Kûy a Spî

16 Kasım 2011

Misyoner Sıddıka Avar'ın Bingöl hatıraları

alt















Afrikalı bir yazar, "Batılılar, Afrika’ya geldikleri zaman elimize İncili verdiler. Bize gözlerinizi kapatın, dua edin dediler. Biz gözlerimizi açtığımızda gördük ki, ayağımızın altından topraklarımız ve madenlerimiz gitti. Elimizde İncil kaldı."

Evet! Afrikada yaşanan bu asimlasyon uygulamaları,"beyaz katliam"veya "beyaz ölüm" ün aynısı yıllarca Kurdistanda yaşandı. Bu kavramaların kısaca anlamı bir ulusu asimle etmek suretiyle yok etmek anlamına gelir. Türk-Tarih tezi, Güneş-Dil teorileri ile Ergenekon,Jitem,Atatürkçü düşünce derneği,Çağdas yaşamı destekleme derneği gibi kuruluşlar da günümüzde Resmi-Ideolojinin uygulayıcılarıdır.

Sıddıka Avar Türkçülük ve Kemalist idolojiye ömrünü adamış bir misyonerdir. Sıddıka Avar 1939 yılından başlayarak 1960'lı yılların başına kadar Kürd coğrafyasında Dersim, Çolig ve Elazıg'da yaklaşık 30 yıla yakın Kürd halkını asimle etmek için Atatürk tarafından görevlendirilmiştir. Atatürk'ün manevi kızıdır. Biliyorsunuz, Atatürkün manevi kızları saymakla bitmez. Sabiha Gökçe'den tutun,Afet Inan,Ülkü Adatepe,Sıddıka Avar ,Türkan Saylan ilk akla gelenlerdir. Bu saydıklarımın ayr ayrı misyonları "görev"vardır.Sıddık Avar'ın misyonerlik faaliyetleri din alanında değil, asimlasyonu,Türkçülük ve Irkçılık zanı kğltğrel alanıdadır.Tıpkı günümüzde "Çağdaş yaşamı Destekleme Derneği"isminde "Atatürkçü"kuruluşa nasıl ki yabancı değiliz. Türkan Saylan'nın başkanı olan bu dernek "Derin devlete"bağlı olduğu konusunda hiç kuşku duymadığım gibi ,gerçek bir misyonerlik kuruluşudur.

Ben bu yazımda Sıddıka Avar'ın yazmış olduğu "Dağ Çiceklerim" kitabında "Çolig"Bingöl bölümü le ilgili hatıratları dikkatle okudum. Kitapta geçen köy, çevre ve şahsiyetleri çoğunu yakinen tanıdığım için Sıddıka Avar'ın buradaki misyonerlik faaliyetlerini anlatmaya çalışacağım. Bu kitap'ta ismi "Türkey" halk arasında Türkan olarak bilinen Bingöll'ü "Çolig" bir kızın da o dönemlerde Sıddıka Avar'ın öğrencisi olarak Elazığ yatılı okula götürüldüğünü yazar. Bu kızla ilgili kitapta yazılmayan ve çok yakın akrabası ve köylüsü olan bir hanimefendi'nin bana aktardığı bir anekdotu dikkatle dinledim. Bu anekdotu dinleyince Sıddıka Avar'ın eğitiği ögrencilerin ruh hali başta olmak üzere nasıl devşirilip, yozlaştırıdığını daha iyi anladım, Ayrıca Sıddıka Avar'ın tarihe tanıklık yapmış, eski bir Ermeni köyü olan Çan köyü başta olmak üzere Yamaç "Musyan" köyünde yaşadığı olaylara değineceğim.

Eski adı Ermenice Çan olan bu yerleşim biriminde seksen yıldır izleri silinemeyen büyük bir trajedi yaşanır.1915 olaylarında silahsız ve katledilmeyi bekleyen Ermenilerin toplanma merkezidir. Bu köyün üst tarafinda "Gûele Arminun" Ermenilerin adini almış bu göl katledilen Ermenilerin cesetlerinin atıldığı göldür. Köy halkından tanıdığim ve aynı şehirde ikamet ettiğim bir hemşerimin bana anlatımlarını aktarmak istiyorum, " Çewlik ve çevresinde var olan Ermeni nüfus toplanarak Çan yöresine getirilir. Buraya getirilmenin özel bir önemi vardı; çünkü bu vahşet sistemli ve önceden planlanmıştı. Diğer katliamlarda da aynı tarz uygulanmıştı. Basit bir yöntemle, canilikte mükemmeliyet aranıyordu. Tamamen iz silme kalıntı bırakmamak amaçlandığından suda öldürme ya da öldürüp suya atma şeklinde özetlenebilir. Fotoğrafta gösterilen ve hala ermeni gölü olarak bilinen, göl çevresine cinsiyet ve yaş farkı gözetilmeksizin binlerce insan toplatılır, ve bir ağıt insanlık yüreğine sızı olarak yerleşir… Bu katliamdan iki küçük çocuk yöre halkı tarafından saklanır böylelikle kurtulurlar . Evlatlık edinen bu çocukların büyüyüp evlendikleri ve hala bu köyde yaşadıkları, asıllarını unutmadıkları da bilinir."

Tarihin veya kaderin acı ve hüzün dolu cilvesimi diyelim ? 1925 hareketinde de bu köydeki Şeyhler aktif olarak hareketin öncü kadroları içinde yer almış, Şeyh Said ilk toplantısını bu köyde yapmıştır. Şeyh Said'in kızkardeşi bu köyde evli, bu köyden de Şeyh Said'in yakınlarıyla evli olan aileler vardır. Melik Fırat ve Alirıza Septioğlu bu köyün yeğenleridir. Ermenileri Çan köyünde adetta toplama kampı gibi bir araya getirerek katleden mantık, Şeyh Said hareketinde Çan Şeyhlerinide Istiklal Mahkemesinde idam etmiştir. Çan Şeyhlerinin aile bireylerinide katledildikten sonra ailenin ileri geleni Şeyh Mustafa yıllarca Suriye'de "Bin Xêt'e" sürgünde yaşamıştır. Sıdıkka Avar işte bu köye gidip, misyoner faaliyetlerinde bulunuyor.Bu köyde yaşadığı bir olayı çok çirkince amacından saptırarak kitabında yazıyor.Bu anlatımında Çan Şeyhleri başta olmak üzere Kürd halkını aşağılamaya çalışıyor.
Kısaca misyonerlik kelimesinin anlamı başta olmak üzere Sıddıka Avar'ın misyonerlik öyküsünü biraz açmak istiyorum. Mission kelimesi'nin kökeni Latince görev,vazife anlamına gelir. Islamiyete bu kelime Bir dini,özellikle Hiristiyanlığı yaymakla görevli olan kimsedir. Örneğin Malatya'da katledilen üç kişiye misyoner sıfatı medya'da verilmesi ,yapttığı faaliyetlerden dolayıdır. Nazım Hikmet bu kelimeyi mecazi anlamda bir düşünceye, bir ülküye kendini adayan kimsedir,der. Sami Paşazade Sezai ise "Yalan söylemek ticaret namına yapılırsa reklamdır; siyaset namına yapılırsa adı propağandadır; din namına yapılırsa adi misyonerliktir."der. Bu tanımalamalardan misyonerlik kavramının sadece din bazında ele alınması dar bir kavram olarak algılanmaktadır. Insanların inandığı yolda kendini görevli hisseden herkes misyonerdir.
Sıddık Avar'ın faaliyetleride Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ihbarlar sonucu misyoner olarak nitelendirilmiş olup, Atatürk bu ismi duyunca dosyasını ister. Işte bu diyalogu gazeteci Hikmet Feridun Es o dönemlerde şu sözlerle kaleme alıyor.
Atatürk dosyayı inceledikten sonra ertesi günü Avar'ı yanına çağırtti.
Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi
titriyordu. Atatürk bu ufak tefek genç kıza hayretle baktı:
"Misyoner öğretmen sensin öyle mi?" Diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça:
"Efendim ben öğretmen Avar" diye fısıldadı.Atatürk o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle
şunları söyledi:
"Hayır... Sen misyoner Avar'sın. Bana da senin gibi misyonerler lazım."
Ondan sonra Atatürk fikirlerini açıkladı:
Bir toplum daha ziyade aile yoluyla bilhassa kadın yoluyla
kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu'ya gidecekti. Oradaki genç kızları
hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı.
Onları bu cemiyetin potasında yetiştirecek sonra bu çocukları birer
ışık huzmesi halinde köylere gönderecekti.
Gazeteci Hikmet Feridun Es o dönemlerde Elazig'da okula getirilen kizlar icin son söz olarak bakin neler söylüyor.
Şehre Avar'ın okuluna gelen kızı bir kere de üç dört yıl sonra
görünüz. Ben bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm...

Sıddıka Avar Dağ Çiceklerim kitabında Bingöl ile ilgili bölümünde bakın şunları yazmıştır."Sayın Reisicumhur"Ismet Paşa",Doğu gezisi sonu emir vermişlerdi;
Enstitü'nün yatılı sanat kısmına 25 çocuk Bingöl'den alınsın !
Kadro derhal 100 çıkmıştı.
1945 Ağustosunda 4.Umum Müfettiş Muzafer Ergüder, Bingöl'den dönüşünden hemen sonra Yaver Bey'le, Bingöl'e öğrenci toplamaya gitmek için emirlerini göndermişler, bu yolculuk için Müfettişliğin kamyonetini tahsisi buyurmuşlardı. Biri Kurmanci biri Zazaca bilen güvendiğim iki kız öğrencimi yanıma alma müsadesi istedim. Bunlar bana hem tercümanlık yapacaklar hem de örnek öğrenci olarak konuşacaklardı.

Sıddıka Avar 20 günlük Bingöl, Genç, Kığı, Karlıova; Solhan ilçelerini kapsayan serüven başlar. Sıddika Avar bu gezisinde dikkatimi ceken özellikle Seyh Said hareketinde bedel ödeyen köylere ugramistir.Siddıka Avar ile o dönemin Umum Müfettişı, Bingöl Valisi, Ismet Inönü'nün okulu ziyaret ettiklerinde Dersim Ve Bingöl kökenli Kürd kızlarla aralarında bazi olaylarıda ikinci bölümde aktaracağım.

Sıddıka Avar Ergenekon dosyasında ismi geçen gazeteci Banu Avar'ın babasının ilk eşidir. Maalesef Atatürkün manevi kızları bilinen bu hatunların genetik kodlarında incelediğimizde anadolu dışında,Rumeli, Kafkasya veya farklı uluslardan olduğunu görebiliyoruz. Sabiha Gökçen'nin nasilki ! kökeni Agos gazetesinde çıkan bir yazıda Urfa/Halfeti-Cibin Ermeni köyünden olduğu, Afet Inan ve Ülkü Adatepe Selanikli, Türkan Saylan ha keza annesi Isviçre babası Rumeli kökenli olduğu gibi, Atatürkün bu misyoner kızlarına biçtiği rol çok ilginçtir. Bu kızlarında Şahini'de var; Güvercinde var. Dersim katliamında manevi kızı Sabiha Gökçen Pilot olarak nasıl Kürdleri bombaladiğıyla, övünürdü. Ankara'da Atatürk'ün anıtkabir müzesine gidenler, Sabiha Gökçe'nin Atatürk'le Dersimde poz verdikleri fotoğrafları görebilirler. 1938 de Atatürk'ün Dersimde yapttıği katliam ve soykırımdan sonra Kürdlerde uzun süre bir sesizlik hakim olur.

Dersim katliamından sonra Agırî Daği'nın doruklarına yazdıkları 'Hayali Kürdistan burada meftundur' sözü tam tercümeyle şöyledir: 'Kürdistan artık Kürd'ün sadece mezarıdır.'sözleri Kürdün red, inkar ve artık yok olma fermanıydı . Işte bu sesizlik döneminde Atatürk Kürd halkına karşı bu defa Sıddıka Avar gibi misyonerle açmış olduğu ve Dersim,Elazig Bingöl bölgesine hitap eden Kız yatılı okulunu açar. Amaçlanan ,kırmızı katliam işi tamam ? sıra beyaz katliamdadır.Beyaz katliamda özellikle Dersimde çok başarılı olurlar. Binlerce yıllık direniş tarihinin mirasçısı olan Dersimlilerin beyinleri boşaltılıp,ruhları teslim alınarak birer robot haline getirilmek istenir. Bingöl'de beyaz katliam Dersim kadar başarılı olmaz.

Ikinci bölümde buluşmak üzere son söz; Bir halkı yok etmenin iki silahı var ; kültürel ve fiziki imha. Kültürel imha en tehlikelisi olandır. Tıpkı Bingöl ve Dersim'in körpecik 13,14 yaşlarindaki kızların Sıddıka Avara'a teslim edilmesi, kurban cellat iliskişine benzetiyorum. Atatürk manevi kızı sayılan Sabiha Gökçen'e verdiği misyonla Kürdleri havadan bombalarla öldürüp, korkutup,sindirirken. Güvercin kızı Sıddıka Avar'da asimlasyonun analar ve kızlarla ancak başarılacağinın bilincinde olarak Kürdleri tamamen "ruhen, beyin olarak" teslim alıp, bir daha dirilmemek üzere bitirmek ister. Selamlar.

(devam edecek)

Orhan Zuexpayıj

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder