Kûy a Spî

29 Aralık 2016

Hîvik û Hîlal’ın öyküsüdür.



               


                      Fotoğraftakiler , Oturanlar soldan sağa , Memduh Selim, Celaddet ve Kamuran
                      Bedirxan kardeşler. Ayaktakiler sol başta Yad Mehmud Ebas sağ başta Sadiyê Talha




                       
Gerçek olaylardan yola çıkarak bu öyküyü kurguladım.
Öykü de, akraba olup da biribirini tanımayan iki kurd kızının dramı ve trajedisi durur.
Okurken bir acı çığlıktır gelir seni bulur ve okurken; seni senden uzaklaştırır ve dağların esintisine  bırakır.
Bazen seni 1925 li yılların o humalı atmosferine ve bazen de gurur ve asalete karşılaştırır.
Her Kürdün hikayesidir  böyle başlar ve böyle biter.
İkisinin kişiliğine damga vuran da farklı fay hatları, yaşam tarzı ve kültür farkıdır. Kendilerine yabancılaşan ve tarih bilinçten yoksunluktur.
Boşuna atalarımız dememiştir, "her aj lı ser koka xwe şin dıbe."
Yıllar sonra akaraba olan ve kendilerine yabancılaşan bu ki genç kızın yolları,
zindan da kesişir.
Hikaye, farklı kültür ve ideolojilerden gıdasını alan bu iki kızın hikayesidir.
Zindan zindan içinde ve onların hikayesi de bir nevi, kendi hikayemizdir.
Bir taraftan akraba olmaları, bir taraftan da kendi gerçeklikleriyle buluşması da o zindan vesile olur.
Aynı coğrafyanın insanı ve aynı havayı solumuşlardır.
Ama biribirilerine de yabancıdırlar.
Nereden bilecekler Sediyê Telhê kimdir.
Nereden bilecekler dedelerinin aynı aşiretten ve Cıbran-Seyhsuvaroğullarından olduğunu. Kaderleri aynı ve yaşamları farklı renk almıştır bir kez. Kadere mi ağlayasın gerçekliğine mi? Evet, kaderleri aynı olmasına rağmen yaşamları da farklı ve yabancılaşmadır.
Yıllar sonra da olsa olgunlaşan, sarsıcı ve bir o kadar da trajedik olan bu öyküye;
Hîvik û Hîlal adını koydum ve takmadır.
Hîvik, Kürdce Hilal anlamına gelir. Ve aynı zamanda  da dedelerini temsilen günümüzde yaşayan bir karekteri de temsil eder.


Hilal, 

yıllarca ailesi ve dedelerinin yaşadıklarından habersiz ve kendine de yabanılaştırılmış, uydurma fikirlerle özünden uzaklaştırmış karekteri temsil eder.
Hilal, Balkan göçmeni bir babanın Çolıg de tanınan Kürd kökenli bir ailenin kızıyla evliliğinden dünya'ya gelir. Aynı zaman da babası geçmişte ırkcı-şoven ve nasyonalist bilinen o parti de mebuslukta yapmıştır. Ideolojik olan bu evlilik uzun sürmez ve Hilal anesinin kucağın da yeniden yönünü  Colıga veririr ve  dayılarının yanına yerleşerek ora da hayatını sürüdürür. Hilal büyür ve yıllar sonra da üniversite sınavlarına girere ve kazanır.
Üniversiteyi kazanmasıyla birlikte bu kez dayı ve ane yönünü  Metrapolle veririr ve Coligdan uzaklaşırlar.
Revaçta ve sayılı okullardan birini kazanmıştı, Hilal. O, artık geleceğin gazeteci adayı ve araştırmacı gözüyle dünyaya bakan biriydi.
Mesleki eğilim ve sahip olduğu düşünce, gün geçtikçe onu cevabı verilmemiş soruların peşine düşürür. Sorgulayıcı yanı ön plana çıkar ve artık Hilal, başka bir Hilaldır.
Dedesinden başlar ve kendi kendine de sorarar; ben kim im? Kim olduğunu öğrenince de bocalar, ve kendisiyle hesaplaşma dönemi başlamıştır. Dedesini tanıdıkça merak ve arayışı da hızlanır. Hikaye dedesinin hikayesi ve kendisinin de öz be öz gerçeğidir. Kaynak çok, googleye girerer bloglardan edindiği bloglara girer ve o bloglardan biri de Zuexpayıc.blogspottur. Oraya ulaştığın da adetta şok yaşar.
Yıllardır arayıp ta bulamdığı hazinesine ulaşmıştır.
Yaşadıklarını ve bulduklarını kendi okul arkadaşlarıylan da paylaşır.
Ve heyecanla bir fırsatını bulup Zuexpayıca ulaşmayı da tasarlar.
Arayıştır ve arayış ta insanın kendisini bulamsını sağlar.
Okudukça sarsılır. Hem dede ve ninesini tanıdığı için şanslı ve hem de gurur kaynağı olmuştur dede ve ninesinin hayat hikayesi. Tarejidir okuduğu, destandır sürdürdüğü, acımasızlıktır ve vijdan muhasebesidir yaptıkları.
Mesleğini sürdürür. Görev yapttığı ajansa daha da bağlanır ve aktif görevler de bulunur.
Bir proje kapsamında bağlı bulunduğu ajans tarafından Kurdistana gider. Okuldan hemşeri ve Kürd kökenli öğrencilerle ilişkilidir. O geliş gidişlerin birin de polisin eline düşer ve örgüt üyeliğinden  tutuklanır.
Bir kez adı manşete taşınmıştır, Hilalin. Artık ona anası ağlasın. Manşet üstüne manşet ve teşhir edidikçe edilir. Bu kez de cezaevi süreciyle birlikte yargılanma süreci başlar.

Hîvike gelelim.


Kürd kızı Hîvik, aristokrat bir aileden gelmedir.
1925 hareketinde aşireti ve ailesi topyekün harekete katılır. Hareket içinde öncü kadroları, onlarca şehadeti olan bir ailenin mensubudur.
Kürd ulusal davasına hizmetleri yadsınmaz.
Bu 1925 ten günümüze kadar da duruşların da zikzak olmamış ve vakurlu duruşlarını hep korumayı bilmişlerdir. Hîvik böyle bir ortamdan gelir. Ailesinin yaşadığı trajedileri bilen biridir. Derken var olan bu yapının için de yer alır ve dağ kadrosuna katılır. Belki de başka bir alternatif olmadığı için katılmıştır. Olsaydı hiç kuşku yoktur ki Hilal gibi yabancılık taşımaz ve dedesinin hatından taviz vermezdi.
Acı, öfke, cesaret, umut  var olan aile bağıyla oluşur, şüphesiz. Tarih bir mirasdır ve o mirasa sahip olanlar yol alır. İnsan öyküleridir dinlediğimiz.
Derken Hilalın başına gelen Hîvikin da kaderdîr ve onun da başına gelir. Dağ kadrosunun radikal kararıyla Hîvik, eylem için metropole  gönderilir. Eylemi gerçekleştirdikten sonra da sağ yakalanır.
Ceza: Idam ve ömür boyu caza…
Hîvik û Hilal'ın tesaddüfî karşılaşmasının bir kısa anlatımıydı bu yazı.
Biri ömür boyu ceza almiş bir hükümlü ve biri de geçmişine kafa yoran ve kendini bulmaya çalışan genç bir üniversite öğrencisi dir.
O öğrenci de yargılanmakta olan bir tutukludur. Şimdi ikisi de aynı cezaevin de ve aynı koğuşu paylaşmakta.
Evet, biribirine akraba ve akrabalıklarını cezavin de öğrenen bu iki kişinin hazin hikayesi ne kadar düşündürür bilinmez, ama kafa yormaya değerdir.
Geçmişi olmayanın geleceği hiç olmazmış. Hilali, Hilalden uzaklaştıran hangi korku, baskı ve endişelerdi acaba? Her şey bir giz ve sır olarak olarak o ana kaldı.



Hayat bu... öykülerimizin içinde gizli ve sinsi eller malesef biliyoruz çogu zaman. Saklıyor,saklanıyor,yasaklanıyor ve itiliyoruz bir köşeye,

Bu öyküde de acıların,gelgitlerin,kendisiyle hesaplaşmaların ,dışlanmıslıkların ,mecbur bırakılmışlıkların satır aralarında rahatlıkla görebiliyoruz.

Gelde önüne geç, hiçbir şey gerçeklerin önünde duramaz´.

Selamlar,


Orhan Zuexpayıc

 

Not ,bu öykünün redektesinde emeği geçen Weli Sabriye arkadaşa da teşekkür ederim.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder