Kûy a Spî

5 Nisan 2015

HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR"

       

 

                                      (ALINTI BÎR YAZIDIR)

 

 

      ŞEYH SAÎD HAREKETÎNDE GUEWDERE MINTIKASINDA YAŞANAN TOPLU BÎR

      KATLÎAMIN TANIĞI FEYZULLAH KOÇ'UN KÜRD YAZAR AHMET KAHRAMANLA

      YAPTIĞI SÖYLEŞÎDEN ALINTIDIR. BU SÖYLEŞÎ AYNI ZAMANDA " HAYALİ

      İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI " ADLI KÎTABININ  198,199 ve 200

      SAYFALARINDA YAYINLANMIŞTIR ?









                         PALU HOR " WUER " KÖYÜ

                         





                   "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR"



İsmet Paşa'nm deyimiyle, amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van,
Mardin, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Erzurum, Elazığ, Hakkari ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. Ayrıntılar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu.

Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de FeyzullahKoç'tu. 2002 yılinda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç, "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu.
- Aslinda, Feyzullah Koç'un anlattıkları, genelde Kürtlerin yurdunda yaşananların bir bileşkesiydi. Genelkurmay kitabının, bir somut ayrıntısı... Genelde yaşananlara bir örnektir. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım:

"Ben, 1912'de doğmuşum. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. 

Biz, Palu'nun Erdürük köyündeniz. Erdürük, büyük bir köydü. 100 haneden fazlaydı.
-Sonra daha da büyüdü. Adım Türkçeleştirip, Gökdere' yaptılar. Sonra ilçe oldu.Ailemiz, köyün ileri gelenlerindendi. Varlıklı, büyük bir ailey
dik. Anne tarafım da öyle.Babam görmüş geçirmiş, din bilgisi derin bir adamdı. Okumaimkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam, Rüştiye'de okumuştu.

Dayılarım, Safran köyündeydi. Kışın, köyde kimsenin pek işi,uğraşı olmazdı. Herkes evine, köyüne kapanıyordu. Biz ailecek,kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik. Babam, annem, kız kardeşim ve ben..Biz Safran'dayken, ayaklanma başladığı haberi geldi. Şeyh Said büyük bir isimdi. Tanımayan, bilmeyen, saygı duymayan yoktu. Onun liderliğindeki harekât, büyük bir heyecan yaratmıştı.


                                                        198


Halk arasında heyecan, hareketlilik büyüktü. Köylerden insanlar geliyor, gidiyor, yörenin önde gelenleri toplandlar yapıyor, konuşuluyor, Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidiyordu. Şevk ve heyecan bir aradaydı. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için, üzerinde çok
duruluyordu. Tanınmış çok kimse yanına geliyor, uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. Babam baskı altında, ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu.Kafasına, mantığına uymayan durumlar vardı. 'Her şeyerken, hazırlıksız başladı. Bu iyi olmadı' diyordu. Onun için gönülden isyana taraftar olmasına rağmen, katılmıyor, baskı ve
zorlamalara direniyordu.Babam plansız, programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşamayacağını söylüyor, 'Düzensizlikler, eksiklikler, yanlışlıklar
çok' diyor ve üzülüyordu.
Bir yandan da, o zamanki imkanlarla, harekâtı takip etmeye çalışıyor, telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor, yemiyor, içmiyor,gün boyu damlarda, yol başlannda, gelip geçenlerden haber almaya çalışıyordu.
Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış, savaşa gitmişd. Birgün çıkıp geri geldi. Köyün ileri gelenleri, dayımın evinde toplanıp, heyecanla anlatdklannı dinlediler. Bingöl ve Genç yeni ele geçirilmişti. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi.
Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. Babamın hatınnı kıramayacağı insanlar geliyor, 'daha ne bekliyorsun?' ya da bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Bazdan, silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor, ayıplıyoriardı. Baskılarkarşısmda bunalmaya başladı. Onun için Safran'da kalamadık.
Kış ortasında köyümüze döndük. Fakat döndük ki, bizim köy çok daha harekedi. Bir grup ath geliyor, bk grup kalkıyordu. Şeyh Şerif, Bati Cephesi komutanıydı. Adı gruplar, emnne girmek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyorlardı.
Gelen haberlere göre Kürtler, bütün cephelerde kazanıyorlardı. Palu, Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. Hal böyle olunca, babam üzerindeki tazyikler artmaya başladı. 'Bak Kürtler kazanıyor, niye halkınınyanında değilsin?' diyoriardı. Babam, ısrarindan kurtulmak

                                        sayfa -199

için, annem ve bizi aldı, tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük.
Mart ayı başlarında devlet, yığınaklarını tamamlayıp karşı taarruza geçti. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. Orada büyükbir çarpışma oldu. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. Akşama doğru devlet tarafı bozguna uğradı. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler.Türk ordusunun bozgunu, halk arasında büyük bir korkuya,paniğe sebebiyet verdi. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu.Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. Sonuçta, köyü terk etmeye karar verdiler.
Safran tarafsız, olayların uzaktan seyircisiydi ama, ne olur neolmaz korkusu hakimdi. Göç başladı. Bir saat içinde köy boşaldı. Her şey o kadar aceleyle oldu ki, kimse yatağını, yorganını,yiyecek ve içeceğini bile alamadı. Her aile bir tarafa dağıldı.
Biz Karakocan bölgesine gittik. Dersim eteklerine, adı büyük,hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sığındık. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. Ahbaplıkları vardı. Necip Ağa devlet gibi bir adamdı. Bölgesinde savaş da yoktu. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama, gönlüyle devletten yanaydı. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizigüven içinde hissediyorduk.

Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye, Türk ordusu baskın çıkmaya başladı. O zaman büyük bir korku, telaş vepanik doğdu. Çünkü gelen haberler, köyde konuşulanlar korkunçtu. 'Türkler, suçlu-suçsuz, kadın, çocuk, ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı.
Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. Fakat, yakın köylerde olaylar yaşanmaya, kaçıp kurtulabilenler, olanları anlatmaya başlayınca haberler doğrulandı. Toplu yok etmeler, ırza geçme, yakıp yıkma,soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Korku hakimdi ama, kimse ne yapacağını, kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. İnsanlar toplanıyor, 'ne yapalım' diye birbirine soruyor, kimse bir çıkış bulamıyordu.Korku içinde beklerken, bir olay da yakınımızda patlak verdi. Askerler, Palu'nun Karaman köyünü basıyor, rastgele 30 kişiyi katiediyor. Aynı müfreze, aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor.Orada da 40 kadar insanı katiediyor. Neleri var, neleri yoksa
her şeylerine el konuyor; köyleri de ateşe veriyorlar.Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış, isyana destek vermemişti. Tarafsız kalmış ama, gönülleriyle de devleti desteklemişlerdi.Hatta, Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar, Karaman'da olanlardan habersizler. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce, susamışlardır diye soğuk su ve ayran hazırliyorilar. Ellerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. İkramda bulunuyorlar. Askerler, sunulan su ve ayranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. Köyü yakıp yıkıyor, değerili eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor, 40 kadar insanı da katlediyorlar.
Bu olaylar, 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğrulamış, korkuları büyütmüştü.
Bahar geçmiş, yaz aylarına giriyorduk. Korku ve ne olacağının belirsizliği yüzünden, kimse bir şey ekememiş, yetiştirememiş,hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı.
Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. Halk arasında açlık çekiliyordu. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağmen, bizim durumumuz da kötükşmişti. Köyümüzden aynlırkenkilerierimiz doluydu. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık.
Kıtlık başlayınca, babam gizlice köye gitmeye, alabileceği kadar yiyecek getirmeye karar verdi. Fakat her yer askerie doluydu. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur, gitme' dediyse de söz dinletemediler.
Yanına birkaç kişi aldı. Atlara binip, gece karanlığında gittikr.iki gün sonra, eli boş ve harap halde geri geldi.Kaçış başlayınca, birkaç aile, olaylara karışmamanın da verdiği huzurla köyde kalmışd. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce, köy baskına uğruyor. Ateşe veriliyor evler. Taş taş üstünde bırakılmıyor. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. Katkdilenkrin cesederi, orada burada aç
köpekler, kurdar, kuşlar tarafindan parçalanmış.Babam ve arkadaşları, şişip kurdanmış, koku düşmüş, hay-


                                               Sayfa  -20I


vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyorlar. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. Onun için köy dışına çıkıp saklanıyorlar. Akşam karanlığım bekliyorlar. Gece topladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar.
Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Kimsenin huzuru kalmamışd. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında, açlıktan, sefaletten çıldıracak hale gelmişlerdi. Ama orada burada, aç, sefalet içinde sürünerek yaşamaktan
bıkmışdk. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Bir müfreze geliyor, öteki gidiyordu. Devamlı tedirginlik...Babam, açlık ve sefalet içinde ölmektense, köye dönmenin daha iyi olacağı kararına vardı.Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. Köyümüzde henüz bir şey yoktu. Ama korku hakimdi.Varışımızdan birkaç gün sonra, 9. Alay köyümüze geldi. Yanlarında, hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar
insan vardı. Hepsi perişan haldeydi. Üsderi başları toz toprak,çamur içindeydi.
Askerler çok ani gelmişlerdi. Kimsenin saklanacak, kaçacak zamanı olmamıştı. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri, onları beyaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Bir beyaz bezi, 'teslim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. Geldiler, beyaz beze bakmadılar bile. Köye yayılıp evleri sardılar. Silah istiyorlardı. Kimde ne varsa teslim edildi. Bıçak ve baltalar bile.Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar, içlerinden bazılarını seçip, urganlarla birbirine bağladılar. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Babam ve amcam da aralanndaydı. Bizimkileri de yanlarında getirdiklerine katdlar. Esirlerin sayısı

                                               Sayfa-200

dolayına çıkmışdi. Önlerine kadp, köyden ayrıldılar. Geride, ağlayan kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar kaldı. Ağlayarak arkalarından bakarken, yavaş yavaş cesaredendik. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. Tepelik bir yerde köyü seyretmeye başladık. Götürdüklerinden bazılarım, orada serbest bıraktılar. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. Askerler, tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Onca insanı süngülemeye başladılar.içerden yükselen feryat, figan, yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. Sonra askerler içerden çıkdlar. Ahırın kapısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. Bir feryat da o zaman başladı.
Süngüleme sırasında, insanlardan bazıları hemen ölmüştü.Bazıları ise yaralıydı. Ahır tutuşturulduktan sonra, diri diri yakılan insanlar feryat ediyordu. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. Askerler, işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler. O zaman köye koştuk.
Köy, yanmış et kokuyordu. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış, kömür olmuştu. Bazıları elleri, tırnaklarıyla duvarı delmiş, sürünüp dışarıya çıkmıştı. Onların içinde hâlâ nefes alanlar
vardı. Babam da sürünerek çıkmışdi. Ama uzaklaşamamış, duvarın
dibinde ölmüştü.
Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük, gömdük."


                                                     ..../......

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder