Kûy a Spî

31 Mart 2013

KÜRD DİRENİŞÇİSİ ZAZA HÜSO ?

 

                               KÜRD DİRENİŞÇİSİ ZAZA HÜSO ?

                                      "Çölyekli Hüs Wasmunu

 

 

Şeyh Said hareketinin debdebeli direnişçisiydi,Hüs Wasmunu.

* Türk askerleri ve Kürd çeteleri "milis huqumat" üzerinde hayret uyandıran bir
inancın sahibi ve efsaneydi, Hüs Wasmunu ?
* Şeyh Said hareketinden yıllar sonraydı.
*1930'lu yılların başlarıydı.
* Çolig coğrafyası Guewdere mıntıkası'nın Kıran köyünde kurulan pusuda şehadete
   ulaşmıştı.
- Cesedi Kürd halkına ibreti alem olsun diye o günkü Çebaxcur şehir merkezine götürülüp, bir akasya ağacına asılarak teşir edilmişti.
* Efsane Kürd direniscilerinin kaderidir, sehid edildikleri zaman ya kelleleri sadist ve vampir türk subaylari tarafından ya koparılır,yada cesedleri kalabalık halk kitlelerine teşir edilir.
* Yado,Ali Şer aynı akibete uğramadılarmı ? Şeyh Said efendi ve 47 arkadaşı kitlelere idamları teşir edilmedimi ?
* Hafızam beni yanıltmıyorsa anlatılanlar dönemin Haziran ayının sıcağına delalaet
  ediyordu.
  *Çolig ve çevresi adetta yas ilan etmiş, bir sessizlik ve tevekkül içinde herkes
  Hüs Wasmunu'nu konuşuyor.
* Halk bir şüphe, kuşkuyla şehir merkezinde asılı bulunan Zaza Hüso'nun naaşını
görmeye gidiyorlar.
* Çünkü inanmak istemiyorlar, kabulenmiyorlar Hüso'nun şehadetine ama maalesef
   oydu !
* Cesed yaklaşık iki hafta yazın sıcağına terk ediliyor.
* Ama, Hüs Wasmunu inadına cesediyle de o gülümsemesi,yazın o hafif rüzgar
  esintisinden saçlarının salanması hala konuşulur,Çolig'de?
* Tılsımı bilinmez, ama Hüs Wasmunun inadına gülümsemesi ve o asil duruşunun
  sırrı ? rivayet odur ki tıbbi "bilimsel izahı" şöyle yorumlanabilinir.

* Kendi inandığı haklı davası uğruna şehadete ulaşanlar , ölürken de

  gülerlermiş. 


Psikologlar bu duruşun sırını en iyi bilenlerdir.
* Sorun Kürd tarihinde bunun örnekleri vardır.

* Şeyh Said hareketinin efsanevi direnişçisidir Hüs Wasmunu,Zaza Hüso olarak bilinir memleketimde.
Kurdistan dağlarında onun görkemli direnişi, cesareti, davaya olan inancı Çolig'de hala anlatılır,durulur.
* Çoligin coğrafyasında başta Yado Çesmesi, Hesar ormanları, Mendo Boğazı ve Ko Spi'nin dili olsaydı'da Zaza Hüso'nun kahramanlığını ve direnişini anlatsaydı.
* Zaza Hüso'nun direniş efsanesi Çolig'in o uzun kış geceleri,yaz akşamlarında
detaylarıyla analatılanlara tanığım.
* Zaza Hüso efsanesi çete ve askerlerle çatışmaya girdiği alanlar anlatıldığında, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden beni tarihin derinliklerine götürüyor.
* Zaza Hüso'nun şehadetide tam bir trajedi tıpkı Yado, Qas Kuesi, Yıb Mehun , Hacı Kolos ve Ömere Faro diğer Kürd kahramanları gibi,
* Ihanet ve işbirlikçi çetelerin kol gezdiği bir ortamdı. Çolig'de milis huqumat veya
çete diye tanımlanan bu kirli ve lanetli güruh tıpkı bugün olduğu gibi yine
sahnedeydi.
* Şeyh Said hareketi'nin önder kadroları idam edilmiş, bazı önder ve aydın kadroları cezaevi, sürgün ve tehcir edilirken Çolig, Şerafeddin, Ko Spi, Çawreşlerin "Ser Qılun" doruklarında Kürd direnişçileri yıllarca direniş sergiliyorlardı.
* Çok acıdır değilmi ? kendi topraklarında Türk askerleri Zaza Hüso'ya diyiyor gel teslim ol ! Buda yetmiyor çevredeki milis huqumat ve çeteler modern ismiyle korucların destek ve yardımıyla.
* Bu çetelerin korkulu rüyasıydı Hüs Wasmunu ?

*Bu azgin çetelerin başında da Hüs Wasmunu'nun köylüsü olan kendisini beş paraya satan Mus Recep kendi elleriyle cezalandırır.

Zaza'ca Vate verinun/ "Atasözü" bir söz varya günlük yaşamda herzaman bize hatırlatılıyor.

"Karm dar zerrey dar ra çineb, dar zua nibena" 

" Türkcesi, ağacın kurdu ağacın içinde olmazsa, ağaç kurumaz."

Işte biz Kürdlerin kaderide bu olsa gerek.Hüs Wasmunuda tıpkı Yado, Yıb Mehun, Ömere Faro, Qas Kuesi, Hacı Kolos ve Şeyh Şerif gibi Kürd değerleri, işbirlikçi Kürd çeteleri'nin destek ve yardımlarıyla şehadete ulaşmışlardır.


HÜS WASMUNUN YAŞAM ÖYKÜSÜ VE BİR ANEKDOT ?

* Şeyh Said hareketi bastırıldıktan sonra Çolig,Daraheni,Lice,Piran ve Palu çevresi başta olmak üzere küçük guruplar halinde direniş gösteren Kürd savaşçıları vardı.
* Bu savaşçılardan tıpkı Yado, Yıb Mehun gibi ismi ençok anılanların başında Vararad/Çöylek köyünden nam-ı değer Zaza Hüso, halk arasında Hüs Wasmunu ilk akla gelenlerin başında geliyordu.
* Türk subayı yüzbaşı Alihaydar ve Sadık gibi barbarlar Hüso'nun kellesine ödüller koymuştu.
* Alihaydar ülkemde yaptığı zulümlerle hala ençok anılanıdır.
* 1930'lu yilların başlarında Hüs Wasmunu Kıran köyünde pusuya düşürülerek üç gün,üç gece çıkan çatışmada onlarca ev yakılarak kahramanca direnerek şehadete ulaşır.
* Rivayet odur-ki Kıran köyünde kuşatılan Hüs Wasmunu bitişik olan onlarca evi delip, adetta tünel açarak kurtulmaya çalışır.Ama en son evden kurtulmaya çalışırken üçüncü gün şehaddete ulaşır.
* Hüs Wasmunu'nun cesedi Çebaxcur merkezi bugünkü "aşağı çarşı" merkezine yazın sıcağında getirilir.
* Tahminen iki hafta cesed teşir edilerek, Çolig halkı nezdinde Kürd halkına gözdağı verilir.
* Ama Hüs Wasmunu'nun cesedi iki haftalık yazın o sıcağında hiç bozulmaz, koku düşmez, sanki Hüs Wasmunu uykuda, inadına gülümsüyordu.
*Tıpkı Hüs Wasmunun dirisi gibi ölüsü "cesedi'de" direniyordu.
*Tabi cesedin bu görüntüsü Çolig halkı arasında dilden dile yayılarak anlatılır,durulurdu.
* Çolig ve çevresi bir sesizlige gömülür.
* Zülümkar, barbar ve sadist yüzbasi Saddık'ın bu gözdağı beş para etmez.
* Çolig halkı Hüso'nun cesedinin o görüntüsünden cesaret, güç ve davasına olan bağlılıgın heycanını yaşar.
* Ondan dolayıdırki bugün Zaza Hüso efsanesini yazıyorum.
*Türk devleti ve aydınları'da Hüso'nun bu cesareti,direnişi ve cesedinin asil duruşunu saklamaz yazıp
   hayretle anlatırlar.

* Çolig'in yerli ailesinden Fetah Bayram nam-ı değer " Nehman " ailesinden Fettah Çavuş dayanmaz yüzbaşının yanına gider.
* Hüs Wasmunu'nun cesedinin kokmadığı, halk arasında şehadete ulaştığı, bir efsane olarak kabul gördüğünü dilden dile dolaştığını barbar subaya anlatir.
* Ondan dolayı cesedin kaldırılıp,defin edilmesini ister.
* Yüzbaşı Saddık zulüm ve barbarlığını hem konuşşturur, hem uygular. Kürd efsanesi Hüso'nun cesedi kokmayınca ? budefa cesedi bilinmiyen bir yere gömülür. Rivayetlere göre cesed eski Çebaxcur denilen aşağı çarş'nın 'Gohare Xoşin' mevkinde gömülü olduğu söylenir.

* 31.01.2015 tarihinde hemşerim M.Arif Ayçicek'le yaptığım görüşmede Çolig'e gittmiştir.  Ailece akraba
    ilişkileri bulunan ve hala  hayata olan 80 yaşın üstündeki Bekir Elçi'le bir kaç gün sohbete bulunmuştur.
    Bekir Elçi merhum babası H.Cemal Elçi'ye atfen Hüs Wasmununun mezarının düzağacta Aydar ailesinin
    ileri gelenlerinden Seyda'nın mezarının yanında bilinen bir noktaya defin edildiği yönündedir.
    
Hüso'nun cesedide tıpkı Yado, Şeyh Said ve arkadaşları, Seyit Rıza, Said-i Kurdi gibi bilinmezler arasında yerini alır.


DİRENİŞÇİ HÜS WASMUNU HAKKINDA BİR ANEKDOT ?

* Şeyh Said hareketinin Xarpet Cephe komutanı Şeyh Şerif Kelaxsi'nin kardeşi Şeyh Hüseyin hareket bastırıldıktan sonra kısa bir süre Suriye Kurdistanı "Bin xet" macerası başlar.
*Şeyh Hüsen tekrar ülkeye dönüş yaparak gerilla gurubu oluşturarak direniş gösterir.
* Kelaxsi köyünde çıkan çatışmada yaralı olarak ele geçirilerek Elazığ cezaevine konulur.
*Şeyh Hüseyin'in enbüyük oğlu 97 yaşında halen hayata olan Şeyh Burhaneddin Bilgine atfen bu bilgileri aktarıyorum.
*Bu bilgileri yıllar önce bir sohbet esnasında hafızam kalan bilgilerdir.
* Şeyh Burhaneddin babası Xarpet "Elazığ" cezaevindeyken 1930'lu yılların başında ziyaretine gittiğinde yaşadığı anekdotu aktarıyorum.

* Daha genç bir delikanlıyken babamı Xarpet cezaevinde ziyaret gittiğimde ? babamla aynı koğuşta Türkiye Sosyalist hareketi'nin önde gelen siyasetçisi, ideologu Dr.Hikmet Kıvılcımlı ile beraber kalıyorlardı.
*Görüş odasına gitiğimde Dr Hikmet Kıvılcımlı'yı şahsen gördüm. Babamın çatışmada kalan yaralarını Dr Hikmet cezaevinde tedavi ediyordu. Tesaddüf cezaevindeyken o gün Dr Hikmet Kıvılcımlı'ya bir gazete gelmişti.
*Hatırlamıyorum gazetenin ismini ama o dönemde çıkan devlet yanlısı gazetelerin başında Cumhuriyet, Tanin, Hakimiyet-i Milliye gazetelerinden biriydi.
*Gazetenin ilk sayfasında manşet atılmış, büyük boy akasya ağacında asılı bir Kürd direnişçisi Zaza Hüso "Hüs Wasmunu" fotoğrafı vardı. Dr Hikmet dikkatli okuduktan sonra demek ki çok etkilenmiş.
*Babama hitaben Hüseyin Bey, Hüseyin bey... gel gazetede asılı bulunan bu Kürd direnişçisini tanıyormusun?dedi.
* Babam fotoğrafı gördüğü gibi Hüs Wasmununu tanıdı. Fotoğraf şehirde "aşağı çarşıda" ağacta asılı olandı. Ve dediki ! Dr Hikmet bey bu Kürd direnişcisi benimle beraber partizan  savaşi veren en yakın arkadaşlarımdan biridir.
* Gazete'de Hüs Wasmunun direnişini, kaç defa pusudan kurtulduğu,işbirlikçi çetelerin cezalandırılmasından tutun tüm eylemlerini  tek tek yazmıştır.
*Türk ordusu bu Kürd direnişçisinin şehadetini zafer sarhoşluğunu yaşıyordu.
* Hüs Wasmununu okuyan Dr Hikmet duraksadı ve babama söylediği bir söz hala hafızamdadır.
* Hüseyin Bey dedi ! Kürd ´gerillasının kahramanlığı, cesareti ve direnişlerinde bir
  kuşkum yoktur.
* Yanlız bu insanların biliyorsun neyi eksik?
- Babam dedik-ki neyi eksik Dr Hikmet Bey ?
- Aldığı cevap oldukca ilginç,

  " Bu insanların kalemi yok, kalemi yok,dedi. "

- Yani anlaşılan Kürdler örgütsüz, partisiz,diplomasi kurumlarını oluşturmadıklarına vurgu yapıyordu.
- Kürdlerin bir hedefi,stratejisi,diplomasi ve ideolojik-politik öngörülerinin
eksikliğinden bahs ediyordu.
- Doğrudur, Kürdlere yardım eden bir dost devlet veya halk yokttu. Kürd
işbirlikçileride Mustafa Kemal ve Îsmet Paşa'nın alavare, dalavareleriyle Lozan'a
telgraf çekmedilerimi ?
- Kürd coğrafyası masa başında temsilcisiz, örgütsüz kısaca kimsesiz cetvele
parselenmedimi ?
- Dr Hikmet Kıvılcımlı Elazığ cezaevine 1929-1933 yılları arasında yaklaşık 4,5 yıl
kalmıştır. Elazığ cezaevi onun için bir üniversite olduğunu söyler.
- Kürdleri ilkdefa burada tanımakla beraber Kürd kiyafetleriyle çekilen fotoğraflarıda
vardır.

Sonuç olarak,

* Hüs Wasmunu ve yeğeni Zılf Wasmunu Şeyh Said hareketindeki direnişlerinden dolayı efsaneleştiler.
*  Zılf Wasmunu'nun Miyalan köyündeki şehadetide ayrı bir öyküdür.
* Tıpkı oda amcası gibi pusuya düşürülerek köy içinde şehadete ulaşmıştır.
* Hemde kendisiyle beraber birkaç işbirlikçi çeteyide öldürerek,
* Ruhları şad olsun,Çoligin efsanevi direnişçileri, sizleri eksikte olsa, biraz kurgulu da olsa anlatabilmek
   beni mutlu ediyor.

   Selam ve saygılarımla,


Kürd direnişçisi Hüs Wasmunu'nun anısına ?

Qale cumiyerdun waxtıg Çolig'ıd vaciyena ?

Hüs Wasmunu quen mı vir'i.

Qale gunger teres û bebextun waxtıg bena ?

Ters Hüs Wasmunu yın seri vaciyena.

Waxtıg, Qale lületıfıng û Êgite ser Qıl'un vaciyena ?

Hüs Wasmun û Yad Beg'un nome yın viyerena.

Qale Hüs Wasmunu bena?

Ard û ezmun piyor zımen û zımeno.

 

 

 

25 Mart 2013

FEDAKAR KÜRD KADINI DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ EK BÎLGILER ?





              DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ ANEKDOTLARI OĞLUNA AKTARAN KÜRD

               ANNESÎ EMÎNE AYÇÎÇEK AT'LA SULTAN KIBESÎ YOLUNDA

                              (   NOSTALJÎK BIR FOTOĞRAF )





DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ EK BÎLGILER ?



* 1925 Kurdistan direnişinde fedakar iki Kürd kadını üzerine araştırma ve inceleme yazımı yayınladıktan sonra bana bazı ek bilgiler daha geldi.

* Bu ek bilgileri çok degerli ve tarihi olduğu için kaleme almak istedim.

* Bu bilgileri bana hemşerim Mahmut Arif Ayçiçek kısa notlar şeklinde yolladı.

*Notlardaki bilgiler'in tümü Çolig'li Derde Mirun üzerinedir.

* Bu notlarda , Derde Mirun olayına başka bir yorum kattığı gibi, yine Derde Mirun'a atfen söylediği orjinal kırdki (zazaki) o tarihi sözleri sizinle paylaşacağım.

* Ayrıca, değerli hemşerim yakın dönemde çıkardığı  kırdki dili üzerine " HA VAJ HA VAJ" adli şiir kitabında da  Derde Mirun'un anısına  bir şiiri'de kaleme almıştır.

* Bu şiir'de anlatılanlar, Derde Mirun ve ailesinin trajik yaşamını çok net ortaya koyuyor. Bu şiiri'de yazımın sonuna aktaracağım.



**************


Derde Mirun , üç çocuğu'nun şehadetiyle ilgili olayı , yıllar önce Mahmut Arif Ayçicek'in annesine anlatmıştır. Mahmut Ayçiçek'in kaleminden yaşanan bu anekdotu aktarıyorum.



    Bu tarihi anektoda bende bir katkı sunmak istiyorum.

    Rahmetli annem ölmeden önce bu konuyu bana herzaman anlatırdı. Ve kendisi DERDÊ MİRUN la bizzat bu konuyu konuşmuştu bana dedigi şuydu.

    "Birgün Derde bize gelip, misafir oldu. Birçok konu üzerine konuştuk. Ben cocuklarının idam meselesini kendisine sordum.Kendiside bana dediki.! mahkemeye gittik ,oğullarımı ve kocamın yeğenininide tutuklamışlardı. Hakim idam kararı verdi ve sonra bana dönüp dediki..

    *Derdiye hanım ,bizim kanunlarımıza göre bir aileden hepisini asmayız. Birini sana verecegiz ve senin birini seçmen lazım,dedi. Bende o anda oğullarımın ve yegenimin gözlerinin içine baktım. Hepiside genç delikanlı idiler. Karekterlerini göz önüne aldım fakat seçme işini yapmadım. Hakime dedimki ! ben oğullarımı seçmiyecegim ve seçersem günah işlerim. Bu günah sizin olsun dedim. Hakim beni dışarı çıkardı ve sonra hepisini astılar. Suçlu bir vicdan la yaşamıyorum bu onların adaleti olsun benim degil, dedim.

    Sonra Derde MIRUN kahramanı oğullarını alıp, köyüne getirir. Ve mezarlar kazılır defin sırasında toplanan insanlara esaslı bir fırça atar. Hakaret eder ve acısını bu yigit oğullarının defininden sonra pek kimseyle paylaşmaz.

    Ben HAVAJ HAVAJ şiir kitabımda bu kahraman annemize bir şiirde yazdım.

***************


*Ve yıllar geçtikten sonra Derde Mirun'un Îstiklal mahkemesinde  bir çocuğunun kurtulması için niye karar vermediğini şu tarihi sözlerle açıklar.

* Bu sözlerini kirdki (zazaki) ifade eder,


- "Ez unyena hulqun bacé duna dılqun...."



Bu sözlerin türkçe anlamı,


"Yapılarına bakarım fikrimi kararımı görüşümü ona göre söylerim"


* Derde Mirun bu sözlerle istiklal mahkemesinin niyetini ne olduğunu çok iyi gördüğü gibi,önüne koydukları tercihinde aldatmaya yönelik olduğunu
yıllar sonra da olsa dile getiriyor.



**********************

* Derde Mirun'un üç çocuğunun idamlarıyla ilgili yazılı bir kaynağıda aşağıya aktarıyorum


11 Mart 1926 tarihine kadar, Çapakçur’lu Şükrü Efendi "Faik Ertuğrul'un babası", (Ali oğlu Said, Ali oğlu Faik, Ali oğlu Ibrahim, Derde Mirun'un çocukları) Mehmet oğlu Selim, Ömer oğlu Ahmed, Safa oğlu Osman, Mehmed oğlu Abdülkerim, Ibrahim oğlu Ali, Molla Hacı Yusuf, Cündioğlu Feyzullah, Hasan oğlu Osman, Halil oğlu Mustafa, Silo Ahmed, Yaşar oğlu Ömer, Davud Efendi, Veysel ve ayrıca Tiran aşiretinden 10 kişi daha idam edildiler.[11]

 [11] Hakimiyet-i Milliye, 11 Mart 1926.


************

 Mahmud Arif Ayçicek'in kırdki şiirini aşağıya aktarıyorum.


DERDÊ MİRUN

derdé mirun derdé mîrun     ( Mirlerin Derdisi, Mirlerin derdisi)

cînî nîya zé cumyerdun        (Kadın değil sanki erkek gibi)

hîrî hew tırm eşt pé paştun  (üç cesedı aldı sırtına)

qehraman ma derdé mîrun   (Bizim kahramanımızdır Derde Miran)


derdé mîrun şı mehkema      (Derde Miran gitti mahkemeye)

hîrî laj'ıb o bîn deza             (üç oğluydu,biri amcazadeleriydi)

hîrî tenîr bırya ceza              ( Üç oğluna çıktı ceza "idam ")

va hîrî tay yoz est xalza        (Söylediler üç tane az ,birde dayıoğlu)


dalıqnayiş fermun yın'ıb      (Idam fermanlarıydı)

va dı hew mar o bin tür'ib    (Mahkeme dediki iki oğlun bize ,biri sana)

derd pay vındert va şımar'ib (Derde Mirun kalktı,dediki hepsi sizin olsun)

bıdén tırm mı ez ben çolig    (Verin cesedlerimi götüreyim Çolig'e (Bingöl)


va ez xuertun nı vicnen'a   (Ben gençlerin arasından tercih yapmam)

zerré xud kerrun besten'a   (içime taş bağlarım)

ni qirrena niz bermen'a      (Ne bağırırım, ne ağlarım)

heyun qıyum dehwedar'a   (Kiyamete kadar sizden davacıyım)


derdé mirun laj xu guret    (Derde Miran çocuklarını aldı)

berd dewé xu nıda mınnet  (Kendi köyüne götürdü,kimseye minet etmedi)

va ın ferman bé edelet        ( Mahkemenin bize fermanı adaletsizdi)

zulumkari şımar namzet     (Zulme siz adaysınız)

            Nuştox/ Mahmut Ayçiçek

 

Son söz olarak ,

Atatürkün kurmuş oldugu çete gurubunu  (Istiklal mahkemeleri) lanetliyor. Kürd şehidlerini anarken, böyle dirayetli annelerin merdane tavırlarını yazarakta feyiz alıyoruz.

                      Selam ve saygılarımla


                                                                                 Orhan Zuexpayıc

23 Mart 2013

1925 KÜRDİSTAN DİRENİŞİNDE FEDAKAR İKİ KÜRT KADINI







(ARAŞTIRMA VE İNCELEME)       

* Savaşın yükünü ençok anneler çeker.
* Kürd annelerinın yürek burkan acılı hikayelerinin tarihimizde örnekleri çoktur.
* Rahmetli anne annem Şeyh Said hareketinde iki kardeşini ve oğlunu'da (dayım) yakın dönemdeki kirli savaşta şehid verir. Bazen uzun kış gecelerinde bize yaşanan bu öykülerle adeta tarih dersi verirdi. Bu öykülerdeki yaşanan olaylarda  ihanetle,direniş iç içe geçerdi.

* Bazen biz o çocuk dünyamızla bu olayları tekrar da olsa tarihe olan ilgimizden dolayı defalarca bıkmadan usanmadan dinlerdik.
* Nenem bazen bu olayları anlatırken aklımızın alamadığı konularda sorularımız olurdu.
* Biz çocuklara şu sözü hala hafızamdadır "Tutem tı çı pers keni, eyag ma diya çew nêdiya." (türkçesi; oğlum sen niye soruyorsun, bizim yaşadıklarımızı kimse yaşamadı)

* Kırdki deyirlerimizdeki o sözler "Dayê qesey bıke, tı çı diya çi nêdiya" (türkçesi; anne konuş, sen ne gördün ne görmedin) sözlerinin dili olsaydı da kürd analarının trajedilerini daha iyi anlardık.

- Şimdi yine Şeyh Said hareketinde iki kürd annesinin yaşadığı trajedileri sizinle paylaşmak istiyorum.


İLK ÖYKÜ ;

Çolig'in Solaxan ilçesinin Duerni/Guew mezrasında Derdi Ana'nın yaşadığı trajediyi aktarmak istiyorum.

* Yıl 1927 Ekim/Kasım ayı Bicar tenkil hareketi başlamış,
* Türk ordu birlikleri Mıstan, Murtezan, Botiyan, Zikte "Valer" mıntıkasında toplu katliamlar yaptıktan sonra en son Solaxan sınırları içinde bulunan GUEW mezrasına gelirler.
* Tabi köy halkı Türk ordusunun Botiyan, Mıstan, Murtezan ve Zıkte  katliamlarından haberdardır.
* Köyde o dönem Osmanlı ordusunda görev yapmış asker kökenli iki emekli çavuş da yaşamaktadır.

* Bu iki çavuş nasıl olsa biz bu devlete hizmet etmişiz. Bizim köyü bu hizmetlerimizden dolayı da olsa yakmazlar düşüncesindedirler.

* Türk subayında nerede o baxt, nerede o asalet, nerede o insanlık yok..yokk... velhasıl hiçbir şey insani meziyet yok.

* Biz kürdlerde bir laf vardır, herhangi bir insan eğer bir yakını veya arkadaşından zarar görür veya ihanete uğrarsa şu sözü çok kullanır ve o kişiye "Jendırme Atatürk" derler.

* Çünkü türk jandarma ve askerlerinin tarih boyunca kürdlere bakış açısı, hem senin ekmeğini yer, hem sana hoş görünür, hem de senin kuyunu kazıp, seni boğmaya, imha etmeye çalışırlar.
* Atatürk'te bu işte çok ustadır. Birçok yakın silah arkadaşını ve de başlangıçta kahraman ilan ettiği insanları sonradan ya susturdu yada infaz ettirdi.
* General Mustafa Muğlalı, Bicar tenkil hareketini gerçekleştirmesi için o dönem Albay rütbesiyle katliamcı ordu birliklerini  başına getirilir.
* Atatürk'ün okuldan sınıf arkadaşı olan türk ırkçısı ve şoven duygular taşıyan bu sadist ruhlu vampir, daha sonraki yıllarda da hızını alamayarak Van'da 33 kürd köylüsünü kurşuna dizdirmiştir.

* Biz kirdlerde bir atasözü vardır "Huqmat pırdıb serra me şerin." (Türk hükümeti köprü de olsa üzerinden gitmeyin). Bu sözlerin, bu tecrübelerin tarihi bir gerçekliği vardır.

* Ehmede Xani'nin asırlar önce söylediği "Bexte rome tune ye !" sözleri boşuna değildir.

* Xalid Begi Cibri'nin Çarlık Rusyasına karşı direnişini bilmeyen yok gibidir, yine yanında direnişçi Yadin Paşa, Şeyh Şerif gibi yüzlerce isim verebilirim.

* Ne oldu? Bu kürd aydın ve RU SPI lerinin hepsi idam sehpasına yollanmadılarmı, hem de yıllarca bu coğrafyada beraber savaştıkları türkler tarafından idam edilmedilermi ?
* Önce kardeşiz dediler, haklarınız vardır dediler, sonradan sırt çevirip Kürdleri arkadan hançerlemedilermi?

* GUEW köyünden Celil ve Mehmet Çavuş'ta işte bu öngörüsüzlüğün bedelini öderler. Tıpkı akıbetleri Şeyh Şerif ve Xalid Beg'i Cibri gibi sonuçlanır.

* Bu iki çavuş ne yapmışlardı, 1925 direnişine aktif şekilde katılmadıkları halde sırf bölgede partizan savaşı veren Gırnos'lu Kolos Ağa ve gurubu GUEW köyüne gidip yardım almışlar diye katliama uğratılırlar.

* Bu katliam esnasında ve öncesinde bir kürd kadını olan Mehmet Çavuş'un eşi Derdi Ana'nın yaşadığı trajediyi sizinle paylaşmak istiyorum.

* Türk askerleri Guew köyüne gidip, Mehmet Çavuşu vurular. Eşi Derdi Hanım ve üç çocuğunu da köyden onlarca kişiyle beraber tutuklayıp, topluca komşu köy olan GIRNOS/Sayer mezrasına götürürler.

* Derdi Ana; eşi yeni öldürülmüş o dönemin koşullarında varlıklı bir ailedir.

* Derdi Ana bakarki ! askerler Gırnos, Seyfan ve çevre köylerden de insanları Sayer mezrasına toplamaktadırlar.
* Derdi Ana işin vahametini anlar. Bu insanlar bir eve konularak etrafı çalı çırpılarla çevrilir ve yakılmayi tevekkül içinde beklerler.

* Annelerin havarları, çığlıkları Şerafeddin ve Çotala dağlarında yankılanır.

* Eve girmek istemeyen anne ve çocuklar süngülenerek zorla eve konulur. Şairin dediği gibi,

"Ne çeme Murad'a kan aksın isterim.
Nede davamdan vazgeçerim."


misali bir kadın o esnada meydana çıkar. İşte o kadın Mehmet Çavuş'un eşi Derdi Hanım'dır.

***

* Bakın, Derdi Ana ile kocasını yeni öldürülen subay arasında yaşanan o sahneleri Doğru Haber'de çıkan yazıdan alıntı yaparak aktarmak istiyorum:

- Bu bağrışma bu arbedenin içinde Derdiye isminde bir bayan öne çıktı.
- Askerlerin süngüleri her an göğsünü delecek bir mesafede durdu. Köyde vurulan Mehmet Çavuş’un eşiydi. “Komutanınız nerde onu bana gösterin” dedi.
- Gösterdiler. “Onunla konuşmak istiyorum” dedi. Komutan izin verdi. Metince yaklaştı. Komutanla göz göze geldi.
- Biraz önce köyde kocası Mehmet Çavuş’un vur emrini veren komutan olduğunu fark etti.
- Önünde süngülü askerler hazır vaziyette bekliyorlardı. “Ben, sana beni öldürme diye yalvarmaya gelmedim.
-  Üç tane çocuğum var, üçü de burada ve babalarını köyde vurdunuz, size yaptığı bunca hizmetin karşılığı olarak.
- Şimdi senden istediğim, bir tane çocuğumu geri bırak, öldürme, babasının soyu dünyada kesilmesin, geri kalanlarımızın kanları sana helal olsun.
- Babasının size yapmış olduğu bunca hizmete karşılık bir çocuğunu sağ bırakın. Bu isteğimi yerine getirirsen sana şu altın kemerimi vereceğim” deyip beline bağladığı altın kemere elini uzattı.
-  Komutanın gözleri açıldı. “İyi bir kazanç” diye düşündü. “ Kabul ediyorum” dedi komutan. “Hangi çocuğunsa getir yanıma” dedi ve altın kemere uzandı.
- Derdiye kalabalığın arasında durmuş üç çocuğundan küçüğünün elinden tutup öne çıktı.
- Her üç çocuğun da yanında farkı yoktu ama her nedense içgüdüsü o esnada küçük çocuğa meyletmişti.
- O anki anne şefkati ağırlığını küçük çocuktan yana kullanmıştı. Komutan bu çocuğu bulunduğu yerde yan tarafına aldı.
- Çocuk kendi korumasındaydı artık! Emir verdi bütün kadın çocuklar evin içine kapatıldı.
- Benzin dökülerek ateşe verildi. İçerde pencerelere koşuşan kadınlar, çocuklarını kucağına almış pencereden dışarıya atmaya çalışan anneler…
- Çaresiz kalıp çocuğuyla sarılarak yanmaya rıza gösterenler… Çocuğunu pencereye yetiştirip dışarı atabilenlerin çocukları bir süngü başında kendilerine geri dönenler…
- Anneleri saklanan iki küçük çocuğun bu ateş ve duman dalgaları içinde çırpınan insanların ayakları altında her biri bir köşede can vermeleri…
-Yoğun dumandan boğulanlar…  Komutanın yanı başında bir altın kemer karşılığında kurtulan çocuk, anne ve kardeşlerinin diri, diri yakılmalarını seyrederken döktüğü gözyaşları…

***

- Evden ses kesilince komutan yanındaki çocuğa döndü.
- Hemen silahına süngüyü takıp süngüleyerek onu da ateşin içine attı.
- Nasıl olsa annesi ölmüştü ve altın kemer de ondaydı…
- Yıl 1927, yer Bingöl’ün Genç ( Darahini ) ilçesi Sayer Köyü, bu evde yakılanların sayısı 76 kadın, çocuk…



ÖYKÜ (2)

* Bu anekdot yine Şeyh Said hareketinin bastırılmasından sonra Xarpet İstiklal Mahkemesi'nde Derde Miran'ın yaşadığı trajedidir.

* Tesaddüf mağdur ve direngen kürd kadınının ismi yine Derdi, nam ı diğer Derde Miran'dır.

* Bu trajedi 1926 yılında Xarpet İstiklal Mahkemesi'nde yaşanır.

* Derde Miran, Çolig'in Sınî köyünden Ali Bey'in eşi olup, kendisi Zeki Hülağüoglu'nun verdiği bilgilere göre Mala Suwar (Cibran aşireti'nin kolu) ailesine mensuptur.

* O dönemde Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'nin 11.03 1926 tarihli haberinde Çapakcurlu Şükrü Efendi (Faik Ertuğrul'un babası) ve Sınî'li Ali Bey'in oğullarının (Said, Faik, İbrahim) içinde bulunduğu 10 kişi Xarpet'te idam edilirler.

* Ehmede Dirihi hemşehrimde bana gönderdiği bir notta ise Şükrü Bey ve yakın akrabaları Ali Bey'in üç oğluyla beraber 14.01.1926 da idam edildiği yazılıdır.

***

- Derde Miran'ın üç oğlunun idam edilmesiyle ilgili yakın akrabası sayılan merhum Faik Ertuğrul'un kızı Avukat Neslişah Ertuğrul'un bana gönderdigi  notlarından alıntı yapmak istiyorum:

- Derde Miran diye bahsettiğiniz Hanım da babamın amcasının kızıdır. (Bu görüş ile Ehmed Dirihi'nin görüşü aynı değildir)
- Onun da üç evladı İstiklal Mahkemelerinde sözde! yargılanarak idam edilmiştir.
- İlginç bir anekdot anlatmıştı annem bu konuda; üç çocuğu asılmadan bir gün önce komutan, Derde Miran'ı, yani çocukların annesini çağırır ve "üç çocuğundan birini affedeceğiz, hangisini affetmemizi istersin sen seç" demiştir.

- Anne her üçüne de bakmış ve yeni evlenen daha elleri kınalı olan oğlunu gözüne kestirmiştir.

- Ancak diğer çocuklarının ona bakışlarını görünce kararını açıklayamamıştır.

- Bunun üzerine komutan sen şimdi git, madem karar veremiyorsun biz yarın sabah birinin canını sana bağışlayacağız der.

- Ancak ertesi sabah olduğunda anne, tekrar gider ve üç çocuğunun dar darağacında sallanan cesetlerini görür, onları kendi elleriyle yıkar.

- Böyle yaşanan yüzlerce olay annem sayesinde hala hafızalarımızda can yakıcı bir şekilde canlı ne yazık ki, bana aktardığı bilgileri aktarıyorum.

***

Tahsin Eriş ve Felat Özsoy, Şeyh Said hareketiyle ilgili kitabında Derde Miran ve çocuklarıyla ilgili yaşanan sahneyi kısaca şöyle aktarıyorlar:

- 1925 hareketi bastırıldıktan sonra Çapakcur beylerinden Ali Bey Sınî'nin eşi olan Derde Mîran ayaklanma esnasında birçok yakınını yitirir.

- Ayaklanma sonrasında üç oğlu İstiklal mahkemesinde idama mahkum edilirler.

- Faik, Said ve küçük oğlu İbrahim bey adındaki bu üç evladının idam kararları verilmeden hakim, Derde Mîro'ya bir oğlu'nun serbest bırakılabileceğini, bunlardan birinin seçmesini ister.

- Derde Mîro kararsızdır. Her üç oğlunu da sevmektedir. Küçük oğlu İbrahim altı aylık evli bir gençtir.

- Diğer evlatlarını da seven Derdê Mîro'nun küçük oğluna daha çok acıdığını gören mahkeme üçünün de idam kararını verir.

- İdamlar infaz edilirken, önce İbrahim'i dar ağacına çekerler ve sonra diğerlerini, idam edilenler arasında yakın akraba çevresinde birçok kişi daha vardır.

- İdamları hiç göz yaşı dökmeden izleyen Derde Miran, her üç oğlunu idam sehpasından kendi elleriyle indirir.

- Ve tüm parasını harcayarak bu evlatlarını kendi elleriyle mezara gömer.

- İdamlarda yaşanan bu enstantane , Derdê Mîro köyüne dönerken köylüleri, çevre köylerdekiler bu duruma hayıflanırlar, onun evlatlarının arkasından ağlamamasını yadırgarlar.

- Derde Miro ise onlara şu tarihi cevabı verir:


"Gerek ço ver dışmenid qehr xwi belı mekır"
(Düşmanın önünde kendi kahrını belli etmemek gerekir)



Son söz olarak;

* İstiklal mahkemesi ve cellad subayın her iki Derdi Ana'nın üç çocuğunu asarken onların duygularıyla nasıl alay ettikleri ve kürdlere bakış açıları çok düşündürücüdür.

* Yine bu iki kürd kadınının türk subaylarına ve mahkemelerine karşı metanetli duruşları Çolig ve çevresinde hala anlatılır ve övgüyle bahs edilir.

- Kürd toplumunda fedakar, direngen ve çilekeş kadın tipinin temsilcisi sayılan Derdi analar gibi tarihe mal olmuş kadınlarımızın ruhları şad olsun,

* Yürek burkan bu hikayeleri unutmamak ve belleğimize nakş etmek üzere,

Selam ve saygılarımı sunarım.


Orhan Zuexpayıc


KAYNAKLAR :
1) Doğruhaber gazetesinde Guew olayı hakkındaki araştırma.
2) Vate dergisinde Ehmed Dirihi'nin Derde Miran'la ilgili notları.
3) Tahsin Eriş ve Felat Özsoy'un Şeyh Said hareketi adlı kitabı.
4) Av. Neslişah Ertuğrul'un bana yolladığı notlar.


SERBESTÎ

www.serbesti.net/

16 Mart 2013

MODANLI FEQÎ HASEN EFENDİ'NİN ANISINA



MODANLI FEQÎ HASEN EFENDİ'NİN ANISINA
(KÜRDLERİN 1925 YILINDA ATANAN İLK VALİSİ)



"Şevek tarî ya hebû ya tune bû nîv;
  Deşt di xew da çiya digrî, ne hilate hîv”
  Û pişt re bersîva celadên xwe dide, dibêje
  Hîn hiln ne hilahatibû hîv."


(Ya görünürdeydi ya da saklıydı ay
  Ovalar uykuda dağlar ağlardı
  Sonrasında cellatlarına cevabını verir ve söyler
  Daha gorünürde değildi ay)


DR. FUAD BERXO / Kürd aydını ve direnişçisi




                                                          





* 1925 Haziran ayının 28'i, İstiklal mahkemesinin cellatları tarihi Hasan Paşa konağında tutuklu bulunan Şeyh Said Efendi ve 47 arkadaşının kararını vermişti. Bir pazar günü Diyarbekir/Dağ-kapı'da, kırdki "Ber Kue" meydanında hummalı bir çalışmayla cellatlar darağaçlarını kurmuş, şehadet şerbetini içecek olan misafirlerini bekliyordu.

* Diyarbekir'in mülki amiri ve subayları, o zaman şehirin işbirlikçi beyleri, paşazade aileleri başta olmak üzere, ihanet çetelerine talimat vermiş, halk akın akın meydanda toplanıyordu. Meydanda toplananlar slogan atmak, alkış tutmak için getirilmişti ve meydan yalakalık yapan bu zavallı insanlar hınca hınc dolmuştu.

* Atatürk ve can yoldaşı İsmet Inönü, Kürd celladı olan Üç Aliler ve mahkemenin diğer şürekasına çoktan Kürdlerin fermanıyla ilgili kararını ta... Ankara'dan bildirmişlerdi.


* Biz kirdlerde artık halk deyimi olmuş bir söz vardır; "Pırde Pali pırdo text o, Nı İsmet Paşa yew kerro bêbext o." Bu sözler boşuna söylenmemiştir bunların deyirleri de vardır. Bizim deyirlerimiz yalan söylemez.

* İsmet Paşa, İttihat ve Terraki'nin devamı kemalist, turancı ve alperenci fikirlerle kürtleri idam etmeye çalışıyordu.

* Kendi aralarında ayrılıyormuş gibi görünen çeşitli ırkçı-şoven ve kafatasçı anlayışlar kürdün idamı, inkarı söz konusu olduğunda hemen birleşebiliyor, coğrafyamızda hala kin kusmaya devam ediyorlar.

* Şeyh Said ve direnişçileri Diyarbekir surlarından içeri şehire girememişlerdi. Sur içinde harekete destek veren bir avuç aydın Dr. Fuad Berxo, Bave Tujo gibi aydınlar da yakalanmış, bilahare idam edilmişti.

* Kısaca o günkü diyarbekirli bir iki aydını çıkarırsak, yerlilerin çoğu, ekabirleri, cellatlarla ortak hareket ediyordu. Halk kesiminden bir kısım kürtler ise aksine bu düşkünlüğü kabullenemiyor, feryat figan ediyordu.

* Herşey, Dr. Fuad Berxo'nun idam edilmeden evvel sırtını surlara verip yönünü Kurdistan dağlarına çevirerek okuduğu şiirdeki o tarihi sözlerde saklıydı:

"Deşt di xew da çiya digrî, ne hilate hîv" (Ovalar uykuda dağlar ağlardı)

* Kısaca ova köylerinin çoğu tıpkı surların içindeki işbirlikçiler gibi uykudaydı.

* Ama, Kurdistan'ın Lice, Hani, Piran, Çolig, Dareyeni, Pasur, Gumgum, Solaxon, Zıktê, Ginc, Guevdere, Palu, Qarebegon, Kaniya Reş, Agnit, Xınıs, Maden, Xuleman, Haftasal coğrafyası ovaları ve dağlarıyla adeta kan ağlıyordu.

***

* Şeyh Said Efendi ve arkadaşları Dağ kapıda idam gömlekleri giydirilmiş olarak meydanda zabitler arasında görünmeye başladılar.
* O gün kürd direnişçilerinin yiğitlik ve imtihan günüydü.
* Halkın feryat ve figanları surlarda yankılanıyordu.
* Surların dili olsaydı da yaşananları anlatsaydı.
* Şeyh Said ve 47 arkadaşı cezaevi olarak kullanılan Hasan Paşa Xanı'ndan çıkarılarak meydana getiriliyorlardı.
* Feqi Hasen Efendi, meydana gelişinde hareketin ideologu, aydın kişiliği ve cesaretiyle, o heybetli duruşu, vakarı ve mütevazi kişiliğiyle en öndeydi. Adeta ölüme meydan okuyordu.
* Acımasız, katı yürekli, zulmü seven, merhametsiz ama korkak yürekli cellatlar darağaçlarının yanıbaşında misafirlerini sinsice süzüyorlardi.
* İdam seansları başlamaya az bir zaman kalmıştı, idam sehpasına gidecek ilk kişinin kim olacağını herkes merakla bekliyordu.
* O esnada elleri kelepçeli Feqi Hesen öne çıktı, yanıbaşında duran türk subayına alaycı bir tebessümle "ben hazırım" dedi. Feqi Hasen Efendi'nin bu metaneti meydandaki insanlar başta olmak üzere subay ve cellatları şaşkına çevirmişti.
* Feqi Hasen Efendi darağacının altında bulunan idam sehpasına çok rahat o bilinen cesaretiyle yürüdü.

* Bir yanda idam sehpasına çıkan bir kahraman, Feqi Hasen Efendi 47 arkadaşını temsil ediyordu,

* Diğer yanda cellatlar, türk subayları, Diyarbekir'in ikbal peşinde koşan işbirlikçi bazı yerli aileleri ve onların getirdiği kalabalığı arkasına almış şarlatanlar duruyordu.

* Feqi Hasen Efendi, başı dik elleri kelepçeli sehpaya doğru şehadet şerbetini içmeye doğru onurlu bir o kadar da gururla yönelirken, arkadaşları'nın içinde bir ses yükselir.

* İşte o ses Hani'li bir ulema, islam mütefikkiri olan Salih Bey'den başkası değildi,

* Henili Salih Beg'in kırdki:

- "Embazenê xo şîret kerdo, ke camêrd bîn, mêtersin." (Tüm arkadaşlarını tembihlemiş, yiğit olun, korkmayın, ölüme nasıl gittiğinizi dost ve düşman bilsin)

* Feqi Hasen Efendi darağacına yaklaştı, celladına tükürerek itekledi, benden uzak dur benim sana ihtiyacım yok, devamla ben zaten cesurum, dedi! Taburenin üzerine çıkarak boynuna sicimi geçirdi, ülkesi ve idealleri için Kurdistan toprağına karışmak üzere taburesini ayağıyla iterek şehadete ulaştı.

* Yiğit, cesur ve vakur insanların bu duruşları, ölüme meydan okumaları, halkına ve sonra gelecek nesillere haklı davalarının büyüklüğü için verilmiş bir mesajdır.

* Bizler de bugün bu mesajlardan feyiz alıyoruz, Allah'a şükürler olsun, gururla ve övünerek bunları yazıyoruz.

- İşte bu okuduklarımın, duyduklarımın bir hikayesi vardır. Bizim hikayelerimiz, bizim deyirlerimiz yalan söylemez.

* Feqi Hasen Efendi'nin yaşamını eğer bugün anlatıp, yaşanan o duyguları sizinle paylaşıyorsam, bunu yıllar önce yaşadığım aşağıdaki anılarıma borçluyum. Hafızamda kaldığı kadarıyla bu anıları sizinle paylaşmak istiyorum.

***

* Yıl 1991 olsa gerek, henüz ülkedeyim, o zaman daha yeni yeni Kürdler adına ilk defa gazete çıkıyordu ama 15 günde bir, gazetenin adı da "Yeni Ülke"ydi.
* Gazetenin Çolig'e girişi yasaktı. Bir ara, dağıtımcı kuruluşlar daha gazeteyi bayilere getirmeden polis tarafından el konup gazeteler adliyeye götürülüyordu.
* Sonraki yıllarda kürd gazeteleri yaygınlaştı ama devletin uygulamaları aynen devam etti.
* Kürd gazetelerinin bayilere getirilmesi yasaklanmıştı, ulaşım firmaları da getirmiyorlardı.
* O yüzden Diyarbekir'den bir basın emekçisi olan Mehmet ŞENOL Çolig'de cadde ve kahveleri arşınlayarak hergün hem haber yapıp hem de gazete satmaya çalşıyordu. Mehmet, yaşadığı zorluklardan, polisten gördüğü baskı ve tehdit sarmalından bir türlü kurtulamıyordu. Sonunda karar verip gerilla saflarına katıldı.
* Mehmet, 1994 yılı olsa gerek, LİCE'de ahalisi Kürd olmayan tek köy, aynı zamanda tek korucu köyü olan SÎNE cıvarında Dr. Orhan ERSÖZ'le beraber şehadete ulaştı.
* Mehmet Şenol o dönemde belediyemize 20 civarında gazete bırakıyor, duyarlı arkadaşlar da sağolsunlar yardım edip gazeteleri satıyorlardı.

* Günlerden bir gün işyerinde Mehmet Şenol'un getirdiği ÖZGÜR GÜNDEM gazetesini okumaya dalmıştım, gazetenin arka sayfasında genellikle tarihi şahsiyetlerin hayat hikayelerine yer verilirdi.

* Gazete'de o gün, ağırbaşlı kişiliği, bilgisi, nezaketi, merhameti, cesareti ve adaletiyle halk arasında büyük saygı gören ve Şeyh Said tarafından bu vasıflarından dolayı Dareyêni valisi yapılan Modanlı FEQÎ HASEN Efendi'nin hayat hikayesi yazılıydı.

* FEQÎ HASEN Efendi'nin yaşam öyküsünü okurken beni derinden etkilemişti. Feqi'nin yaşamı tıpkı acıklı bir romana benziyordu. Acıklı bir romanı okurken nasıl ki insan dehlizlere bilmeden dalıyorsa bende kendimden adeta öyle geçmiştim.

* FEQÎ HASEN EFENDİ'yi okurken fotoğraftaki fiziği, duruşunu tasavvur ederken hafızamda FEQÎ TÊYRAN, EHMEDÊ XANÎ, SEYDAYÊ CİZÎRÎ gibi kürd ru spileri ve filozofları hayalimden bir film şeridi gibi gelip geçiyordu.

* Derler ya hayat bazen tesaddüflerle doludur, tesadüfler bazen anı yakalama mı, anlık empatimi? kalp kalpe karşı gibi düşünceler gibi, kısaca herşeyi kafamdan geçiriyordum.

* Dalgınlığımı fark eden ve başımda dikilen bir daire arkadaşım olan Agit birden;

- Orhan, Orhan ne oluyor sana, ne okuyorsun o kadar derinlere dalmışsın, dedi !

Agit'e, sanki uykudan yeni uyanmış sersem misali;

- Şeyh Said hareketi'nin Dareheni valisi Kürd şehidi ve ru spisi Modanlı Feqî Hasen'i okuyorum, dedim.

* Agit arkadaş, bu sözüm üzerine oldukça hüzünlendi adeta bir şok geçirdi, sustu ve bana baktı, ben ona baktım ve usulce bana dönerek biraz da duraksayarak of çekti.

- Orhan arkadaşım, o benim dedem, dedem.... diye üç defa tekrar ederek duygularını haykırırcasına ifade etti.

* Hani bazen insan rüyasında uçurumdan düşer gibi olur, ve irkilerek uyanır ya,
* Benimkisi de öyle oldu. Dalgınlık ve sersemliği üzerimden atmıştım.

* O ana kadar Agit'in Modanlı ve Feqi Hüseyin'in torunu olduğunu bilmiyordum.
* Bu sözleri, o anlık ruh hali hafızamda hala ilk günkü tazeliğini koruyor.
* Ama Agit bu sözü söyleyince o günden itibaren Agit'i hem dost hemde kalben daha çok sevmeye başladım.
* Yıllar önceydi, Avrupa'da sürgün yaşamaya mecbur kalmıştım. Agit'le yollarımız yine Almanya'da kesişti. Buluşmamız yine dostça ve samimi bir karekter taşıyordu.
* Sohbetlerimizin ana teması Şeyh Said hareketi, kürd sorunu ve dedesi Feqi Hasen'den oluşuyordu
* Agit'le her karşılaşmamızda; Acaba bu tarihi şahsiyetleri, başta da Feqî Hasen Efendi gibi değerli insanları yazmak bana kısmet olurmu, diye hep söyler, dururdum.
* Agit arkadaş; Niye olmasın, ben inanıyorumki sen yazarsın, diyordu. Söylediklerim hep gerçekleşti. İçimde ukde olan bu tarihi sorumluluğu yerine getirdiğim için müsterihim.
* Feqî'nin torunu Agit arkadaşın hoşuma giden bir özelliği de belki yaşamı boyunca Kürd siyaseti içinde yer almayışıydı. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirimki her zaman için sırlarını benimle paylaşabilecek kadar samimiydi ve ilişkilerimiz hep dostçaydı.

* Yado'nun oğlu rahmetli Filit Amca vardı. Beraber aynı kurumda çalışıyorduk. Çok temiz, saf ve kendi halinde bir insandı. Daireye her uğradığinda beni ziyaret etmeden gitmezdi. Ben de onu oturtmadan, ağırlamadan bırakmazdım.

* Filit Amca, benim hem fikrimi hem de zikrimi çok iyi biliyordu, kendisini niçin sevdiğimi de çok iyi biliyordu.

* O yüzden ben inanıyorum ki evlatlarıyla o dönemde zıt fikirler taşımamıza rağmen içinden gelen duyguları anlayabiliyordum, bana bakışlarından ve mimiklerinden evladı gibi sevdiğini hissediyor, empatisini kurabiliyordum.

* Çoligle ilgili benim sürekli bir tesbitim vardır, biliyormusunuz nedir?

Baba ve dedeleri Kürdistan direnişlerinde şehid olan bazı ailelerin mirasına sahip çıkmayan yani reddi-mirasta bulunan çocuklarının iki dünyası vardır. Buna, bir gerçek dünyaları, bir de yalancı/sahte dünyaları vardır desek yerindedir.

* İronik anlatımla ifade edecek olursak, bu durumda olanların bir resmi görüşü/görünüşü vardır, diğeri de zıddı olan gerçek görüşleri ve görünüşleridir.

* Resmi görüşleri yada görünüşleri onların sahte görüşleridir. İş, mevki, iktidar hırsına ilaveten baba ve dedelerinin yaşadıklarını çocukları yaşamasın diye, kendi kimliklerine yabancılaşarak büründükleri görünüş ve görüştür.

* Bir de gerçek görüşleri vardırki, içlerine sinmiş bu görüşlerini fazla yansıtmadan kendi iç dünyalarında saklarlar. Uygun zeminlerde veya güvendikleri ortamlarda eğer çıkarları varsa dede ve babalarının mirasına sahip çıkarlar.

* Bu iki farklı kişiliğe aynı anda bürünmenin dışında orta yol tutturanlar da vardır. Bu yolda olanlar gleneksel değerlerini düşünce bağlamında çok iyi bilirler, aidiyetlerini kabul ederler ama suya sabuna dokunmazlar. Bu grupta olanlar bazen en çok zarar gören kesimdir. Bir mevkiye, mebusluk, belediye başkanlığı yada üst düzeyde herhangi bir göreve talip olsalar hemen dede ve bablarının sicilleri önlerine çıkarılır ve bundan dolayı mağdur edilirler.
* Tabiiki dede ve babalarının davasına sahip çıkmayanlara, özellikle reddedenlere bu tür menfi müeyyideler uygulanmaz

* Bu pragmatik yaklaşımlar ahlaki değildir.

***

* Zıktê aşiretini, Zıktê bölgesini ve Zıktê insanını tanımak için yörenin tarihini iyi bilmek gerekir.
* Feqi Hasen gibi yiğit ve cesur yürekli insanların yetişmesinin tılsımı işte burada saklıdır.
* Biçar tenkil hareketiyle Zıktê coğrafyasında taşın üzerinde taş bırakılmadı. Seyfan, Sayer, Valêr, Gîrnos mıntıkalarında yapılan toplu katliamlar başta başta olmak üzere yine bu bölgenin yakınında, GUEW'de yapılan toplu katliam hala belleklerden silinmemiştir.

* Zıkte coğrafyasından Valêrli Sadık Bey, Cansorlu Abdullah Hacı, Modanlı Feqî Hasen, Vazenanlı Emer Ağa (OM HAYD), Gîrnoslu Selim Ağa (halk arasında HACI KOLOS AĞA), yine Zıktê kökenli olan YADO PAŞA deyip geçmeyin. Bu efsanelerin hepsinin hayat hikayelerini yazdım.

* Zıktê bölgesi dini tedrisatın da alabildiğince yaygın olduğu, din adamları ve ulemaların çıktığı kadim bir coğrafyadır.

- 1914'te Bidlis ayaklanmasının lideri olan Molla Selim Dımilî aslen Zıkte'nin ŞÎN köyündendir. Büyük bir ulema olup, Bidlis Hizan'daki Kamuran İnan'nın dedelerinin medresesinde müderristi. O da kürdlük davasında onurlu duruşu ve cesur çıkışlarıyla şehadete gitti.
- Molla Feyzullah Haciyanî de aslen Zıkte'nin Gîrnos köyündendir (Gîrnos, Hacı Kolos'un köyüdür). Seyda Feyzullah, Osmanlı döneminin büyük bir alimi, uleması olup, fetvalarıyla ünlenmiş dönemin meşhur din adamıdır. Şeyh Hasan Palevî, aynı zamanda Şeyh Said'in amcası ve müderrisi olup icazetini Haciyan'lı Seyda Feyzullah Efendi'den almıştır.
- Şin köyündeki medresede Bilal Efendi,
- Şemsan köyündeki Molla Aziz,
- Molla Abdurrahim Asutay başta olmak üzere daha onlarca din adamı Zıktê'den çıkmıştır. Bu saydıklarım bölgede din konularında birer otoriteydiler.


Son söz olarak;

Feqi Hasen işte böyle bir coğrafyadan, böyle bir gelenekten gelmiştir,
Çemê Murad'ın, Çotela Dağı'nın ve hemen karşısındaki Çılkanî ovasının dili olsaydı da Feqi Hasen'i anlatsaydı,


"Ey şehadet neden gelmezsin ?
bilmezmisin bunca yıl, şerbetini içmeye hasretim."



Ruhun şad olsun Ape Feqî Hasen,
Ruhun şad olsun Mam Feqî Hasen, diyerek,


Selam ve saygılarımla,


                                                              ORHAN ZUEXPAYIC



SERBESTÎ

www.serbesti.net/

13 Mart 2013

SURÎYEDE ÎKÎ ÇOLIGLÎ HEMŞERÎM DAHA ÖLDÜRÜLDÜ



                        

                      (KOD ADI HAYSEME OLAN COLIGLI)

                 

                                 



SURÎYEDE ÎKÎ ÇOLIGLÎ HEMŞERÎM DAHA ÖLDÜRÜLDÜ




 Ey Çolig'li Kürd gençleri,  Kurdistan için öldürülürsen terörist olursun değilmi,
 Araplar için,Türkler için öldürülürsen veya öldürürsen , hem mücahid hem şehid olursun değilmi,

 Senin topraklarında zulüm varsa,senin ormanların yakılıyorsa,senin köylerin yıkılıyorsa,
 Senin dilin yasaklıysa,senin kimliğinle kendini ifade edemiyorsan,

 Çolig'den  kalkıp gidip Arap çölerinde Türkün,Acemin ve Arabın fedasisi olursan kusura bakma 
  ne şehid olursun,ne cennete gidersin. Çünkü sen Allahın yolundan değil, Türk'ün,Arabın ve Acemin yolundasın. 

 ****************

*Kürd Filozofu Ahmede Xani asırlar önce kürdler için su sözlerini hatırlatmak istiyorum.


             -Olsaydı bir dayanışma ve uzlaşmamız eğer,
             -Ve birbirimize hep itaat etseydik eğer,
             -Rom(Osmanlı) ,Acem(Fars) ve Arapların hepsi,
             -Bize hizmetçilik ederdi onların hepsi
             -O zaman tamamlardık dini de devleti de,
             -Ve elde ederdik bilimi de hikmeti de

* Suriyede yasanan iç çatışmalarda yanılmıyorsam üçüncü Çoligli hemşerimiz hayatını kaybetti.
* Ilk öldürülen merhum kürd şehidi Idris Ekinci'nin oğlu Metin Ekinciydi.
*Metin babasının mirasını red ederek, Suriyedeki arapların huzur ve güvenini ve özgür bir yaşam  tesis etmek için verdiği silahlı  mücadelede öldürüldü.
* Metin'i oraya götüren örgüt Kürdlerin haklarını bırak kabul etmeyi oradaki kürdlere ,Arapları da arkalarına alarak savaştıklarını hepimiz takip ediyoruz.
*Bu örgütleri Türk tarafi hemde hükümetin desteğiyle ,Viranşehir ve Nusaybinden örgütlü,silahlı eğtim verilerek Kürd halkına saldırdıklarına televizyon ve basından takip ediyoruz.Kürdlerin Nusaybin,Viranşehir ve diger sınır ilçelerindeki protestolarınıda hepimiz gördük.
*Serekani,Qamışlo Heseke ve diğer sehirlerde yaşananları hepimiz biliyoruz.
*Dün Tavz sitesinde yayınlanan bir haberle iki Çolig'li genç daha öldürüldü, haberini duyunca vicdani bir
   sorumluluk duyarak bu yazıyı kaleme alıyorum.

- Bu gençlerden biri nin adı,Muhammed Hüseyin Girişen, diğerinin adı'da Ali Arıkboğa
  mensup olduğu örgüteki kod adı da  (hayseme) dir. Hayseme Kırdki veya kurmancki bir isim değildir. Herhalde uğruna mücadele ettiği Arap halkinin dili Arapça olsa gerek,

* Çolig'de yakın dönemde aldığım duyumlarda epey gençlik sözde Islamcı örgütlere katılarak
   Suriye ye kanalize edilmiştir. Giden bu gençlerden aldığım bilgilere göre'de iki köylüm gençte
   vardır.
* Tabi bu gençler toplumsal bazı bunalımlar yaşayarak, çevresinde yaşadıkları bu olumsuzluk-
   lardan dolayı Islamci örgütlerin adetta çanta'da keklik misali tuzağına düştuler.
* Ailesini yakinen tanıdığım ve köylülerim olan bu gençlerin ailesinin yaşadıkları travmaları
   tahmin edebiliyorum.

* Kürd şehidi Idris Ekinci'nin oğlu Metin Ekinci'de Suriye iç savaşında Halep'te öldürüldü. Amcası Sami Ekinci bakın yegenin öldürülmesini şu çığlıklarıyla kaleme almıştı. Bu çığlık beni çok etkilemişti,ondan dolayı sizinle paylaşmak istiyorum.


Bingöl gençlerini ölüme götüren KAPOSLAR,KARABASANLAR,AHTAPOTLAR,
VAMPİRLER... Ben, sizleri,sizden daha iyi tanıyorum.Bir zaman JİTEM oldunuz,komando birliklerinde devlet tarafından eğitilerek HİZBULLAH olarak hortladınız,şimdi de MÜSLÜMAN KARDEŞLER kimliğine büründünüz...Çekin o pis vantuzlarınızı tertemiz gençlerimizin bedenlerinden.
Sizler,ne
müslümansınız, ne savaşçısınız ne de politikacısınız
Sizler,körpecik canları pazarlayan simsarlarsınız.
Sizler,insan bile değilsiniz.
Sizler,gençlerin kanlarıyla beslenen devletin vampirlerisiniz.
Şehadet katına ulaşacaksınız diye kandırdıklarınız.Ahirette,
gençliklerinin,saflıkların
ın,inanmışlıklarının haklarını sizlerden fazlasıyla alacaklardır.
Müslümanı,müslümana kırdırıyorsunuz.İnsanları olmayan CİHAT aşkıyla kandırıyorsunuz.Yüce Allah,bu mübarek günlerin hatırına hepinizi helak etsin.Sizler,gönderdiğiniz
her insan için para alan kan emicilersiniz.

diyiyordu Sami Hoca,

***********************

*Çoligli gençler,tarihine bakıp bu çete ve kan tacirlerinin oyununa gelmesinler.
*Sizin uğruna mücadele verdiğiniz islamcı örgütler,Suriyeli araplar için onları finanse eden Katar,Suudi,Türk devleti nin piyonlarıdırlar.
* Elbetteki Beşar cellatının devrilmesi gerekir. Ama Kürdlere saldırararak değil, çünkü Mısırlı vicdanlı bir Arap olan Dr Fehmi Şinavi'nin dediği gibi " Kürdler islam ümmetinin yetimleridirler. " der.
*Arap,Türk,Fars sözde müslümanları yanına , son dönemlerde içlerinde Çecenistandan,Abazadan,Afganistan ve diğer islam ülkelerinden gençleri de içine katarak Beşar Esad'la savaştıkları gibi nufus kağıtları bile olmayan,ticaret bile yapamayan,iş yeri bile açamayan statüsüz Kürdlere, hemde Kürd gençleriyle vurmaları beni hüzünlendiriyor.
*Kurdi tabirle yaşananlar (BIRAKUJI) dir, kardeşi kardeşe vurmadır. Bu gençler tıpkı korucular,Şeyh Said hareketindeki çeteler, ve milis huqmatan hiç bir farkları yoktur.
*Tek bir misyonlari vardır Türkün,Arabin ve Acem'in silahıyla kendi halkını öldüren piyonlardır.

****************
* Sosyologlar,Psikologlar bilimsel bir araştırma yapsınlar.Inanıyorumki bu islamcı güçler içinde enfazla kürd gencine rastlarsınız.
*Kürdler burada da şampiyonluğu ne Araplara,ne Çecenlere,neTürklere,ne Afganlara,ne Iranlılara  bırakırlar. Bunu bir tez konusu yapsınlar, kendi celladına aşık,kendi için bir hesabı olmayan Kürdlerin çoğunlugunu bu örgütlere kanalize eden nedenler acaba nedir.

**********

* Türk devleti bu islamcı paramiliter güşleri Kürdlere karşı bilinçli olarak kullanıyorlar. Amaçlanan Suriyede Kürdler ın bir statüleri olmasın. Bakın size tarihten bir örnek vereyim. Kürdler nerde bir hak elde etmeye ,veya Kürdlük adına nerde bir faaliyet olsa Türk devlet sistemi hemen fobi'ye kapılır ve  müdahale etmeye calışır.
* Mısır'da Nasır'ın iktidarı döneminde Kahire'de Kürdçe radyo yayına başlar.
*Türkiyenin o dönem  Kahire Büyükelçisi apar topar Mısırlı yetkililere gidiyor ve Türkiye'nin Kürtçe yayından rahatsızlığını dile getiriyor. Bunun üzerine Mısırlı yetkili "Türkiye'de Kürt var mı?" diye soruyor. Büyükelçimiz "Yok" diye cevap verince Mısırlı yetkili"Madem yok, rahatsız olmanız için de bir sepep yok" diyor. 

* Işte Türk devletinin fobisi ; yıllarca red ve inkar ettiği,yok saydığı Kürdler için bir hak veya kazanımını engelemek için tıpkı Mısırda böyle diplomatik gaf yaptıkları gibi,gülünç durumada düştüklerini tarih bize hatırlatıyor.


* Bir anekdotumu sizinle paylaşmak istiyorum. 

*1997 yılında 10 günlüğüne Belediyemiz  seminer için beni Kıbrıs'a göndermişti.
*Benimde tarihe olan ilgimden dolayı gittiğim yerlerdeki tarihi mekan ve şahsiyetleri ziyaret etmeyi hiç ihmal etmem.
*Bir arkadaş gurubu dediki ! Lefke de Şeyh Nazım Kibrisi var onun dergahına gidelim.
* Öneriyi getiren arkadas Rize belediye başkan yardımcısı dindar bir arkadaştı.
* Bende ismini duyduğum bu şahsı merakımdan dolayı ,ziyaret etmeyi kabul ettim.
* Şeyh'in dergahına gittik, hepsi zikir ediyorlardı. Zikir bitikten sonra Şeyh bizi
  huzuruna aldı. Kim olduğumuzu ve memleketimizi sordu.
*Tabi arkadaşların hepsi Türk olduklarını söylediler. Sıra bana gelince ben Türk değil Kürdüm dedim ve memleketimde Bingöl olduğunu söyledim.
* Şeyh Nazım çok uyanık biriydi, önemli değil benim dergahımda Kıbrıs'lı bir türk bulamzasınız.
*Benim müridlerim hep yabancı, Alman,Ingiliz,Galer,Çerkez,Araplardan tutun her milleten insan vardır,dedi ve devamla Kürdlerde vardır,dedi.
* Üzülerek söyliyeyim şampiyonluk yine Kürdlerdeydi. Şeyh Kürd olanlar kalksınlar dediğinde, 10 kişiye yakın Kürd mürid kalktı.
Tabıiki  Şeyh dergahtaki sohbetinde hilafet maskesi altinda ,milliyet.ilik ve Osmanlicilik yapiyordu.
***********

* Şimdi Suriye için kandırılan Kürdlere bir çağrımdır.Şeyh Said hareketinde Türk devletinin zulümünden canını kurtaran kaçan Çoligli kahraman hemşerılerımız ve aılelerı  gidip,Suriye Kürdlerine sığındılar.
- Suriye Kürdistanı adeta kuzeyli kürdler için bir sigorta,bir arka bahçedir.
-Kürdler gidip Acemlere,Araplara,Cecenlere,Gürcülere, siginmadilar.
- Dedelerinize,kahramanlariniza kapılarını açanlar sizin şuanda silah alıp,Serekani,Kamışlı ve Heseke'de vurduğunuz Kürd kardeşlerinizdir.
- Bakın Suriyeli Kürdler Çolig ve çevresinden kimlere sahip çıkttı, siz bilmezsiniz,sizi kandırmışlar. Bir kaç örnek vereyim.

- Şeyh Abdurrahim Efendi yaklaşık 4 yıl orada misafir edildi,
-Çan'lı Şeyh Mustafa yaklaşık 20 yıl misafir edildi.
- Kelaxsili Şeyh Abdulhamid Efendi yaklaşık 20 yıl misafir edildi. Dr.Sıraç Bilgin'in babasıdır.
- Yado Paşa,Şeyh Hüsen Kelaxsi,Şeyh Faxri Bukarki,Sadiye Telha,Yib Mehun, başta olmak üzere Çolig,Palu,dareheni,Varto,Solxan çevresinden yaklaşık 500 kişi içinde kadın ve çocuk Suriye kürdlerine sığınıp, yıllarca misafir olurlar.

*******************

-Kandırlan  Kürd gençlerine özelde de Çoliglilere bir çağrım,bir çığlığımdır.
*Ayıptır,yazıktır,günahtır,zulümdür, bu tuzaktan kurtulun. Kendi insanlarının kanına girmeyin.
*Çoligdeki bazı ucube çevreler yerel basında ,olsun sosyal paylasim sitelerinde  Çoligli bu gençlerin
  ölümlerini zafer olarak lanse etmesinler.
* Kullandıkları dil ve usluplarına dikkat edip, başkada gençleri tahrik edip,bu çeteler yollamasınlar.
* Evlatlarını kaybeden ailelere ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum,

                  Selam ve saygılarımla,


                                                                                   Orhan Zuexpayıc

11 Mart 2013

KÜRD RU SPİ'Sİ ŞEYH HASAN PALEVÎ


(ARAŞTIRMA VE İNCELEME)           

KÜRD RU SPİ'Sİ ŞEYH HASAN PALEVÎ'NİN (SEPTİOĞLU) YAŞAM ÖYKÜSÜ


"Ben severim okuyanı yazanı,
  Ben kutsarım yurt için çarpışanı.."


(Şex Abdulhamid Kaelaxsi / Direnişçi ve isyan sürgünü)


* Şeyh Ali Septi ve ailesi, Mezopotamya topraklarının çok derinlerine kök salmış, medrese kültürünü kürd edebi ve terbiyesiyle kendi halkına irşad etmiş, devletle hiçbir zaman barışık olmamış, ve bunun bedelini de en ağır eziyetlere gögüs gererek ödemiş bir gelenkten geliyorlar.


***


* Şeyh Hasan Efendi'yi anlatmadan önce babası Şeyh Ali Septi hakkında fazla bilinmeyen bazı bilgileri aktarmak istiyorum.
* Şeyh Ali Efendi, Diyarbakır/Bismil Çılsutun köyünde doğmuştur. Nakşibendi tarikatının Halidî kolunun feyzine intisap ederek, tarikat edebiyle amele başlamıştır. Şeyh Ali Septi'den evvel de Hakkarili Seyyid Taha-i Nehrî aynı tarikata intisap etmiştir.
* Şeyh Ali Efendi icazetini aldıktan sonra kendi köyüne değil, Palu çevresine tarikatını yayması için görevlendirilir. Palu çevresinde o dönemde hüküm süren Karacimşit beyler Şeyh Ali Efendi'nin yerleşmesine müsade etmezler.
* Şeyh Ali Efendi o dönemlerde gelir KO SPI'nin "Akdağ" eteğindeki Palu'nun "EKRAGE DÎEZUN" köyü ile Dareheni'nin Palu sınırına yakın Kelaxsi köyüne sığınır. Şeyh Ali bölgeye geldiğinde bekardır. Ekrag köyünde (Key YIBUN) ailesinden Esma Hanım'la evlenir.
* Ayşe Hanım'ın annesi de Kelaxsi köyünden Ali Hoca'nın kız kardeşidir. Ali Hoca, kürd direnşsçisi Şeyh Şerif Kelaxsi'nin dedesi olan Hasan Hoca'nın abisidir.
* Kelaxsi ve Ekrag köylerinin baskıları sonucu Şeyh Ali Septi'nin Palu çevresinde kalmasına müsade edilir.
* Şeyh Ali Efendi'nin ikinci eşi de Melekan Şeyhlerinin atası sayılan Malle KAL ailesinden Esma Hanım'dır.
* Şeyh Hasan Efendi'nin annesi de Esma hanımdır. Şeyh Ali'nin tüm çocukları Esma Hanım'dandır. Yanlız bir oğlu, Şeyh Muhammed Nasih Efendi eşi Ayşe Hanım'ın oğludur.
* Şeyh Hasan Efendi'nin kardeşi Şeyh Mahmud Efendi, yani Şeyh Said'in babası da Palu'dan göç eder. Şeyh Said Efendi daha çocuk yaştadır. Şeyh Mahmud Efendi ilk yerleştiği yer olan Sultan Kıbesi'nin yakınındaki Tekya köyünde yaklaşık 7 yıl kalır. Oradan da göç ederek Çolig'in soğuk Çeşme/Guldar mezrasında 3 sene kalır. En son babası Şeyh Ali Pali'nin halifesi Şeyh Abdullah El Melekani'nin yardımıyla bugünkü Kolhisara götürülüp, orada yerleştirilir. Şeyh Mahmud Efendi aynı zamanada Şeyh Abdullah El Melakinin medresedeki talebesidir.
* Şeyh Abdullah el Melekani idam edilen Şeyh Abdullah efendi değil, bu ailenin büyük dedeleri olup, 90 yaşın üstünde ömür sürmüştür.

***

* Kürd RU-SPI'si Şeyh Hasan Efendi Nakşibendi tarikatının Kurdistan'daki halifelerinden Palu'lu Şeyh Ali Septinin en büyük oğludur.
* Şeyh Said Efendi'nin hem hocası hem de en büyük amcası sayıılır.
* Kürd tarihinde bugüne kadar Palu şeyhlerinin Xınıs/Kolhisar kanadı hep yazıldı çizildi, Palu kanadı ise kardeş ve amcazade olmalarına rağmen hep geri planda kaldılar.
* Ben de bu araştırmamda Şeyh Hasan Septioğlu'nun şahsındaki Palu kanadının kürd ulusal mücadelesindeki yeri ve yaşanan bazı tarihi olaylara ilişkin bilgileri sizinle paylaşmak istedim.
* O yüzden araştırmama başlamdan evvel Şeyh Hasan Septioğlu'nu yazma öykümü ve yaralandığım kaynakları anlatmak istiyorum.


ŞEYH HASAN SEPTİOĞLU'NU YAZMA HİKAYEM NEREDEN BAŞLADI

* Memleketim Çolig ve çevresinde kürd seydaları, şeyhleri ve akil insanlarıyla yaptığım sohbetlerde önemli seyda ve şeyhlerin çoğunun medrese tahsillerini Şeyh Hasan Septioğlu'ndan aldıklarını duyardım.
* Çolig ve çevresinde Şeyh Said hareketinde yer almış önemli şahsiyetlerin yaşam öykülerini yazarken bu bilgileri teyyid ettirdim.
* Örneğin Şeyh Said Efendi'nin mahkeme tutanaklarına geçen ifadelerinde belirttiği gibi ilk dini bilgilerini amcası Şeyh Hasan Efendi'den aldığını,
* Şeyh Şerif Kelaxsi'nin kısa bir dönem de olsa Şeyh Hasan'dan ders aldığını,
* Çan şeyhlerinden ve o dönem Çapakcur(Cebaxçor) müftüsü olan Çanlı Şeyh Halid Efendi'nin oğlu Şeyh İbrahim Efendi'nin de Osmanlı belgelerinde yer alan kayıtlar (icazetname) başta olmak üzere, İstiklal mahkemesi tutanaklarında Şeyh Hasan Efendi'den ders aldığı yazılıdır. Şeyh İbrahim, 1925 hareketinde Çolig müftüsü olup, Şeyh Said Efendinin kızıyla evliydi.

* Yine bir isyan sürgünü olan Çanlı Şeyh Ahmed Efendi'nin oğlu Şeyh Mustafa Efendi'nin de Şeyh Hasan Efendi'den ilk medrese eğtimini aldığını görüyoruz. Şeyh Mustafa Efendi'nin ablası Halime Hanım'ın Şeyh Hasan Palevi'nin hanımı olduğunu ayrıca hatırlatmak isterim.

* Aslen Guevdere mıntıkasında yer alan Ardürek köyünden olup, Mirahmedan köyünde türbesi bulunan Hacı Cuma Efendi de Şeyh Hasan Efendi'nin talebesidir. Hacı Cuma Efendi büyük bir alim olup, irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Palu'lu Şeyh Haydar Baba da Kadirî tarikatına girmeden evvel son ilmini Hacı Cuma Efendi'nin yanında tamamlar.

* İsim listesi fazlaca uzamasın diye bu kadarıyla sınırlı tutuyorum.

* Ayrıca Şeyh Hasan Efendi kendi döneminde bölgede dini bir otorite olarak kabul görürdü.

* O dönemde ile ilgili bir çok sorunun islam dini/hukuki kurallarına göre çözümü için fetvasına başvurulan dönemin birkaç aliminden biriydi. Şeyh Hasan Efendi'nin fetva vesikaları şeyhül-islam kurumu tarafından da(dönemin en yüksek diyanet kurumu) emsal gösterilerek itibar edilirdi.

* Şeyh Hasan Efendi'ye seydamı, ustad u mauazzamamı, asrın mükemmel insanımı hangi payeyi ve mertebeyi veriseniz verin o yaşadığı dönemde hocaların hocasıydı.


ŞEYH HASAN EFENDİ'Yİ YAZARKEN YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR

1) Şeyh Hasan Efendi'yi yazarken en önemli kaynağım kuşkusuz halen Palu'da yaşamını sürdüren torunu Şeyh Zülküf Efendi'dir. Şeyh Zülküf Efendi, kendisiyle yaptığım telefon görüşmelerinde sağolsun istediğim tüm bilgileri bana detaylarıyla aktardı. Şeyh Zülküf de tıpkı dedesi gibi bir din adamıdır.

* Şeyh Zülküf efendi, Şeyh Şemseddin Efendi'nin oğlu, Şeyh Şemseddin Efendi de merhum kürd siyasetçisi Şeyh Ali Rıza Septioğlu'nun abisidir.

* Şeyh Şemseddin Efendi ve Ali Rıza Septioğlu merhum Şeyh Sadi Efendi'nin çocuklarıdır. Şeyh Sadi Efendi de cumhuriyet döneminde Palu müftülüğü yapmış olup, Şeyh Hasan Efendi'nin oğludur.

2) Yine Şeyh Hasan Efendi'nin torunu olan Şeyh Feyzullah Deniz'in Mızgin dergisinin 46. sayısında yıllar önce vermiş olduğu röportajın çok önemli bilgiler içerdiğini, benim ikinci yazılı kaynağım olduğunu belirtmek isterim.
* Mızgin dergisi malumunuz şu anda faaliyette değildir. Ben bu röportajı yıllar önce arşivime eklemiştim. Bu röportajda da torunu dedesi hakkında çok önemli tarihi ve siyasi mesajlar vermiştir.
* Şeyh Feyzullah Efendi, 1925 hareketinden sonra gelip, ailece Kanireş/Sağnis köyüne yerleşen Şeyh Nizameddin Deniz'in oğludur. Şeyh Nizameddin Efendi ise 1925 hareketinde Palu'da türk askerlerince şehid edilen Şeyh Mehmet Şerif'in oğludur.
* Şeyh Mehmet Şerif Efendi de Şeyh Hasan Efendi'nin oğludur.

3) Şeyh Hasan üzerine 3. kaynak olarak 49'lar tutuklamasında yargılanan kürt hukukçu Feyzullah Demirtaş'ın Palu ve Mırdasi Beyleri adlı kitabından faydalandım.
* Feyzullah Demirtaş aynı zamanda anne tarafından Şeyh Hasan Efendi'nin torunudur.
* Babası ise Palu beylerinden Kara Cimşit beylerindendir. Feyzullah Bey'le defalarca telefonla görüşerek Şeyh Hasan hakkında bilgi edinmeye çalıştım.
* Feyzullah Bey, sağolsun sözlü bilgilerini aktardığı gibi kitabını da bana yolladı. Kitapta dedesi sayılan Şeyh Hasan ve ailesiyle ilgili çok detaylı bilgiler vermektedir.

4) Şeyh Hasan'la ilgili bilgiler veren kürd kaynaklarında 1910 yıllarının başında İttihat ve Terraki zulümünden kaçarak bir dönem Çolig ve çevresinde saklandığı yazılıdır.

* Bu bölge Gılbe, Şirnan köyleri ile Sancak nahiyesi ve çevresidir. Bu bölgenin insanlarından Gılbeli Hacı Paşa Çetkin'in yıllar önce bana aktardığı bilgileri Sancak'in Lek köyünden olup tarih üzerine araştırma ve inceleme çalışmaları yapan değerli hemşerim Yasin Lek'e, ayrıca döneme vakıf olan başka yaşlı insanlara da teyid etirdim.

Kısaca Şeyh Hasan üzerine yazılı kaynaklarım bunlardır. Bu bilgileri mümkün olduğunca rafine ederek kayıt altına almaya çalıştım.


ŞEYH HASAN EFENDİ'NİN EĞİTİMİ, AİLESİ VE KENDİSİ HAKKINDA BİLGİLER

* Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Ali Septioğlu'nun en büyük oğlu olarak 1830'lu yılların başında dünyaya gelir.
* Şeyh Ali iki evlilik yapar. İlk evliliği Palu/Ekrag köyünden babası Key Yıbun, annesi Kelaxsili Ali Xoce'nin kız kardeşi olan Ayşe Hanım'la evlenir.
* İkinci evliliğinide Solxan'da Malle Kal yani Melekan Şeyhlerinin atası sayılan aileden Esma Hanım'la yapar.
* Şeyh Hasan Efendi'nin annesi Esma Hanım'dır.
* Şeyh Ali Septi'nin 5 erkek, 1 kız çocuğu vardır. Erkek çocuklarının isimleri; Şeyh Hasan Naki (1833-1918) Şeyh Muhammed Nasih Efendi (1835-1873), Şeyh Hüseyin Zeki (1848-1914), Şeyh Mahmut Efendi (Şeyh Said'in babası), Şeyh İbrahim (Kıdo) ve bir de kız kardeşleri vardır.
* Şeyh Hasan Efendi, zamanın en büyük din alimlerinden biri olup, ara dönemler hariç ölünceye kadar Palu müftülüğü yapmıştır.
* Şeyh Hasan Efendi 7 evlilik yapmıştır. Bu evlilikleri 1) Halime Hanım, Çan'lı Şeyh Ahmed'in kızı, 2) Solmaz Hatun, Oxri ağalarından Zeynel Ağa'nın kızı, 3) Kanireşli Güllü Hanım, 4)Kudret Hanım, 5) Fatma Hanım. Diğer iki eşinin isimlerini öğrenemedim.

* Şeyh Hasan Efendi'nin 5 erkek, 7 kız cocuğu vardı. Erkek çocukları; 1)Şeyh Ali Rıza (küçük efendi), 2)Şeyh Mehmet Şerif Efendi, 3) Şeyh Feyzullah Efendi, 4) Şeyh Abdulkadir Efendi, 5) Şeyh Sadi Efendi,

* Kız çocukları; Sıddıka, Rabia, Hayriye, Zekiye, Feride, Yümnüye ve Zöhre olmak üzere toplam 7 kız cocuğu vardır.

***

* Şeyh Hasan Efendi medrese tahsilini 12 yaşına kadar babası Şeyh Ali Septi'nin yanında Palu'da yapmıştır. Daha sonra bir müddet Lice'ye gidiyor ve Dareheni sancağında merbut (bağlı) Meneşkurd (Solaxan) cihetinde, Muş sancağı dahilinde çeşitli medreselerde okumuş,
* En son Göynük (Agnit) nahiye müderrisi Feyzullah Efendi Hacıyanli'nın yanında tedrisatını ikmal ederek icazetini ondan almıştır. İcazeti aldığı tarih hicri 1297, miladi 1880 yılına tekabül eder.
* Molla Feyzullah Efendi dönemin en seçkin alimlerindendir, aslen Zıkte'nin Girnos köyünden olup Haciyan'a göç etmiştir. Gırnos, 1925 hareketinde tarihi bir köy olup, meşhur Kolos Ağa'nın köyüdür.
* Molla Feyzullah Efendi'nin halen Haciyan köyünde yakın akrabaları vardır, ailesinin günümüzdeki soyadları Kaya'dır.


ŞEYH HASAN EFENDİ'NİN PALU MÜFTÜLÜĞÜ VE ŞEYHÜL İSLAM KURUMUNA KENDİSİ HAKKINDA VERDİĞİ BİLGİLER

* Şeyh Hasan Efendi'nin Osmanlı döneminde mesleğini icra etmek için Şeyh ul islam kurumuna kendisiyle ilgili verdiği bazi bilgileri osmanlıcadan, günümüz türkçesine sadeleştirerek vermek istiyorum.

- İcazetimi hicri 1297 yılında almışım,
- Resmi lisanım, Osmanlıca olmakla beraber anadilim kürdçe olup, bu lisanların yanında farsça, arapça, osmanlıca, kürdçe'nin kurmanci ve kırdki/zazaki lisanlarını hem yazıp, hem de konuşabiliyorum.
- Resmi ve matbu basılı kitabım veya eserim yoktur.
- Ancak, elimde yazdığım mantık, müsbet, hakimiye ve hükme dair 6,7 varaka/havi (kapsayan) bir risaleler nadide (az bulunan, örülmemiş) telif (yazmak) etmişim.
- Adım Hasan Naki'dir. (Naki = temiz, pak, arif ) anlamındadır.
- İlim tahsilimi ilkin pederim Şeyh Ali Septi'den aldım. Pederim Mevlana Halidi Bağdadi'nin Şeyhül islam Osmanlıya verdiği şöhretindendir.
- Pederim Şeyh Ali Septi fetva emini görevini yapmış, Palu'da Eblaşiye "Iblaşiye" medresesinde müderrislik, vaaz görevlerinde bulunmuş,
- Şeyh Ali Efendi maaş'lı değildi, rütbesi yoktu.
- Pederim Şeyh Ali Kurdistan havalisinde irşat ilmiyle meşguldur. Hicri 1265, miladi 1849 tarihinde,
- Şeyh Hasan efendi devamla, ben Palu/Kasımiye camiyi şerifte görevli olup, aynı mahallenin nufusuna kayıtlıyım.
- Şeyh Hasan Efendi devamla, Harputlu Hacı Hamid Efendi'nin Mevlana Xalit hazretlerinin iradeli-cüziye risalesinin şerhine 20 varakaya mütecaviz (aşan ) bir haşiye eserim (yorumlu, açıklamalı) vardır.
- Ayrıca 20 sayfalık Astronomi üzerine (Rüyetli-Hilal) basılmamış bir eserim de vardır.


ŞEYH HASAN EFENDİ'NİN SİYASİ YÖNÜ İLE İLGİLİ BİLGİLER

* Şeyh Hasan Efendi'nin torunu olan Şeyh Feyzullah Efendi (Deniz) Çolig merkezde, aşağı çarşıda ikamet ediyordu. Geçen yıl vefat ettiğini duydum. Kürd meselesi ve tarihi konularında çok birikimli biri olduğunu herkes bilir. Yakın dönemde Çolig ve Amed'de kürd tarihi ve sorunu üzerine seminerler vermiştir. Ben de kendisini yakinen tanıyordum. Amcası Şeyh Mahmud ve Şeyh Mustafa'yla beraber 1960-70 li yıllarda Çolig'de defalarca misafirimiz olmuştu. Avrupa'ya çıkarken de kürd tarihi üzerine bir kaç kitabımı da kendisine hediye ederek ayrılmıştım. Bakın dedesi Şeyh Hasan'la ilgili İttihat ve Terraki'nin ırkçı ve şoven uygulamalarına karşı o dönem yaşadıklarını torununa atfen aşağıya aktarıyorum:

Dedem, yani Şêx Said’in amcası Şêx Hasan Efendi, İslam âleminde Reis-ul Ulema, yani ulemanın büyüğü olarak seçilmişti. Şêx Hasan Efendi, bilfiil meşrutiyete karşı çıkıyordu. Şêx Hasan, o zaman Palo’dan Erzurum’a gitmek üzere hareket eder. Şêx Hasan Efendi, Göynük’e gelirken ilk istişaresini gizli olarak Mela Selim’le (Bitlis hareketinin lideri) yapar. Ona: “Ben Erzurum’a gidiyorum, benden habersiz hareket etmeyin, kendinizi ele vermeyin. İkinci bir cevabım geldiğinde, hareketi başlatırsınız.” Şêx Hasen Efendi Erzurum’a gidince Meşrutiyet’i kabul etmeyen ulemanın idam sehpasında olduğunu görür. Bunun üzerine ulema perişan bir halde dehşete düşmüştür, Şêx Hasan Efendi dönmek zorunda kalır. Benim dedem Şêx Mehmet Efendi ile orda karşılaşır. Dedem Şêx Hasan Efendi’ye diyor ki: “Baba, Palu kaymakamı gizli olarak kardeşime demiştir ki efendi nerdeyse, kendisini saklasın. Efendinin idam kararı gelmiştir. Gizliden takip ediliyor.” Dedem, babasını Sancak’ın Gilbe aşiretinin içerisine saklar. Şêx Hasan Efendi bir sene Gilbede kalır. Dört sene de Palo’nun Caro köyünde kalır. 1915’de genel affın çıkmasıyla Şêx Hasan Efendi dışarı çıkar.

Daha sonra Seydayê Mele Selim Gews ailesiyle ittifak yapar. Şêx Şahabettin onlarla görüşürken istihbarat Osmanlı’ya haber ulaştırır. Dolayısıyla kıyam erken patlak verir.

Mızgîn Dergisi: Şêx Hasan Efendi, Mela Selim’i Bitlis’e gönderirken kendisi de ayrıca bir hazırlık yapıyor. Sonrasında daha büyük bir şey oluşturmak için mi?

Şêx Feyzullah: Kendisi Mela Selim’i Bitlis’e gönderirken o da Erzurum’a gidiyor. Orada bazı hazırlıklar yapmak için. Gaye büyük bir kıyamdır meşrutiyet’in önlenmesi için. Mela Selim’in arkadaşları yakalanınca o kurtuluyor, Rus elçiliğine sığınıyor. 1914’e kadar Mela Selim Bitlis’te Rus elçiliğinde kalıyor. Birinci Cihan Harbi’nin başlangıcı ile Ruslar, Rus elçiliğini kapatıp giderken, Seyda’ya diyorlar ki: “Osmanlılar sizi idam ederler bizimle beraber gelin Rusya’ya gidelim.” Onun öncesinde Bedirxan ailesinden Abdurrezak Bedirxanoğlu, Rus elçiliğinde Seyda ile görüşüyor. Seyda’yı görmeden evvel Tiflis Konferansı’nda bulunmuş. Bu konferansta Kürt Mela Eli İhsan Paşa, Abdurrezak Bedirxan ve Şêx Mahmut Berzenci, Rus Genelkurmay Başkanı General Nigaro ile görüşüyorlar. Yani I. Cihan Harbi öncesinde Kürtlerin mukadderatının ne olacağı üzerine konuşuyorlar. Abdurrezak Bedirxan, orada konuşulanları Seyda’ya anlatıyor. Bu nedenle Seyda elçilikle Rusya’ya gitmiyor. Gitmeyince bazı kimseler seydayı şikâyet ederler. Şikâyet üzerine Mela Selim’i de idam ederler.

Mizgîn Dergisi: Şêx Said kıyamının bir provokasyonla başladığı biliniyor. Demek ki ondan önceki dönemde de böylesi provokasyonlar olmuştu.

Şêx Feyzullah: Evet, Piran’da o provokasyonun patlaması gibi Meşrutiyet’in ilanında Şêx Hasan Efendi’nin şahsında Şark ulemalarının tasfiye edilmesi için bazı siyasi senaryolar, bazı provokasyonlar yapılıyordu. İşte o provokasyonlar ile Bitlis Kıyamı da doğmadan bastırılıyor. Mela Selim de bu sürecin sonunda yapılan şikâyetlerden dolayı yakalanıp idam ediliyor.


***

* Şeyh Hasan Efendi'nin Çolig'in Gılbe köyünde Hacı Paşa Çetkin'in evinde bir yıl kaldığını dedesine atfen bana aktarmıştı.
* Bunun yanında Şeyh Zülküf Efendi dedesinin 40 gün Gılbe'de kaldığını ve çıkan afla Palu'ya tekrar geri döndüğünü ifade etti.
* Şeyh Hasan Efendi'nin Çolig'in Sancak çevresinde kaldığına dair bir başka detaylı bilgi hem de büyüklerine atfen, hemşehrim Yasin Bayanay tarafından bana aktarıldı.

Yasin Bayanay'ın bana aktardığı bilgileri kısaca size aktarayım:

"1910 yılında Ulemanın idamına karar verilir, İdam kararı verilenlerden biri de Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'dır.

Şeyh Hasan verilen idam kararı Solhan bölgesinde öğrenir. Oradan Karer üzerinden Sancak bölgesine geçer. İlk olarak Sancağın Şirnan (Gêlun-Ewas) köyü ile Mergmir arasındaki ormanlı alanda bulunan Mêlkan mezrasında Bezgan ailesine (Barcadurmuş) konuk olur ve kısa bir süre orda kalır.

O tarihlerde Mêlkan iki veya üç aile yaşamaktaydılar. Sancak bölgesinde dini hasasiyetleri olan Şirnun'lılar gidip Şêx Hasanı Mêlkun'dan Şîrnun'a getiriyorlar. Fakak maddi yönden çok yoksun olan şirnanlılar Şêx'î idare etmekten zorlaniyorlar.

Bölgenin tanınmiş aileleri ve bölgede varlıklı olarak bilinen Lek-ağaları karar alıp Şêx Hasanı Lek köyüne getiriyorlar. O günün koşullarına göre Lek ağalarının en varlıklı ailesi sayılan Kasım ağanın tornu Alî dir. Şêx Hasan'ı Kasım Ağa mezrasında Alî'yê Mustefê'nin yanına yerleştiriyorlar.

Şêx Hasan'ın kısa bir süreliğine oraya yerleşmesi ile Kasım ağa mezrası, Şêx Hasan mezrası olarak isim değiştiriyor, Günümüzde halk o mezraya Şêx Hasan Mezrası diyor. Ayriyeten aynı yerde Şêx'ın yapmış olduğu ev için halen "Kılê-Şêx" yada "Xırba-Şêx" diyorlar. Çeltik ektiği yere de "vêr-Rızun" deniliyorlar."


Yasin Bayanay devamla şu bilgileri aktardı:

"Şêx Hasan aranıyordu, bizim bölgemizde nasıl serbest dolaşıyordu sorusuna açıklık getirmek istiyorum.

Şêx Hasan Sancak bölgesine geldiğinde arandığını gizli tutmuşlar, halk arasına öyle bir haber yayılmamış. Öte yandan, sizin de malumunuzdur ki 1910'lu yıllarda Çabakçur merkezde Mıtoli (Mütevellizade) ailesi yarım hükümet kadar etkilidirler. Onların onayı olmadan askerlerin gidip Şêx Hasan Efendi'yi Lek köyünden alıp getirmeleri mümkün değildir. Ayriyeten yapılan her ihbardan, şikayettten mutlaka Mıtolu ailesi haberdar olurdu ve gerektiğinde önleyebilirlerdi. Kısaca Şeyh Hasan Efendi'nin korunmasında Mütevellizade ailesinin rolü olduğunu düşünüyorum.

Şeyh Hasan Efendi'ye ilişkin bu bilgileri Şirnan'ın Melkan mezrasında "Bezgan" ailesinden Abdullah Barcadurmuş'ta teyyid etirdim. Abdullah Barcadurmuş Şeyh Hasan Efendi'yle olan bu tarihi dostluklarından dolayı torunu Ali Rıza Septioğlu ile sonraki yıllarda kirvelik yaptıklarını da söyledi."



ŞEYH HASAN EFENDİ'NİN HER YIL DÜZENLEDİĞİ SEFERLER VE ŞEYH SAİD HAREKETİNDE ŞEHİD OLAN ÇOCUKLARI

* Şeyh Hasan Efendi her yıl mutlaka bir defa Çolig, Kanireş, Solxan, Hınıs Kolhisar başta olmak üzere sefer düzenlerdi. Bu seferlerine giderken beraberinde mutlaka iki sofisi eşlik eder, ayrıca kitaplarını ve özel eşyalarını yanına alırdı.
* Şeyh Hasan Efendi'nin yanından ayırmadığı bu iki sofisinden biri Mella Hesan Palu'nun Mehman köyünden, ikinci sofisi de Çolig'in Çan köyünden Hafiz Efendi'ydi.
* Şeyh Hasan bu seferleri esnasında kaldıği yerlerdeki medreselere uğrar, dönemin din adamları çeşitli ihtilafları Şeyh Hasan Efendi'ye götürürlerdi. Şeyh Hasan Efendi bu sorunları islam hukuku açısından verdigi fetvalarla çözerek, toplumsal barışa katkı sunardı.
* Şeyh Hasan Efendi'nin iki oğlu 1925 Şeyh Said hareketinde türk askerlerince kurşuna dizilerek şehid edilirler. Bu oğularından Şeyh Ali Rıza (Küçük Efendi) şu andaki Gülüşkür köprüsünün bulunduğu yerde, içlerinde beylerin de bulunduğu o dönemin Palu ileri gelenleri olmak üzere onlarca kişiyle beraber katledilirler. Bu katliamdan yaralı olarak kurtulanlardan Abdullah Demirtaş daha sonra 1950-54 yılları arasında Elazığ'dan DP milletvekili seçilir. Bu seçimlerde Dr. Nureddin Zaza'nın abisi Suphi Ergene de Elazığ'dan mebus olur.

* Şeyh Hasan Efendi'nin bir başka oğlu Şeyh M. Şerif Efendi de Palu'da yine türk askerlerince şehid edilir. Şeyh Şerif Efendi'nin çocukları ve torunları günümüzde Kanireşin/Sağnis köyünde ikamet etmektedirler. Ailenin günümüzdeki soyadları Deniz'dir.

* Şeyh Hasan Efendi'nin diğer çocuklarından örneğin Şeyh Sadi Efendi de (Ali Rıza Septioğlu'nun babası) yaklaşık 7 yıl Kurdistan dağlarında ağırlıklı olarak Palu ve çevresinde firari olarak yaşamak zorunda kalır. Türk ordusu gerek onun ve gerekse büyük oğlu Şeyh Şemseddin Efendi hakkında tıpkı abileri gibi ölüm kararı almışlardır. 1933 yılında çıkarılan afla ceza almaktan kurtulup, özgürleşirler.

* Şeyh Hasan Efendi 1918 yılında vefat eder. Babası Şeyh Ali Efendi'nin yanında metfundur. Vefat ettiğinde 80 yaşın üstündeydi.

***

* Seyh Hasan Efendi'nin hem siyasi ve hem de dini konularda bir otorite olduğunu bu araştırmada görebiliyoruz.
* Çünkü İttihat ve Terraki'nin baş düşman saydığı Şeyh Hasan Efendi ile Bidlis ayaklanmasının lideri Mela Selim'e "Dimili" (Zikteli Mela Selim) arasındaki dostluk ve siyasi ilişkiler çok eskiye dayanır. Mela Selim bunun bedelini idam edilmek suretiyle şehadete ulaşarak öder. Şeyh Hasan da o dönemde idam cezasına çarptırılır, kürd halkı tarafından korumaya alınır. İttihatçılar yönetimden uzaklaşınca ceza almaktan kurtulur.
* Şeyh Hasan, ittihatçıların cirit attığı dönemlerde 85, Mela Selim tahminen 70, Said-i Nursi o dönemlerde daha 35-40 yaşlarındadır.

* İttihat ve Terraki'nin hedefine seçilen bu iki kürd Ru-Spi'sinin aksine ,Said-i Nursi o dönemlerde İttihat ve Terrakici paşalarla çok samimidir ve hareketin üyesi olur. Said-i Nursi, ittihatçılar tarafından hem Selanik hemde Trablusgarp' taki mitinglerine götürülüp konuşturulur. Kürd ulemasının o dönemdeki çelişkilerini görebiliyormusunuz? Said-i Nursi bu ırkçı-şoven ve gerici zihniyetin politikalarını geçte olsa anlayıp, ilişkilerini koparır. Said-i Nursi pişmanlığını da dile getirir. Said-i Nursi için dile getirilmiş bulunan, ilk Said "Nursi", son Said "Kurdi" kavramlarının menşei bu dönemdeki yaşanan politik olaylara dayanmaktadır.

* Said-i Nursi'nin ittihatçılar konusunda yanılmasını genç ve tecrübesizliğine bağlayanlar da vardır.

* Said-i Kurdi'nin 1925 Şeyh Said hareketinde de tarafsız kalıp, harekete destek vermemesine rağmen kemalistlerin ırkçı-şoven gazabından kurtulmadığına tanık oluyoruz.

* Bir Kürd RU SPI'si olarak Şeyh Hasan ve Mela Selim'e "Dimili"nin ittihatçılar dönemindeki öngörüsü ve Kurdistani çıkışlarından dolayı bu olayın önemine dikkat çektim.

* Şeyh Hasan üzerine yazılı ve sözlü kayıtlardaki bilgilerin doğruluğunda ittifak olmadığını gördüm.

* Çok yakın torunları arasında dahi görüş farklılıklarının olduğuna tanık oldum. Bir torunu dedesinin davası ve yaşamı hakkında olaya Kurdistani bir yaklaşım gösterirken bir diğer torunu olaya dini bir perspektiften bakıyor.

* Tabi tüm bu yorum ve değerlendirmeleri bir zenginlik olarak görüp, rafine etmek gerekir diye düşünmekteyim.


Son söz olarak;

Bir kürd uleması olan Şeyh Hasan Septioğlu hakkında söylenen, yazılan bilgileri sınırlı da olsa kayıt altına alarak kaybolmaktan kurtardığıma inanıyorum. Ehmede Xani, Feqi Teyran, Seydaye Cizîrî geleneğinin Kurdistan medreselerindeki yakın dönem temsilcisi olarak kabul gören Şeyh Hasan Palevî'nin ruhu şad olsun.