen tesaddüflerle doludur, tesadüfler bazen anı yakalama mı, anlık empatimi? kalp kalpe karşı gibi düşünceler gibi, kısaca herşeyi kafamdan geçiriyordum.

* Dalgınlığımı fark eden ve başımda dikilen bir daire arkadaşım olan Agit birden;

- Orhan, Orhan ne oluyor sana, ne okuyorsun o kadar derinlere dalmışsın, dedi !

Agit'e, sanki uykudan yeni uyanmış sersem misali;

- Şeyh Said hareketi'nin Dareheni valisi Kürd şehidi ve ru spisi Modanlı Feqî Hasen'i okuyorum, dedim.

* Agit arkadaş, bu sözüm üzerine oldukça hüzünlendi adeta bir şok geçirdi, sustu ve bana baktı, ben ona baktım ve usulce bana dönerek biraz da duraksayarak of çekti.

- Orhan arkadaşım, o benim dedem, dedem.... diye üç defa tekrar ederek duygularını haykırırcasına ifade etti.

* Hani bazen insan rüyasında uçurumdan düşer gibi olur, ve irkilerek uyanır ya,
* Benimkisi de öyle oldu. Dalgınlık ve sersemliği üzerimden atmıştım.

* O ana kadar Agit'in Modanlı ve Feqi Hüseyin'in torunu olduğunu bilmiyordum.
* Bu sözleri, o anlık ruh hali hafızamda hala ilk günkü tazeliğini koruyor.
* Ama Agit bu sözü söyleyince o günden itibaren Agit'i hem dost hemde kalben daha çok sevmeye başladım.
* Yıllar önceydi, Avrupa'da sürgün yaşamaya mecbur kalmıştım. Agit'le yollarımız yine Almanya'da kesişti. Buluşmamız yine dostça ve samimi bir karekter taşıyordu.
* Sohbetlerimizin ana teması Şeyh Said hareketi, kürd sorunu ve dedesi Feqi Hasen'den oluşuyordu
* Agit'le her karşılaşmamızda; Acaba bu tarihi şahsiyetleri, başta da Feqî Hasen Efendi gibi değerli insanları yazmak bana kısmet olurmu, diye hep söyler, dururdum.
* Agit arkadaş; Niye olmasın, ben inanıyorumki sen yazarsın, diyordu. Söylediklerim hep gerçekleşti. İçimde ukde olan bu tarihi sorumluluğu yerine getirdiğim için müsterihim.
* Feqî'nin torunu Agit arkadaşın hoşuma giden bir özelliği de belki yaşamı boyunca Kürd siyaseti içinde yer almayışıydı. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirimki her zaman için sırlarını benimle paylaşabilecek kadar samimiydi ve ilişkilerimiz hep dostçaydı.

* Yado'nun oğlu rahmetli Filit Amca vardı. Beraber aynı kurumda çalışıyorduk. Çok temiz, saf ve kendi halinde bir insandı. Daireye her uğradığinda beni ziyaret etmeden gitmezdi. Ben de onu oturtmadan, ağırlamadan bırakmazdım.

* Filit Amca, benim hem fikrimi hem de zikrimi çok iyi biliyordu, kendisini niçin sevdiğimi de çok iyi biliyordu.

* O yüzden ben inanıyorum ki evlatlarıyla o dönemde zıt fikirler taşımamıza rağmen içinden gelen duyguları anlayabiliyordum, bana bakışlarından ve mimiklerinden evladı gibi sevdiğini hissediyor, empatisini kurabiliyordum.

* Çoligle ilgili benim sürekli bir tesbitim vardır, biliyormusunuz nedir?

Baba ve dedeleri Kürdistan direnişlerinde şehid olan bazı ailelerin mirasına sahip çıkmayan yani reddi-mirasta bulunan çocuklarının iki dünyası vardır. Buna, bir gerçek dünyaları, bir de yalancı/sahte dünyaları vardır desek yerindedir.

* İronik anlatımla ifade edecek olursak, bu durumda olanların bir resmi görüşü/görünüşü vardır, diğeri de zıddı olan gerçek görüşleri ve görünüşleridir.

* Resmi görüşleri yada görünüşleri onların sahte görüşleridir. İş, mevki, iktidar hırsına ilaveten baba ve dedelerinin yaşadıklarını çocukları yaşamasın diye, kendi kimliklerine yabancılaşarak büründükleri görünüş ve görüştür.

* Bir de gerçek görüşleri vardırki, içlerine sinmiş bu görüşlerini fazla yansıtmadan kendi iç dünyalarında saklarlar. Uygun zeminlerde veya güvendikleri ortamlarda eğer çıkarları varsa dede ve babalarının mirasına sahip çıkarlar.

* Bu iki farklı kişiliğe aynı anda bürünmenin dışında orta yol tutturanlar da vardır. Bu yolda olanlar gleneksel değerlerini düşünce bağlamında çok iyi bilirler, aidiyetlerini kabul ederler ama suya sabuna dokunmazlar. Bu grupta olanlar bazen en çok zarar gören kesimdir. Bir mevkiye, mebusluk, belediye başkanlığı yada üst düzeyde herhangi bir göreve talip olsalar hemen dede ve bablarının sicilleri önlerine çıkarılır ve bundan dolayı mağdur edilirler.
* Tabiiki dede ve babalarının davasına sahip çıkmayanlara, özellikle reddedenlere bu tür menfi müeyyideler uygulanmaz

* Bu pragmatik yaklaşımlar ahlaki değildir.

***

* Zıktê aşiretini, Zıktê bölgesini ve Zıktê insanını tanımak için yörenin tarihini iyi bilmek gerekir.
* Feqi Hasen gibi yiğit ve cesur yürekli insanların yetişmesinin tılsımı işte burada saklıdır.
* Biçar tenkil hareketiyle Zıktê coğrafyasında taşın üzerinde taş bırakılmadı. Seyfan, Sayer, Valêr, Gîrnos mıntıkalarında yapılan toplu katliamlar başta başta olmak üzere yine bu bölgenin yakınında, GUEW'de yapılan toplu katliam hala belleklerden silinmemiştir.

* Zıkte coğrafyasından Valêrli Sadık Bey, Cansorlu Abdullah Hacı, Modanlı Feqî Hasen, Vazenanlı Emer Ağa (OM HAYD), Gîrnoslu Selim Ağa (halk arasında HACI KOLOS AĞA), yine Zıktê kökenli olan YADO PAŞA deyip geçmeyin. Bu efsanelerin hepsinin hayat hikayelerini yazdım.

* Zıktê bölgesi dini tedrisatın da alabildiğince yaygın olduğu, din adamları ve ulemaların çıktığı kadim bir coğrafyadır.

- 1914'te Bidlis ayaklanmasının lideri olan Molla Selim Dımilî aslen Zıkte'nin ŞÎN köyündendir. Büyük bir ulema olup, Bidlis Hizan'daki Kamuran İnan'nın dedelerinin medresesinde müderristi. O da kürdlük davasında onurlu duruşu ve cesur çıkışlarıyla şehadete gitti.
- Molla Feyzullah Haciyanî de aslen Zıkte'nin Gîrnos köyündendir (Gîrnos, Hacı Kolos'un köyüdür). Seyda Feyzullah, Osmanlı döneminin büyük bir alimi, uleması olup, fetvalarıyla ünlenmiş dönemin meşhur din adamıdır. Şeyh Hasan Palevî, aynı zamanda Şeyh Said'in amcası ve müderrisi olup icazetini Haciyan'lı Seyda Feyzullah Efendi'den almıştır.
- Şin köyündeki medresede Bilal Efendi,
- Şemsan köyündeki Molla Aziz,
- Molla Abdurrahim Asutay başta olmak üzere daha onlarca din adamı Zıktê'den çıkmıştır. Bu saydıklarım bölgede din konularında birer otoriteydiler.


Son söz olarak;

Feqi Hasen işte böyle bir coğrafyadan, böyle bir gelenekten gelmiştir,
Çemê Murad'ın, Çotela Dağı'nın ve hemen karşısındaki Çılkanî ovasının dili olsaydı da Feqi Hasen'i anlatsaydı,


"Ey şehadet neden gelmezsin ?
bilmezmisin bunca yıl, şerbetini içmeye hasretim."



Ruhun şad olsun Ape Feqî Hasen,
Ruhun şad olsun Mam Feqî Hasen, diyerek,


Selam ve saygılarımla,


                                                              ORHAN ZUEXPAYIC



SERBESTÎ

www.serbesti.net/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder