PALU' RA

PALU' RA
Kûy a Spî

11 Mayıs 2018

DR FAIK SAVAS ÜZERININE YAZILANLAR ( ALINTI YAZLARDIR)



           

      49'LAR HAREKETINDEN DR FAIK SAVAS'IN (SIYAR) YASAM HIKAYESI



İyi insanlar güzel atlara binip gittiler.

Biz demirin tuncuna, insanın puçuna* kaldık.

                                            (Yaşar Kemal).



FAIK SAVAS HAKKINDA DERLEDIGIM BILGI KAYNAKLARIM ?

Dr.Faik Savas ile ilgili derledigim bilgilerin kaynagini öncelikle sizinle paylasayim. Merhum, Dr Faik Savasi 1999-2000 yillarinda Med TV'de VATIS programinin medatörüydüm. Iki Saitler olayinin dosyasini bir programima almitim. Bu konuda konuk misafir olarak Dr.Faik Savas hemserim ilk akla gelen isimdi. Cünkü, Dr Faik  iki Saidin hem 49 lar davasinda beraber sanik olarak yargilandigi arkadaslari, hemde 1965 ,1970 li yillarinda kurulan iki ,KDP-T,T-KDP örgütünde de beraber arkadastirlar. Dr Faik Savasi programima davet etmek icin Stuttgarta kendisini ziyarete gitmistim. Dr Faik Savas programima katilacagini söyledi. Yaklasik 1,2  ay  sonra yapacagim program icin tekrar kendisini ziyarete gitigimde, programin formati basta olmak üzere programda konusacagimiz konular üzerinde fikir teatisinde bulundum. Dr Faik Savas bana bazi gerekceler öne sürerek programima suanda katilmam uygun degildir,dedi. Tabi konu üzerinde bu ortamda kojüktürel durum basta olmak üzere ,bu tasfiye olayinda basta aile ve muhatap olan siyasi olusumlari germek istemedigini bana syöledi. Kisaca bildiklerini bir sir olarak sanirim vefat edinceye kadar hic konusmadi ve sir olarak beraberinde götürdü.

Ikinci bilgi kaynagim hici kuskusuz en önemlisi olan aile bireylerinden kardesi mamoste Kazim hoca sagolsun bana aktardi. Tabi kardesi ailesi ve agabeyi hakkinda yasamiyla ilgili bildiklerini cok detayli anlati. Abisinin siyasi iliskileri hakkinda da detayli bilgilere sahip degildi. Sadece Kürd basinina abisi ile ilgili yansiyanlari takip etmisti,o konuda bilgi sahibiydi.

Aileden ikinci iliski kurdugum kisi enistesi yakin köylüm ve agabey Ehmed Kasimoglunun sordugum sorulara bildigi kadariyla bana aktardi.

Dr.Faik Savas hakkinda yine dava arkadasi 29 Haziran 1969 da 14 kisisyle  kurduklari partiden Avukat Osman Aydinla yapttigim sifahi görüslerden aldigim bilgilerdir. Ankarada kurulan bu partiden bir diger arkadasi ve ayni zamanda ayni sehirde beraber kaldigimiz ve bana yakin ikamet eden Kürd siysetci Yilmaz Camlibel ile yaptigim görüsmelerdir. Yilmaz agabey de bu toplantiya katilmis ,ama Dr.Sivan ile ortak hareket etmeyerek M.Emin Bozarslanla beraber ayriliyorlar. Anlatimlara göre Yilmaz agabey 45 yildir sir gibi sakladigi bu toplantiya katildigini kimseye söylememistir. Dr.Sivan nin belgesinde ilk defa katildigini itiraf ediyor. Esinin bana anlatimlarinda ben yeni ,yeni duydumki Yilmaz bey Ankaradaki toplantiya katilmistir.
erini ilk
Bir baska kaynagim Hüseyin Turhallidir. Dr Faik Savasini vefat haberini ilk ben ona ilettim. Ertesi gün Faik Savas ile ilgili bir yazi kaleme aldi. Tabi bana yazida yazmadigi epey bilgilerde aktardi.

Tüm bu kaynaklarla beraber Kürd yazili kaynaklarinida taradim. Bu bilgileri derleyip,rafine ederek metodolojik bir sekilde kaleme alacagim. Kisaca bilgi kaynaklarimi sizinle paylastim. Bu konuda eksik ve tarafli bilgiler olursa yapici ve elstirisel katki sunacaklara simdiden tesekkür ederim.




FAIK SAVAS IN ÇOCUKLUK YAŞAMI VE AİLESİ HAKKINDA BİLGİLER ?

Dr.Faik Savas 9 Eylül 1935 tarihinde Colig/Dareheni-Ulyan köyünde dogmustur. Babasinin adi Abdullah, Annesinin adi da Kocer Xatundur. Dr.Faik Savas ailenin en büyük cocugu olup, sirasiyla "Ahmet,Feyzi,Kazim,Kadriye,Sidki,Bedri,Sami ve Semra olmak üzere toplam dokuz kardestirler. Babasi Abdullah bey............. ailesinden olup, dayi tarafi ise Key Xac veya Key Xci olarak taninan Ermeni kökenli bir ailedir. Annesi Kocer Xatun ise yine ayni köyden KEY TEYRUN kabilesindendir. Malumunuz Ulyan köyü Dareheni ilcesine bagli Yegki bölgesi (asireti) sinirilari icindedir. 1925 Seyh said hareketinde babasi Abdullah Bey 11 yasindadir.Babasi 1910 lu yillarda canekkale savasina gidip,harp zayiati olarak aileye bildirilmistir. Abdullah bey yetim büyümüstür. Annesi amcasiyla evlenir. Abdullah amcasinin ticaretle mesguliyetinden dolayi hesap ve okumaya bir ilgi duyar.

.............Cezaevi de ögrendigi notunu iyi yazmaisim onu ögrenecegim.

Abdullah bey askere gider askerde cavus statüsünde tamamlar okuma yazmasini burada da cok ilerletir. O dönemde askerligini Cavus olarak yapanlara astsubay veya polis statüsüne aliyorlar. Abdullah bey polisligi terci eder. 1946 yilinda göreve baslar. Ilk görev yeri Nusaybindir. Faik Savas ilkokulun ilk sinifina 12 yasinda gecikmeli olarak  burada baslar. Babasinin tayini  Diyarbakira ciktiginda  Süleyman Nazif ilkokulunu  okur. Liseyi babasinin Xarpete tayini cikmasindan dolayi Xarpet lisesini 1957,1958 tarihinde bitirir. Faik savas Xarpet lisesinde cok basarili bir ögrenciydi ailesinin aktardigi bilgiye göre bir veya ikinciydi. Sinavlara girerek Ingilterede okumak üzere Atom Mühendisligini kazanir. Annesinin  yurtdisina gitmesine riza göstermedigi icin bu okula gitmedi. Babasi Abdullah beyde oglu Faikin tutuklanmasi basta olmak üzere 1960 darbesinden dolayi ihrac edilecegini dikkate alarak Adana da memuriyet öncesi eski hizmetlerini birlestirerek emekliye ayrilir. Ve Dareheni ilcesine evini tasir. Faik savas ertesi yil sinavlara tekrar girerek Istanbul Tip fakültesini kazanir. Kisaca ailesi ve cocuk luk dönemine ait bu bilgiler sanirim yeterlidir.





FAIK SAVAS IN 49'LAR HAREKETI ,  CEZAEVÎ VE  SONRASI YAŞAMI ?

Dr.Faik Savas Istanbul Tip Fakültesinde okurken Kürd tarihinde 49'lar hareketi olarak bilinen 50 Kürd gencinin tutuklamasi olayinda  yer alir. Bu dönemde Tip fakültesinin birinci sinif ögrencisidir. 49'lar dosyasina fazla deginmiyecegim.

Sadece Dr Faik Savasin hemserimiz Avukat Hüseyin Turhalliya aktardigi bir anekdotu sizinle paylasiyorum.

 Sene 2002 Dr. Faik Savaş Sututgart'tan Nice'e çocuklarıyla beraber tatile gelmişti. Muhabbetle kucaklaştık. Günlerce birlikte Promonanede Des Anlges'de tur attık. Sayısız anılarını anlattı.
.......
"Bizi hücrelere koyduklarında herkes şaşkındı. Ne yapacağını bilmiyordu. Gurubun en genç elemanı bendim. Hepimizi işkencelerden geçiriyor, lağım çukurlarına atıyorlardı. Bir gün bir asker geldi. "Tuvalette Cırdon bir fare ölmüş, onu bokun içinden ağzınla çıkaracaksın ve çiğ çiğ yiyeceksin" dedi. Boynumdan tutup tuvalete götürdü. "Haydi bunu ağzınla çıkar ve ye" dedi.
O zaman tuvaletler taştan yapılıydı. Altından sular geçiyordu. Yani yarı açık bir tuvalet işte.

Takatten düşmüş olsam da hala güçlüydüm. Askeri tuttuğum gibi tuvalet çukuruna attım. Ağzını bok içindeki ölü farenin üstüne dayadım. "Ben değil, sen yiyeceksin. Yoksa Ezrail'in ben olacağım" dedim. Askeri bayıltıncaya kadar dövdüm ve sonra bağırdım. "Bana bok yedirmeye çalışan Türk askerini öldürdüm. Hepimizi öldürecekler. Boyun eğmeyin. Onurunuzla ölün" dedim. Ve ondan sonra isyan başladı. Bir uğultu, bir kıyamet koptu. Bütün arkadaşlar isyana kalkmıştı.


******************



Faik Savas bu davada 1961 li yillarda cezevinden cikar.Yarim kalan egtimini tamamlayarak 1967,68 döneminde mezun olur. Sakincali ve devlet görevine alinmasi yasaklanan Faik Savas 1969 yilinda Diyarbakir (Farqin-Silvan) da, daha sonra Diyarbakir Melikahmete  serbest doktor olarak muayenehanesini acar. Devlet meslegini devam ettirmesini engeler, Dr Faik danistayda dava acar davayi kazanmasina ragmen devletin güvenlik gücleri polis is yapmasini engeler ve isyerini kapatir. Balikkesire sürgüne gönderilmesi icin hazirliklarini baslar. Dr. Faik 1969 yilinda Dr.Sait Kirmizitopragin gurubundan sonra Güney Kurdistana giderek arkadaslarinin bulundugu kampa katilir.



FAIK SAVASIN KDP-T KURULUSUNDA YER ALMASI VE GÜNEY KURDISTANA GECISI






FAIK SAVAS IN AWRUPAYA GECISI ;ALMANYADA IHTISAS VE ÜLKEYE (GÜNEY KURDISTANA GERI DÖNÜSÜ ?



FAIK SAVAS IN ÎLE ÎLGÎLÎ BÎR ANEKDOT'UM

Dr Faik Savas ile yaptigim görüsmelerde epeyce sohbet ettik. Memleketin olan hasretinden dolayi bana Colig'den epeye sahsiyeti sordu. Bu sordugu insanlarin basinda Kelaxsili Burhaneddin Bilgin basta olmak üzere, Said Bingöl ve köylüsü ve cocukluk arkadasi Molla Sadullah SAV hafizamda ilk akla gelenlerin basinda gelir.

Ben , Dr Faik Savasa dedimki ! Doktor sen diyiyorsun Molla Sadullah Sav benim cocukluk arkadasim ve akrabamdir. Kaderin aci cilvesine bak,sen ömrünü Kürd davasina adadin ve sistem sana cezaevi,sürgün, hasret yasamatmadigi zorluk birakmadi. Ama senin cocukluk arkadasin hemde din adami sifatiyla sana sanki müspet yaparcasina yillarca Colig'de enbüyük caminin degismez ve dokunmaz bir hocasiydi. Ayni zamanda sistemin önemli kurumlarindan THK (Türk Hava Kurumu) baskanligini yapti. Yillarca isi gücü Coligde THK adina para toplamakti. Toplanan paralar Kürdlerden alinip, yine Kürd cografyasinda o kirli savasta kulanmakti. Ve Molla Sadullah devletin,sistemin,Valinin ve tugay komutanin gözüne girmek icin hersey yapiyordu,dedim.

Dr Faik Savas beni dikkatlice dinleyip,ve sunlari söyledi. Evet ! dogrudur yakinlarimdan bunlari bende duydum. Dogrusu cokta üzülmedim desem yalandir. Ama sunu iyi bil Türk devleti onu kullanip,kullanip degersizlestirip bir kenara birakacagindan eminim.

Ve yillar gecip, Molla Sadullah emekliye ayrilir. Bir oglu Antalya/Kemere  tasinir. Antalya kökenli biriyle is kurarak isletmecilik yapar. Aralarinda ticareten kaynakli kavgalar cikar darp edilemer yaralanmalar basta olmak üzere konu mahkemelere kadar gider. Molla Sadullah ogluna derki ! sen merak etme benim cok dostlarim var bu memlekete cok hizmet ettim. Coligde, görev yapmis Vali,General ve Agircezaevi reisleri dostlarim vardir. Ben simdi bunlari devreye koyacagim,der. Ankara-Antalya arasinda mekik dokur ve oglunun isini mahkeme,bürokrasi ve diger kurumlardaki dostlarina götürür. Molla Sadullah gittigi tüm kapilardaki dostalari ne selam verir, nede ciddiye alirlar. Cünkü karsi taraf Antalya/Kemerdeki ortagi Türkleri devlet mahkme ve bürokrasisi ,hem korur,hem sahip cikar.

Molla Sadullah birsey yapamamanin üzüntüsünü yasayarak stres ve hastalik yasar. Hastaligi ilerleyince yakin bir akrabasina atfen aktariyorum.
Molla Sadullah hastaligi ilerleyince ziyaretine giden kisiye sunu söyler. Ben bu devlete o kadar hizmet ettimki, ta............ göklere cikarmak icin elimden gelen tüm fedakarligi yaptim. Bu devlet yaptigim bu hizmetleri ne gördü ,nede layiktir,der. Ve devamla ölüm dösegi öncesi yasadigi bu olaydan dolayi ben bu devleti o kadar yüceltim,göklere cikardim. Simdi de beddua ediyorum. Insallah bu devlet yedi kat yerin dibine batar. Ben bilseydim bunlar basima gelecek bu kadar kiymetsiz ve degersiz muamele görecegim,o onursuzlugu yaparmiydim. Ve yakinindakilere vasiyete bulunur ve derki ! bak ben yanlis ve hatalar yaptim,milletime o hizmeti yapsaydim. Inanin ! Beni simdi görkemli bir sekilde sahip cikacaklaridi. Yakinidakilere sunu söyler siz siz olun benim hattama düsmeyin. Ve Allahin huzuruna nasil gidecegimi ,ne yüzle gidecegimin muhasebesini yapiyorum,der. Benim durumuma Allah kimseyi düsürmesin.




FAIK SAVAS IN  YAKIINIIN AKTARDIĞI BÎR ANEKDOT




SONUC








DR FAIK SAVAS ÜZERININE YAZILANLAR





Değerli (Bingöllü) sayfa arkadaşlarım: Sayın Sait Aymaz ağabeyimizin paylaşımını teknik olarak paylaşamadığımız için kopyalayıp paylaşmak zorunda kaldım. Önemli bulacağınıza inanarak sonuna kadar okumanızı (ve değerli buluyorsanız sayfanızda paylaşmanızı) öneriyorum. Ve çocukluğumdan beri hep saygıyla anımsadığım, adı (Dr. FAİK SAVAŞ-NAM-I DİĞER Dr. ŞİYAR) her geçtiğinde hep heyecanlandığım bu önemli kaybımızı hakkettiği şekilde anmak istiyorum. Şerefli adının ve anı'sının önünde saygıyla eğiliyorum DR. Faik SAVAŞ! Halkımızın başı sağ olsun, SAVAŞ ailesine sabırlar diliyorum.
......
Sait Aymaz
21 dk. ·
ANILARIMDA Dr. FAİK SAVAŞ
NAM-I DİĞER Dr. ŞİYAR

Hemşehrim, dostum, arkadaşım Keke Faik'in 06.Mayıs.2018 günü Dohukta vefatını büyük bir acı ile öğrenmiş bulunuyorum.
Faik'i 1968 yılında İstanbul da tanıdım. Ailesini, daha doğrusu babasını 1960 larda Diyarbakırdan tanıyorum. Ben Ziya Gökalp Lisesinde öğrenciyken, Diyarbakır da Bingöllü üç polis memuru vardı. Biri polis Hasan Bingöllü, diğeri Faik'in babası polis Memet Savaş, üçüncüsü sonradan kayınpederim olacak teyzemin eşi polis Ferit (Filit) Bazancır. Özellikle teyzemler savaş ailesi ile sıkça görüşür, samimiydiler. Bende bu vesile ile tanımıştım.
1968 tarihinde Istanbul Tuzlada yedek subay okulundaydım. 49 lardan olan Keke Faik tutuklandığında genç bir tıp öğrencisiydi. İşkencelerden, zindanlardan kurtulmuş öğrenimine bıraktığı yerden yeniden başlamış, gecikmeli bir tıp öğrencisiyken tanışmıştık.
Tüm Bingöllü öğrenciler onu tanır ve severlerdi. Temiz giyinir, her zaman cebinde parası olan, züğürtlük çekmeyen, yaşamı programlı bir öğrenciydi. Genellikle ikindiye doğru Yeni Kapıdaki kahvelere çay içmeye, bir iki saat zaman geçirmeye gider otururdu. Bunu bilen diğer öğrencilerden parası olmayanlar, gider o kahveye oturur, çay kahve içer, beklerlerdi. Faik gelince durumu söyler giderlerdi. Faik kalkınca tüm hesapları öderdi.
Her zaman cebinden bir tüm elli lira çıkarırdı. O tarihlerde büyük para sayılırdı. Maddi durumu çok iyi olan bir aileye mensup değildi. Sonradan bunun kaynağını öğrenmiş ve gösterilen yardımlaşmadan mutluluk duymuştum. Bu finansmanı yine bir Kürt yurtseveri, öğrenimleri yarıda kalmış yurtsever öğrencilerin, öğrenimlerini tamamlamaları için sağlıyordu.
Genç'in Ulyan köyünden olan savaşlar yurtsever bir yapıya sahipti.1971 den sonra ben Genç te görevliyken, babası emekli olmuş gençte yaşıyordu. Zaman zaman görüşüyorduk.
Bir defasında çocukları faşistlerin saldırısına uğruyor. Sayıca oldukça fazla olan saldırgan gurup, çocukları hırpalıyorlar. Emekli, yaşlı baba hemen silahını çekip ateş ederek saldıganları dağıtıp çocuklarını kurtarıyor.
Yaşamımızda zaman zaman Keke Faikle yollarımız çakıştı, beraber olduk, sohbetler yaptık. Öğrenimini bitirmiş doktor olmuştu. Hastahanelerde iş verilmiyor, muayenehane açmasına müsade edilmiyordu. Diyarbakırda açtığı muayenehanesi kapatılmıştı.1970 lerde Baba Barzani döneminde bir gurup yurtseverle birlikte güney Kürdistana geçmiş, orada devrim hareketine katılmış, doktorluk yaparak sağlık alanlarında fedakarca katkılarda bulunmuştu. Bir sohbetinde günde altı saat uyumaya fırsat bulamadığını, çalışmaktan bayılacak duruma geldiğini anlatmıştı. Devrimin akimete uğraması ile Almanyaya geçmiş, ortapedi dalında ihtisasını yapmış Şututgart'a yerleşmişti. Bu dönemlerde ailece görüşmeye başladık, karşılıklı birbirimize gidip geliyorduk. Tabi birçok sohbetimiz, fikir alışverşimiz ve anılarımız oldu. Sırası geldikçe zaman zaman anlatmaya çalışacağım.
Güney kürdistanda merkez komutanının kızı Viyan ile evlenmiş, Koçe ve sose adında iki kızları vardı. Kürdistanda mücadele alevlenince, işini, düzenini bırakarak tekrar kürdistana gitmişti. Hayatı git gellerle son buldu. Ruhu şad olsun. Ailesinin, çocuklarının, Kardeşi kazımın ve diğer yakınlarının başı sağ olsun.
***************+

Hüseyin Turhallı
9 Mayıs, 17:57 ·
Bir Kıvılcım İçin İntihar Eden Yıldızlar

Kürd ve Kürdistan davasının Ağrı Dağında Mezara gömüldüğü tarih sonrasında bir kıvılcım için yıldızların intihar etmesi gerekiyordu.

Kim ne derse desin, 49'lar davası bir kıvılcım için intihar eden yıldızların hikayesidir.

Milli İstihbarat Müşavirlerinden Engun Gökdeniz'in Milli Emniyet Hizmetleri (MAH-MİT) raporlarına dayanılarak tutuklanan 50 Kürd aydını yakalanarak zindana atılır. "Bizi neyle suçluyorsunuz?" sorusuna karşılık savcı "size sonra bir suç buluruz" diye cevap verir. Sonradan suç bulunmasa da ceza bulundu: Tümü sallandırılacak..... buna bir de 485 Kürd aşiret reisi sürgün edilerek eklendi.

49'lar davasına avukat olarak katılan Mehmet Ali Aslan bu tutuklamaların iki nedene dayandığını söylüyor.

ı- Ekonomik kriz içinde bulunan DP iktidarına "Komünizmle mücadele" adı altında ABD ve NATO'dan ekonomik yardım sağlamak.

ıı- Yeniden filizlenme tehlikesi bulunan Kürd ve Kürdistan davasını tarihe gömmek.

Zindana atılan 50 Kürd aydınından Mehmet Emin Batu zindan koşullarına dayanamayarak mide kanaması sonucu vefat edince dava 49'lar olarak devam etti.

49'lar davasıyla ilgili çokça şeyler yazılıp çizildi. Ben önceki gün yaşama veda eden bu davanın en genç ve isyan öncüsü Faik Savaş'ı kendi anılarımla anlatacağım.


****

ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra Kürdler ayaklanarak Güney Kürdistan'ın bütün topraklarını işgalci güçlerden temizledi. Ancak Türkiye'nin devreye girmesiyle birlikte ABD ve koalisyon askerleri Saddam'ın Kürdistan'a saldırmasına onay verdi.

Baas ordularının yoğun saldırısı sonucu dayanamayan Pêşmerge güçleri geri çekildi. Buna bağlı olarak 3,5 milyon Kürd göç yollarına düştü. Büyük bir dram yaşandı. O dönemde Diyarbakır'da avukatlık yapıyordum.

Herkes çaresizdi. Diyarbakır Barosu'nun çağrısıyla Doktor, mühendis, öğretmen, avukat.... velhasıl değişik mesleklerden yaklaşık 200 kişi Avukat Hüsniye Ölmez'in Bürosunda toplandık. Kalabalık büroya sığmadı. Bazıları dışarıda kaldı.

Baro Başkanı Av. Fethi Gümüş "Bir insanlık dramı yaşanıyor. Yardım için devletin iznine ihtiyaç var. Bir çıkmazın içindeyiz. Arkadaşların önerilerini almak istiyoruz" dedi.

İlk sözü ben aldım.

"Yasalar insan hayatından daha önemli değildir. Ortada bir katliam bir insanlık dramı var. Yasaları değil, insanlık vicdanını dinleyeceğiz. Burada toplanan tüm arkadaşlara önerim şudur:

Yarın herkes çevresine haber versin. Sırtına alabildiği kadar yiyecek, içecek, giyecek alsın. O insanların imdadına koşacağız. Milyonlarca Kürd ölüyorsa buna biz de dahil olalım" dedim.

Fethi Gümüş "Toplantı bitmiştir. Yarın yola çıkıyoruz" dedi.

Kürdistan kaynıyordu. Turgut Özal belki bu kaynamaların önünü almak için belki de yüreği yandığı için o akşam Saddam'a müdahale için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine çağrıda bulundu. BMGK aynı gece karar aldı. 36. Paralel sınırlarını çizdi.

Türk hükümeti ise tüm yardımları serbest bıraktı. Bizler de komiteler oluşturduk. Diyarbakır-Bingöl Yardım komitesinin içinde ben de yer aldım. İlk etapta 27 kamyon yiyecek, içecek ve giyecek toplandı.

7 Nisan 1991 Günü yardım kamyonlarıyla birlikte Işıkveren'e gittik. O arada elime 2000'e Doğru Dergisi geçti. Dergide 49'lar davasında yargılanan Duhok Azadi Hastahanesi Baş Hekimi Dr. Faik Savaş'ın yaralı olarak 49 Nolu Sınır Taşı mevkiinde bulunduğunu söylüyordu.

Faik Savaş Genç/Ulyanlı idi. Kendisini şahsen tanımasam da ailesini yakınlarını tanıyordum. Ona ulaşmak için ilişki aramaya koyuldum. Vedat Aydın "Böyle yaparak Dr.un hayatını tehlikeye atıyorsun" deyince "Zaten hayatı tehlikede. Ulaşırsam belki kurtarabiliriz" dedim.

Ülke Gazetesinden Cizreli Sait Dr. Faik'i bulabileceğini söyledi. Sait'e kapalı bir not verdim. Bunu Dr. Faik'e ulaştır, dedim.

Notta "Ben Av. Hüseyin Turhallı. Mıstan aşiretindenim.

Güvenliğin için mutlaka sana ulaşmam gerekiyor. Ancak gerçekten sen Faik Savaş isen, bana ailenden birinin ismini el yazınla yaz" dedim.

Ertesi gün not bana ulaştı. "Ben Ulyanlı Faik Savaş'ım. Ahmet Kasımoğlu'na haber gönderebilirsin" diyordu.

Aldığım notu Ahmet Kasımoğlu'na faksladım. O da "Bu yazı Dr. Faik'in el yazısıdır" diye cevap gönderdi. 21 yıl sonrasında Dr. Faik Savaş 49'nulu Sınır Taşı mevkiinde kardeşleriyle buluştu.
****
Sene 2002 Dr. Faik Savaş Sututgart'tan Nice'e çocuklarıyla beraber tatile gelmişti. Muhabbetle kucaklaştık. Günlerce birlikte Promonanede Des Anlges'de tur attık. Sayısız anılarını anlattı.
.......
"Bizi hücrelere koyduklarında herkes şaşkındı. Ne yapacağını bilmiyordu. Gurubun en genç elemanı bendim. Hepimizi işkencelerden geçiriyor, lağım çukurlarına atıyorlardı. Bir gün bir asker geldi. "Tuvalette Cırdon bir fare ölmüş, onu bokun içinden ağzınla çıkaracaksın ve çiğ çiğ yiyeceksin" dedi. Boynumdan tutup tuvalete götürdü. "Haydi bunu ağzınla çıkar ve ye" dedi.
O zaman tuvaletler taştan yapılıydı. Altından sular geçiyordu. Yani yarı açık bir tuvalet işte.

Takatten düşmüş olsam da hala güçlüydüm. Askeri tuttuğum gibi tuvalet çukuruna attım. Ağzını bok içindeki ölü farenin üstüne dayadım. "Ben değil, sen yiyeceksin. Yoksa Ezrail'in ben olacağım" dedim. Askeri bayıltıncaya kadar dövdüm ve sonra bağırdım. "Bana bok yedirmeye çalışan Türk askerini öldürdüm. Hepimizi öldürecekler. Boyun eğmeyin. Onurunuzla ölün" dedim. Ve ondan sonra isyan başladı. Bir uğultu, bir kıyamet koptu. Bütün arkadaşlar isyana kalkmıştı.

Sonra....

Sonra koşullarımız düzeltildi. Normal tutuklular düzeyine geçtik."

Direniş ağacı Dr. Faik Savaş, serbest kaldıktan sonra Dr. Şıvan'ın grubuna dahil oldu. Güney Kürdistan'a gitti. Her iki Sait'le ilginç anlatımları da oldu. Onlar da bir sonraki anlatıma.

Ne diyelim.

İyi insanlar güzel atlara binip gittiler. Biz demirin tuncuna, insanın puçuna* kaldık (Yaşar Kemal).

Doktorum, bir kıvılcım için intihar eden yıldızlardandı.

Kürd ve Kürdistan davasının direniş simgesi o güzel insan "ruhun şad olsun, ışıklar içinde uyu"
.........
Puç: çürük


************************
Acı günümüz
9 eylül 1935 Bingöl Genç
Ülya köyünde dünya ya gözlerini açan
Medarı iftiharımız ağabeyimiz
49 lardan DR FAİK SAVAŞ Keké Faik (Şiyar) 6 Mayıs Pazar günü hayata gözlerini yummuştur. Duhok ta vefat eden ağabeyimiz. Duhok ta defin işlemi yapılmıştır. Duhok ta taziye tamamlanmış tır.
Türkiye de Diyarbakır da Bağlar Hatboyu Cad. Kulplu lar Taziye Evinde Taziye ler kabul edilecek tir. Allah rahmet eylesin. Kardeşleri adına Kazim Savaş
******************
Faik SavasEhmedê Dirihî
Sayın Hocam
Zazaki.net sitesinde de yayımlanan Dersim Seyahati başlıklı yazınızı okudum.
Yazınızın 1960'larda Sait Kırmızıtoprak başlıklı kısmında:
"Aynı günlerde Mele Abdullatif Savaş da Kürdistan'a geçer. Bu kimsenin Doktor Şıvan'ın karagahında yer alan Faik Savaş'ın köylüsü olduğu anlaşılır. Bingöl taraflarındandır."
Mele Abdullatif Savaş, Faik Savaş'ın amcaoğullarındandır.
Eşim Bedriye Semra, Faik Savaş'ın küçük kızkardeşidir.
Faik Savaş Bingöl'ün Genç ilçesi, Ulyan (Çevirme) köyündendir.
O da Dr. Şıvan gibi İstanbul Tıp Fakültesi'nde henüz öğrenciyken tutuklanıp, 49 lar davasından yargılanmıştır.
Faik Savaş da 1969 sonlarında, Diyarbakır'da doktorluğu bırakarak güneye geçer.
1971 yılı sonlarında Almanya'ya geçerek ortopedi dalında uzmanlık eğitimini tamamlar.
Bamernili bir kurmanc kızıyla (Vîyan) evlenir ve oğlu Lawîn, kızları Koçer, Sosin, Şengê, Şûxê ve Zerî adlı kızları ile halen Duhok ilinde yaşamaktadır.
Selam ve saygılarımla.
Ehmedê Dirihî
09 Kanûne 2013 Dişeme 23:04
**************

Avukat M.Ali aslan

Yine Sait’le Kürdistan’a giden Dr. Faik Savaş’ı  Batı Berlin’deki evinde ziyaret ettim. Türkiye’ye dönüşümde de olayı yakından bilen kişilerle konuştum.

            Hepsinin ortak anlatımıyla, olay şu şekilde cereyan etmişti.


            Sait Elçi’yi bir şekilde bulundukları yere getiriyor. Kulplu Hikmet Buluttekin’e emrederek Sait Elçi’yi öldürtüyor.  Dr. Faik Savaş’ın amcasının oğlu, Faik’i görmek için  Elçi’yle beraber gelmiş ve Elçi’nin öldürülmesine tanık olmuştu. Delilleri yok etmek için onu da  Ömer Çetin’e emrederek öldürttürüyor.
#
*****************
Ziya Avcı´nın Kitabı Üzerine...
15/5/2011
Ziya Avcı'nın, „Bîranîn û Şahîdiya Hinek Bûyeran“ isimli anılarını va tanıklıklarını anlattığı kitabını zevkle okudum. Kitabı basıldığının ertesi günü okudum. O zaman İstanbul'daydım, meğer Ziya da ordaymış, bilmiyordum, onun için teşekkürlerimi şimdi sunuyorum. Kürt tarih yazımı ne yazık ki çok geri konumda, çünkü tarihçilerimiz heniz yetişmemiş. Sadece tarihle amatörce ilgilenen meraklı bir kesim var. Onların çalışmalarını kesinlikle küçümsemiyorum ama bizim tarihçiye ihtiyacımız var. Tarih bilinci bu denli dumura uğratılmış bir ulusun, geçmişini ileriye taşıması son derece önemli ve değerlidir. Bu tür anılar ilerde tarihçilerimiz için çok önemli belgeler ve bilgiler olacaktır. Ziya Avcı'nın eline sağlık.



Kitabın bazı bölümlerinde benimle ilgili olaylar anlatılırken, düzeltilmeye muhtaç bazı hususların bulunması, bu düzeltmeyi, yapma ve doğruların ileriye taşınması borcu altında olduğumu hissettiğim için yazıyorum. Bu düzeltmeleri kitabın konu sırasına göre yapacağım.



1 - Kitabın 99. sahifesinde „Çûna Ji bo Civîna Ku Dê Li Stenbolê Bihatîya Kirin“ ara başlığıyla başlayan bölümde, İstanbul'da  yapılacak bir toplantı için Melle Abdullah bana gönderildiği, ancak ona bu toptının iptal edildiğini söylediğm belrtilmektedir.



Mela Ebdullah'ın bana geldiğini hatırlıyorum. Ancak o güne kadar ismini bilmeme rağmen kendisini şahsen tanımamıştım. Bana Partinin eski bir parolasını söyledi ve kendisini tanıtıp, İstanbul'daki toplantının ne zaman ve nerede yapılacağı hususunu sordu. Ben de böyle bir toplantıdan haberim olmadığını söyledim. Sonra o geri gitti. Olay bu. İstanbul'da bir toplantının olacağını ve benim de bu toplantıya davet edildiğimi gerçekten bilmiyordum. Böyle bir bilgi bana hiçbir zaman ulaştırılmadı. Zaten Ziya Avcı da anlatımının devamında zımni olarak benim  söylediklerimi doğrulamaktadır.



2 - Kitabın 106. sahifesinde „Civîna Wanê“ ara başlıklı bölümde, benim Van Toplantısı için çağırıldığım halde gelmediğim yazılmaktadır.



Ben 1974 yılının sonunda askerden terhis oldum. Bu arada 1974 Affı nedeniyle yurt dışında ve cezaevindeki arkadaşlar da evlerine dönmüşlerdi. 1975 yılının  başlarında ben, Ömer Çetin, Ahmet Okçuoğlu, Ahmet Karlı ve Necmettin Büyükkaya Diyarbakır'da bir araya geldik. T-KDP yi yeniden canlandırmak veya yeni bir parti kurmak konusunda görüş alış verişinde bulunduk. Bu tartışmalar sırasında ben ve rahmetli Necmettin Büyükkaya birbirimize ters düştük. Bu toplantıda yeni bir parti kurma fikri ağırlıktaydı. Tekrar toplanmak üzere dağıldık. Bundan sonra Ziya Avcı'nın bahsettiği Van Toplantısı gerçekleşmiş. Van Toplantısı için kesinlikle kimse bana haber vermedi ve başka kanallardan da böyle bir toplantı bilgisi edinmedim. Bu nedenle Van Toplantısına katılmam mümkün olmadı.



3 - Kitabın 125. sahifesinde „Cara Sisîyan Firehkirina KM“ ara başlıklı bölümün kanımca yeniden yazılması gerekir. Çünkü burada düzeltilmeye muhtaç fazlaca şey var.



a) Dr. Şıvan'ın (Sait Kırmızıtoprak) öncülüğünde, Partîye Demoqrata Kurdistan Li Türkiyê (Türkiyede Kürdistan Demokrat Partisi) ismiyle 29 Haziran 1970 te kurulan partinin kurucuları 17 kişi değil 14 kişidir. (Dr. Şıvan, Hikmet Buluttekin, Hasan Yıkmış, Nazmi Balkaş, Dr. Faik Savaş, Musa Anter, Hüseyin Saltık, Ziya Acar, Mehmet Emin Bozarslan, Abdulkerim Ceyhan, Yılmaz Çamlıbel, Remzi Kartal, Hıdır Kurum, Osman Aydın) Kuruluş toplantısında askerde olduğu için Hasan Yıkmış bulunamamıştı. Kurucuların isimleri üzerinde daha önce bir mutabakat sağlanmıştı. Ancak DR. Şıvan toplantı yerine beraberinde Hıdır Kurum'u da getirmişti. Mutabakata aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz oldu. Bu nedenle toplantıya Hıdır Kurum alınmadı, ancak toplantıda Hıdır Kurum'un kurucu ve MK üyesi olarak kabulüne karar verildi. Merkez Komitesinin 22 Temmuz 1970 tarihnde gerçekleşen ikinci toplantısından sonra MK dan ayrılanlar oldu. Ömer Çetin'in  doğrudan MK ya alınmasını ben önerdim ve 3. MK toplantısına MK üyesi sıfatıyla aramıza katıldı.



b) T-KDP nin feshedilmesi sözkonusu değildir. Böyle bir kararı ne ben ne de bir başkası vermiştir. Çünkü böyle bir karar yoktur. Dr. Şıvan ve arkadaşlarının Güney Kürdistan'da tutuklanmaları üzerine ülkede bulunan MK üyeleri (Ben, Hüseyin Saltık, Remzi Kartal) biraraya gelerek ne yapabileceğimiz konsunu tartışmak üzere Temmuz 1971 de Van'da biraraya geldik. Geç toplanmamazın nedeni, ben tutukluydum ve Temmuz da bırakıldım. Üç kişiyle karar almamızın zaafiyetini düşünerek ilaveten Dr. Şıvan'a bağlı Herekol Bölgesinden isimini şimdi de bilmediğim bir arakadaşı (kod adıyla tanıyordum) ve Hakkari'den Hafız Togan'ı da bu toplantıya MK üyesi sıfatıyla davet ettik. Burada iki karar alında. Birincisi Dr. Şıvan ve arkadaşlarını kurtarmak için girişimlerde bulunmak. Bunun için ben ve Hafız Togan görevlendirildik. İkincisi MK üyelerinin çoğunluğu biraraya gelinceye kadar Partinin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması. Gerçi girişimlerimiz arakdaşlarımızı kurtarmaya yetmedi. Ekim ayında ben tekrar tutuklandım ve daha sonra da askere gönderildim. Bu nedenle Parti çalışmaları ile ilgim elimde olmayan nedenlerle kesildi. Diğer arkadaşlar da herhangi bir çalışmada bulunmadılar. Parti böylece doğal ölüm yaşadı.



c)            Net biçimde belirttiğim gibi Partinin feshi konusunda herhangi bir kişnin veya parti biriminin kararı yoktur. Rahmetli Orhan Kotan ile hayatımda hiç yüz yüze gelmedim. Kendisi hakkında çok şey biliyorum. Onun da benim hakkımda bildikleri vardı mutlaka. Bu bilgilerin bütününün gıyabi olduğunu belirtmek isterim. Bu bakımdan Orhan Kotan  ile ne yüz yüze geldik, ne onun parti üyesi olduğunu o zaman biliyordum ve ne de Partinin feshi konosunda aramızda bir konuşma veya yazışma olmuştur. Bu kurgunun nedenini bilmiyorum ve neden kurgulandığını da merak ediyorum. Kod adı Dilşêr olan kişinin gerçek kimliğini bilseydim o hususu da açıklığa kavuştururdum.



d)            Benim KİP e katılmam konusunda da bazı düzeltmeler gerekir. Parti MK ne alınmam için ne Ömer Çetin'e ne de bir başkasına başvurum veya istek iletmem sözkonsu değildir. Ancak 1977 yılında ND bana gelerek Ömer Çetin'in selamlarını ve birlikte çalışma önerisini iletti. Ben de düşünce olarak size yakın biriyim ve geçmişte birlikte çalıştığım bazı arkadaşlarım hala bu çalışmanın içinde, ayrıca geçmişte emeklerimin olduğunu bu nedenle birlikte çalışmaya hazır olduğumu fakat herhangi bir partili gibi katılmak istemediğimi, doğrudan MK üyesi olarak aranıza katılmak isteğimi ND ye anlattım. Bir süre sora da Partinin MK toplantısına MK üyesi oarak davet edildim. Olay budur.



4 - Kitabın 163. sahifesinin ilk paragrafında, temmuz 1980 MK toplantısına benim katılmadığım  belirtilmektedir. Doğrudur o toplantıya katılmadım. Katılamazdım çünkü o tarihte Elazığ'da tutukluydum. Ağustos ayında serbest bırakıldığımda Diyarbakır'a geldim ve MK üyelerinin çoğunluğuyla bir araya gelip bazı serzenişlerimi dile getirdim. MK üyesi olarak tutuklanıyorum ve bu durum MK ya bildiriliyor  ama  hiçbir MK veya parti üyesi bu tutuklanmamla ilgilenmiyor. Benim tutuklanmam Parti faaliyetlerimle igili değildi ama olabilirdi de. Bir parti bu noktada hasassiyet göstermiyorsa bu derin bir güven bunalımına neden olur. Parti yetkililerinin bu husustaki aymazlığı benim parti çalışmalarını ciddi biçimde sorgulamama neden oldu ve haklıydım. Bir iki hafta sonra da 12 Eylül darbesi oldu ve bilinen gelişmelere tanık olduk. Ondan sonra Partinin bölünme süreci başladı ve ben 1982 de tekrar tutuklanıncaya kadar hiçbir MK toplantısına katılmadım. Ben Partiden ne istifa ettim ne de ihraç edildim.


5 – Kitabın 150. sahifesinin ikinci paragrafında belirtilen bir hususu da düzeltmek istiyorum. Bu gerçi çok önemli değil ancak olayların kronolojik seyri açısından belirtmekte yarar var. Bizim İran'da Ohesin Köyünde Cihangir'in evinde Simko'nun oğlu Tahirxan ile görüşmemiz, Mahabad dönüşü değil, Mahabad'a gidierken gerçekleşti.

Belki Sevgili Ziya kitabının sonraki baskılarında veya bir başka vesile ile bu düzeltmeleri,  tarihe doğru bilgi aktarmak adına değerlendirir diye yapıyorum. Böyle bir kitabı Kürtlerin bilgisine sunmakla Ziya Avcı değerli bir katkıda bulunmuştur, tekrar teşekkür ederim.

Saygılarımla.

Osman Aydın


******************


  SAIT AYDOGMUS

”Bu bilgi üzerine soruşturmayı derinleştirdik, Dr. Şıvan ve arkadaşlarını
(Çeko, Brûsk, Dr. Hışyar, M. Evdılkerîm ve Soro) bir araya getirip
yüzleştirdik. Bu altı kişinin soruşturması sonucunda açığa çıktı ki, olay
öncesinde altı kişi olarak toplanıp Sait Elçi ve arkadaşının öldürülüp
öldürülmemesini tartışmışlar, Soro, Dr. Hişyar ve Mele Evdilkerîm öneriye
karşı çıkıp bunun yanlış olduğunu, yapmamak gerktiğini savunmuşlar. Dr.
Şıvan, Çeko ve Brûsk, arkadaşlarından gizli olarakZaxo’ya gidip Saitgil ile
görüşüp konuşmuşlar ve sonra da birlikte kampa doğru hareket etmişler.
Kampa yakın bir yerde Sait ile Mehemedê Begê, Dr. Şıvan, Çeko ve Brûsk
tarafından öldürülmüşlerdir.
“Bu soruştuma tamamlayınca, durumu Serok Barzani’ye rapor ettik.
Bize gönderilen cevapta, ‘onları, Gelala’ya (polit büronun karargahına)
gönderin.’ deniyordu. Biz de onları Gelala’ya yolladık. Orada mahkeme
kuruldu. Mahkemenin başkanı, binbaşı Ezîz Aqrewî’ydi. Mahkeme
neticesinde Dr. Şıvan ve iki arkadaşı (Çeko ve Brûsk) suçlarını itiraf ettiler.
Diğer üçü (Soro, Mele Evdılkerîm, Dr. Hışyar) serbest bırakıldılar. Kendi
istekleri üzerine Soro ve Mele Evdılkerîm Şam’a, Dr. Hışyar ise Baağdat’a
11
yollandı. Dr. Şıvangil’in yargılanmaları esnasında, TKDP’liler de gelip
müdahil olarak davaya katıldılar. Mahkeme neticesinde anılan üç kişinin
idaamına karar verildi. Dr. Şıvan ve iki arkadaşı 26.11.1971’de idam
edildiler.” (4)
+++++++++++++++++++++++++++++++
Burada, aslen Tatvanlı bir Kürt olan ve Dr. Şıvan’ın çevresi tarafından da
“şaibeli” olarak nitelendirilen IKDP’nin İstihbarat Bölge Başkanı Mele Hemdî,
ekibi ile birlikte sorgulamaları yapmaktadır. Mele Hemdî, kendisi ile yapılan bir
ropörtajda bu sorgulamayı ve sonucunu şöyle anlatmaktadır:
“Ben izindeydim ve iznimi Sersîngê’de geçiriyordum. O arada bir gün
Eshed’ın (Xoşewî) arabası bizim evin önünde durdu. Benim peşime
gelmişlerdi. Serok’un bir telgrafını bana gösterdiler. Telgrafta, ‘Sait Elçi
Zaxo’ya gelmiş, Dr. Şıvan gidip onunla bir görüşme yapmış ve anılan
görüşmeden sonra kayıptır. Başına ne geldiğini bilmiyoruz. Olayı
soruşturmanız lazım.’ Ben arkadaşa dedim ki, Dr. Şıvan’a latin harfleriyle
bir not yollayıp diyelim ki, ‘Eshed Xoşevî’nin torunu, yani Selim’in oğlu
hastadır, eğer mümkünse sen ve Dr. Hişyar (Dr. Faik Savaş) birlikte bizim
Bamernî’deki karargaha gelin.’ Bu notumuz üzerine, ikisi birlikte geldiler.
Onların gelişinden sonra arkadaşları da geldi.
++++++++++++++++++++++++++++
”Bu bilgi üzerine soruşturmayı derinleştirdik, Dr. Şıvan ve arkadaşlarını
(Çeko, Brûsk, Dr. Hışyar, M. Evdılkerîm ve Soro) bir araya getirip
yüzleştirdik. Bu altı kişinin soruşturması sonucunda açığa çıktı ki, olay
öncesinde altı kişi olarak toplanıp Sait Elçi ve arkadaşının öldürülüp
öldürülmemesini tartışmışlar, Soro, Dr. Hişyar ve Mele Evdilkerîm öneriye
karşı çıkıp bunun yanlış olduğunu, yapmamak gerktiğini savunmuşlar. Dr.
Şıvan, Çeko ve Brûsk, arkadaşlarından gizli olarakZaxo’ya gidip Saitgil ile
görüşüp konuşmuşlar ve sonra da birlikte kampa doğru hareket etmişler.
Kampa yakın bir yerde Sait ile Mehemedê Begê, Dr. Şıvan, Çeko ve Brûsk
tarafından öldürülmüşlerdir.
“Bu soruştuma tamamlayınca, durumu Serok Barzani’ye rapor ettik.
Bize gönderilen cevapta, ‘onları, Gelala’ya (polit büronun karargahına)
gönderin.’ deniyordu. Biz de onları Gelala’ya yolladık. Orada mahkeme
kuruldu. Mahkemenin başkanı, binbaşı Ezîz Aqrewî’ydi. Mahkeme
neticesinde Dr. Şıvan ve iki arkadaşı (Çeko ve Brûsk) suçlarını itiraf ettiler.
Diğer üçü (Soro, Mele Evdılkerîm, Dr. Hışyar) serbest bırakıldılar. Kendi
istekleri üzerine Soro ve Mele Evdılkerîm Şam’a, Dr. Hışyar ise Baağdat’a
11
yollandı. Dr. Şıvangil’in yargılanmaları esnasında, TKDP’liler de gelip
müdahil olarak davaya katıldılar. Mahkeme neticesinde anılan üç kişinin
idaamına karar verildi. Dr. Şıvan ve iki arkadaşı 26.11.1971’de idam
edildiler.” (4)
+++++++++++++++++++++
”Abdüllatif Savaş Olayı” dedik; bu olayın da ne olduğunu açıklamamız
gerekiyor. Abdüllatif Şavaş, Dr. Faik Savaş’ın amcazadesidir. Dr. Faik Savaş,
yurtsever bir Kürttür. Soro’nun notlarına göre, Kasım 1969’da Güney’e geliyor
ve yine bu notlardan anlıyoruz ki, kısa bir müddet Dr. Şıvan’ın T-KDP’sinde
üye oluyor. Soro, notlarının birkaç yerinde, partide, onunla ilgili bir ihtilaftan ve
bunun çözülmeye çalışıldığından bahsediyor. Mele Hemdî’nin dediklerinin
aksine Dr. Faik Savaş, hem Dr. Şıvan’ın partisinin, anılan olay gibi bir konuyu
görüşüp kararlaştırabilecek bir yetkilisi değildir hem de zaten anılan olaydan
daha önce, T-KDP’den ayrılmış bulunmaktadır. Mele Hemdî, onu ya bilinçli ya
da bilinçiz, Ömer Çetin ile karıştıryor olabilir. Zira Ömer, hem MK üyesidir
hem de anılan süreçte bulunmuştur ve bu nedenle de zan altındadır; bilindiği
kadarıyla kovuşturmaya uğramıştır.
 Abdüllatif Savaş’ın, Güney’de bulunması ile ilgili iddialar değişiktir. Bir
iddiaya göre, Abdüllatif, bir kan davası nedeniyle Türk devleti tarafından
aranmaktadır ve Güney Kürdistan’da barınmasına yardımcı olabileceğini
düşündüğü akrabası Dr. Faik Savaş’ı aramaktadır. Diğer bir iddiaya göre,
kendisi melle olduğu için, Güney’e, dini eğitimi almaya gitmiştir ve bu arada
Dr. Faik ile de buluşmak istemektedir. Son iddia ise, bir süreden beri
kendisinden haber alınmayan akrabası Dr. Faik Savaş’ın izini bulmak amacıyla
Zaxo’ya gittiği yolundadır.
Abdüllatif Savaş, Zaxo’da her gün, IKDP Bürosu’na uğramaktadır. Sait Elçi
ile de bu büroda karşılaşmışlardır. İkisi de Bingöllü oldukları için önceden
tanışırlar. Abdüllatif, geliş nedenini Sait Elçi’ye anlatır. Sait Elçi, Dr. Faik
Savaş’ın, Dr. Şıvan’ın partisinin üyesi olduğunu ve kampta kaldığını
bilmektedir. Brusk ile Çeko, Sait Elçi’yi almaya geldiklerinde, muhtemelen Elçi
++++++++++++++++++++++++
Necmettin ve Ömer 1974’te, artık ülkeye dönüş hazırlıklarını
yapmaktadırlar. Birlikte Almanya’daki eski arkadaşlarına, yani Cıwan’a (Melle
Mahmut Okutucu), Çıya’ya (Muhterem Biçimli), T-KDP MK üyesi olan
Welat’a (Hıdır Kurun) ve diğerlerine uğrarlar. Almanya’yı ”karmakarışık”
bulurlar. Muhterem ile Welat dışında, belli başlı kadrolar arasında kendileriyle
davranan yoktur. Bir durum değerlendirmesi yaparlar; bu durumun birçok
nedeninin olduğu, ancak en önemlisi ve etkilisinin, o sırada Berlin’de yaşayan
ve olaydan önce kendilerinden ayrılan eski arkadaşları Dr. Faik Savaş’ın (Dr.
Hışyar veya Hekim) elinde birtakım belgelerle aleyhte propaganda yapması
olduğu sonucuna varırlar. Sözkonusu belgelerden bir tanesinin, Dr. Şıvan ile
Çeko’nun imzaladığı ”cinayeti itiraf” belgesi olduğundan bahsedilmektektedir.
Belgeye ”şerh” koyduğu için, Ömer’in bu belgeden haberdar olması
gerekmektedir. Ama yazdıkları ve söyledikleriyle Necmettin’in böylesi bir
belgeden haberdar olmadığı veya duymuşsa da buna inanmadığı anlaşılıyor.
Ancak Reşo Zilan, “şerh” dahil anılan belgenin Almanya’da bir başkası
tarafından kendisine ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı, daha sonra İsveç’e
geldiğinde, Necmettin’in de Ömer’le birlikte hazır bulunduğu bir üçlü
görüşmede, olayla ilgili olarak yaptıkları münakaşa esnasında “şerh” ile beraber
belgenin içeriğini onlara anlattığını belirtti.
Nihayet Ömer ve Necmettin birlikte Berlin’e giderler. Bu seyahat
Necmettin’in, 22.3.1974 tarihli notunda şöyle geçer:
”Bu arada, Ali A…’yi gördük Uso ve Ali, Hışyar’dan bahsettiler. Onun
entellektüellik hastalığından, becereksizliğinden büyüklük tasladığından
yakındılar.
”Hışyar’ın aleyhimizde gerçeğe uymayan bir sürü propaganda yaptığını
bunlardan duyduk. Hücumları, fikri bir eleştiriye dayanmayıp sadece
şahıslarımızı hedef alan nitelikli idi. Kanaatimizce gerek bizim şahsımızda,
gerekse yine şahıs olarak iftirada bulunduğu diğer şehit arkadaşlarımızın
şahsında aslında stratejimize (fikrimize, görüşümüze) saldırıyordu.
”Hıdır Murad’ın (Kemal Burkay- SA), Berlin’de birkaç gece kalıp
toplantılar, sohbetler düzenlediğini duyduk. Kendisi Hışyar’da
kalıyormuş.” (46)
Necmettin’in notlarından anlıyoruz ki, bu seyahatte eski arkadaşları olan
Hışyar ile görüşememişler. Ancak Necmettin inatçıdır. 2.7.1974’te, Suriye’den
tekrar Berlin’e döner ve Hışyar’ı arar.
71
”2.7.1774. Hekim’e (Hışyar) telefonla görüşme teklif ettim. Tereddüt
gösterdi. Fakat sonra kabul etti. Bahnof Zoo tarafında görüştük.
Kendisindeki Şıvan’ın mektuplarını görmek istediğimi söyledim.
Aleyhimizde propaganda ediyormuş, bunun için de konuşmak istiyordum.
”3.7.1974. Akşam 18’e kadar bekledim Ömer gelmedi. Akşam Hekim’in
(Hışyar) yanına gittim. Şıvan’ın el yazısı ile yazılmış ifadesi ile İdris
vasıtasıyla Barzani’ye yazılan bir mektubun fotokopisini okudum.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder