Kûy a Spî

27 Eylül 2012

Bir ağıtın hikayesi: Bingol Şewitî (H. SALİH DURMUŞ) alinti bir yazi


Bir ağıtın hikayesi: Bingol Şewitî (H. SALİH DURMUŞ)


Bingol Şewitî, 7'den 70'e Kürtlerin bildiği, sevdiği ve eşliğinde halay çektiği bir ezgi, gerçekte ise bir ağıttır. Ağıtın kahramanı Zeki Yıldız'ı ismen zikredersek çok az sayıda insana bir şeyler çağrıştıracaktır.
Bir ağıt yakılırken insanlar neden halay çekip, 'tepinir'i burada tartışmayacağım. Bunun da ayrı bir yazı/araştırma konusu olduğunu düşünerek işi uzmanlarına havale ediyorum. Bugünün propaganda araçları olmadan bu ağıdın bütün Kürt coğrafyasına bu denli yayılması hiç kuşkusuz ki Zeki Yıldız'ın devrimci duruşunun, kişiliğinin toplum üzerinde bıraktığı etki ile de alakalıdır. 
Devrimcilik 'mutluluğun resmi' gibidir; çizilip resmedilemez, ancak yaşanılır. Onun devrimciliği de öyle bir şeydi. O ve onlar gibi de bir daha olmadı!
Bunu ben değil onlara yoldaşlık/arkadaşlık edenler söylüyorlar. 
Klasik bir, 'fakir aile çocuğuydu' tanımı yerine şöyle tarif edeyim Zeki Yıldız'ı: Bir Kürdün ömür yaşayabileceği bütün sevinçleri, acıları, coşkuları o genç ömrüne (28) sığdırmış, hakkı verilmiş tam bir devrimciydi.

Aslen Dep/Karakoçan'ın Qumik köyündendir. Babasının erken vefatından sonra yetim kalan altı kardeşli bir ailenin en büyüğü olarak ailenin sorumluluğu ona kalır. Buna rağmen okula devam eder. Bingöl Sanat Lisesi'nden sonra 1971'de Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'nda okurken devrimci gençlik hareketlerinden etkilenerek kendisi için çok zorlu olacak yeni bir hayata başlar. Bu süre zarfında devrimci faaliyetlerinden dolayı tutuklanır ve bir yıl cezaevinde esir tutulur. 1974-1975 yıllarında Kürdistan devrimcileriyle ilişkiye geçtikten sonra, Kürdistan devrimi ve onun önderi PKK'nin kararlı bir önderi ve yılmaz bir militanı olur.
Köylüsü ve akrabası olan Emoş'la evlenir, bu evlilikten Antep'te vurulan Haki Karer'in ismini vereceği bir oğlu olur. Evi artık parti okulu gibidir. Yakın tarihimizin en önemli yayın organlarından biri olan Serxwebûn gazetesinin ilk sayısı Zeki Yıldız'ın evinde basılır. O'nun evi, Bingöl'e yolu düşmüş her PKK'linin evi olur.
Ve bir gün, 12 Eylül faşist cuntasının bir karabasan/kabus gibi bütün masumiyetlerin üzerine çökmeye hazırlandığı soğuk ve gri bir sonbaharda O da dağın yolunu tutar. Ardında tüm ümitlerini ona bağlamış bir aile, bütün hücreleri ile ona bağlı olan bir eş ve omuzlarına yüklenmiş mirasın altında ezilmemeye çalışan bir evlat bırakarak.
Kapılarındaki köpeklerinden ayrılıp iki sokak öteye gidemeyenlerin dünyasında, o Kürdistan davasının bugünlere taşınması için hiç tereddüt etmeden, arkasına bakmadan, ölümün yakasını meydan okurcasına tutan, sevdalarından ayrılan bir devrimci gibi yaşadı.
Zeki Yıldız'ın siyasi faaliyetlerinin yanı sıra edebiyatı seven, şiirler yazan, romantik bir devrimci yanı da vardı. Ardında bir defter dolusu yazı ve şiir bırakmıştır. Arşivleme ve tarihi paylaşma geleneğimiz/ alışkanlığımız olmadığı için o defter de bir yerlerde gün yüzüne çıkmayı bekliyor. En çarpıcı olanı oğlu Haki için yazdığı bu şiirdir:

Bugün 19 Haziran 1980 
20. asrın son çeyreği.
Bugün bir oğlum olmuş ben yoktum,
Haber öyle geldi.
Diyeceğim şu: kusuru bende arama evlat
Gözünü ilk açarken, yanı başında olmadım diye 
Güzel bir hastane kapısında, doğumunu müjdeleyen ebeye:
Senin mini mini ellerini,
Senin şirin şirin bakan gözlerini,
Doyasıya görmeyi, attığın çığlıkları çok duymak isterdim,
Hem de pek çok.
Şimdi iyi dinle evlat; ne sen özgür bir ülkede,
Pırıl pırıl bir doğum evinde üç doktor on ebe arasında doğdun
ne de ben doğumunda hastane kapılarında bekleyebildim 
müjdeleyen ebeyi.
Baban var iken babasız olmanı 
Vatan var iken vatansız olmanı
İstememek için; gelemedim yanına.
Sözün kısası şu evlat;
Vatan parça parça 
Her parçasını bir kurt kapmış 
Kurdu kovmak için 
Vatanı vatan yapmak için 
Vatan Kürdistan için 
Serxwebûn için gelemedim yanına.
Dağda olduğu süre zarfında tarihi duyarlılığı ve bilinci olan çevreler ile de ilişki geliştirip kendisi için bir eğitim sahasına dönüştürür dağı. Özellikle, Bingöl'ün Koyê Spî (Akdağ) eteğinde bulunan Kelaxsi köyünden Bingöl Sanat Lisesi'nde beraber okuduğu Şehit M. Sıddık Bilgin'in babası Abdülaziz Efendi ile Kürt ve Kürdistan üzerine sohbetleri/tartışmaları dönemin tanıkları tarafından halen anlatılır. 
Zeki Yıldız iki yıl Bingöl/Karakoçan dağlarında üstlenir. Dağın zor şartlarına bir de durmadan taş üreten böbrek sancıları eklenir. Artan sancılar ve ağırlaşan hastalığından dolayı köyü Qumik'e yakın dağlarda kalır. 23 Ağustos 1981'de Qumik'e baba evine geldiği bir gece köy askerler tarafından basılır ve ev kuşatılır. Kendisine yapılan teslim ol çağrılarına devrimci bir sorumlulukla cevap verir. Askerleri ikna etmeye çalışır. Son devrimci görevini de ikirciksiz yerine getirir. PKK'nin bir direniş ve onur hareketi olduğunu, teslimiyetin yerinin olmadığını kanıtlarcasına çarpışır ve şehit düşer. 
30 yıllık yakın tarihimizin önemli aktörlerinden sadece biridir Zeki Yıldız, anılması ve hatırlanması gereken yüzlerce ve binlerce devrimci gibi. Umarım, Bingol Şewitî ağıtı-şarkısını dinleyenler ve kendini halaya katmaktan alıkoyamayanlar bu ezginin ardındaki kahramanı, Zeki Yıldız'ı ve onun onurlu direnişini, resmedebileceklerdir. 
Ve anımsayacaklardır ki; Kürdistan coğrafyasında her ezginin ve ağıdın gerçek bir kahramanlık hikayesi ve onun için yanan yürekler olduğunu.

* * *

Bîngol şewitî mij dûman e 
Megrî, megrî dayê megrî
Zekî kuştin ber malan e 
Zeman xirab em têda ne
Bingol şewitî mij dûman e
Megrî, megrî, dayê megrî 
Esker ketin nav gundan e 
Zeman xirab em tê da ne
Va qomandan, bê îman e 
Megrî, megrî, dayê megrî 
Millet topkir, bi copan e 
Zeman xirab, em têda ne









    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder