Kûy a Spî

16 Kasım 2011

VİCDAN MUHASEBESİ

e-Posta
alt" Vicdanın sesi bütün kanunların üstündedir."
Mahatama GANDHI

Bu yazıyı 1994 te Bingöl'de yaşadığım bir olaydan dolayı kaleme aldım.
Bu olayla ilgili yaşadığım anekdotu anlatmaya geçmeden, konuyla ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Türkiye'nin gündemi son günlerde HSYK ile hükümet arasında yaşanan hakim ve savcıların atama krizlerine düğümlendi. Atama krizi'ne neden olan Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar başta olmak üzere, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Zengin ve bu mahkemede görevli diğer hakimlerin yerlerinin değiştirilmesi gündeme geldi. Ayrıca Diyarbakır C. Başsavcısı Durdu Kavak başta olmak üzere Kayseri Il Jandarma Alay komutanı Cemal Temizöz hakkında iddianeme hazırlayan savcı Ergun Tokgöz'ün görev yerlerinin değiştirilmesini isteyen kişiler arasında bulunmaktadır.

Bugüne kadar hakim ve savcıların atama kararları'nın düzenlemesini Adalet Bakanlığın Personel Genel Müdürlüğü tarafindan yapılır. Bu defa HSYK üyelerince ayrı bir taslak "korsan kararname" hazırlandı. Tabi bu durum aydın, hukukçu ve bilim adamlarınca değerlendirildi. Kimisi bu müdahalenin yargı'nın iflası,kimisi yargı'nın kıyımı, kimisi HSYK yapttığı vahim bir olay,kimisi darbelere yeşil ışık yakmak,kimisi askeri darbe kadar tehlikeli,kimisi davalar baskı altına alınıyor,gibi açıklamalarda bulundu. Tabi bu açıklamaların tümünde gerçek payı kesindir. Çünkü darbe anayasasıyla bu ülke artık yönetilemez. Bu kısa açıklamalardan sonra Türkiyedeki yargının işleyişi hakkında başımdan geçen bir anekdotu size aktarmak istiyorum. Anlatacağım bu olay Türkiye gerçekliğinin bir ifadesidir.

OLAYIN ÖYKÜSÜ

1994 yılı Ocak ayında sözde iki itirafçı,bence itirafçı olmayan iki Kürd genci, Bingöl Emniyet Müdürlüğünce boş bir kağıda imzaları alınarak serbest bırakılırlar. Bu iki genç beni tanımadıkları neyi imzaladıklarındanda habersizdiler.Bu iki gencin imzaladıklari boş kağitta düzenlenen düzmece ifadeler sonucunda tutuklandım.

Ailem devreye girerek avukatım aracılığıyla üst mahkemeye itiraz dilekçesi verip, serbest bırakılmamı istediler.Dilekçem Bingöldeki dönemin Ağır Ceza Reisi tarafindan incelenir. Emniyete verdiğim ifade başta olmak üzere iki zavallı Kürd gencininde kendileri "iradeleri"dışında yazılan ifadeleri incelenir,reis bırakılmam yönünde karar verir. Bu karar dönemin katibi tarafından aileye müjdeli haber olarak verilir.'

Işte o anda Bingöl Emniyet Müdürü Kemal Iskender ve ekibi Adliye'ye gelip,Ağır Ceza reis'inin odasına girerler ve hakimi etkileyerek hakkımda verilen kararı bozar ve tutuklanmamı sağlayan yeni tutanağı hakime yazdırırlar.

Aile salonda sevindirici haberin keyfini yaşarken,çok kısa bir süre sonra tekrar üzücü haber katip tararfindan aileye iletilir.

Emniyet Müdürü ve ekibi ağır ceza reisini etkileyerek,hatta baskı yapttıklarını , ağır ceza reisine hakkımda çok ağır ithamlarda bulunduğunu sonradan duydum. Tutuklamam kesinleştikten sonra dört aylık Muş cezaevi serüvenim başladı.

Emniyet Müdürü Kemal Iskenderi kısaca tanıtmak istiyorum. Türk kamuoyu onu yakinen tanır. Bingöl'den sonra Manisa Emniyet Müdürü oldu. Manisada gittiği ilk aylarda Liseli gençlere iskence emrini veren kişidir. Bu işkencelerden dolayı'da devlet tarafından tenzil-i rütbe aşaği bir göreve atanması gerekirken Ankara Emniyet Müdürlügüne ödülendirilir. Ankarada Müdür'ken kalp krizinden ölür.

Türkiyenin tarihi mirası mı ?
Mayası mı ? diyelim. Önemli görevler özellikle Ankara,Istanbul Emniyet Müdürleri başta olmak üzere Genel Kurmay başkanı olmanın yolu Diyarbakır,Dersim,Bingöl ve diğer Kürd illerinde yapacakları zulüm ve işkenceden geçer.Bu tesbitim irdelenmelidir.

Cezaevinden çıkttıktan bir yil sonra ücretsiz altı aylık izine ayrılarak ailece Almanya'ya gitme kararı aldık.

Vize almak için Ankara'ya Almanya konsolosluğuna başvuru yapmak için eşimle gitmiştim. Eşimi ertesigün şehirlerarası Otobüs terminalinden yolculamak için Ulus semtinden dolmuşa bindik.Yanıma tanıdık bir sima oturmuştu, hemen tanıdım.

Tabi ! ben onu yakinen tanıyordum,ama onun beni hatırlayamadığı herhalinden belliydi.Aslında ona yabancı biri hiç değildim.Dikkatini çekmiş olacağimki,bana dönerek 'beyefendi sen bana yabancı değilsin' dediç 'Evet ben Bingölüyüm' dedim. Adımı soyadımı ve görevimi söyleyince,gayri ihtiyari birden 'siz o meşhur Orhan mısınız?' 'Evet sayenizde meşhur da olduk' diyince duraksadı.Iste o kişi dönemin Bingöl Ağır Ceza reisiydi.

Ağır Ceza reisiyle sohbet ederken nasıl tutuklandığımı, Emniyet Müdürü Kemal Iskender ve ekibi nasıl adliye'ye gelip sana baskı yapıp etkilediğini ayrıntılı anlattım.

Ağır Ceza reisi benim anlatımlarımı duyunca adetta şok bir terapi geçirdi. Eşim'de pür dikkat bizi dinliyordu. Bir ara eşim müdahele ederek, geçmişte yapılan haksızlıkları unut,işi Allah'a havale et dedi.Eşimi yolculadıktan sonra tekrar Kızılay'a Mustafa Akın'la beraber ayni dolmuşta beraber döndük.

Ağır Ceza reisi tayini yanılmiyorsam Kozan'a çıkmıştı.kendiside bir evrakı Bingöl adliyesine göndermek için terminale gelmişti.

Reis Bey kısaca anlatıklarımdan çok etkilenmiş olacakki,vijdanen çok rahatsız oldum.Bu azaptan nasıl kurtulurum dedi.. Belli ki, Reis bey davranışları ve konuşmalarıyla dindar ve mütevazi bir insana benziyordu. Düşüncelerimiz farklı olsada bende bu izlenimi bıraktı.

Ağır ceza reisi dolmuş paramı vermekte çok ısrar ettiği gibi,beni yemeğe ve Otele'e davet etti.Baskı sonucu beni mağdur eden ağır ceza hakiminin bu davetini kabul etmedim.

Ama ayrılırken herhalinden belliydi, vicdan azabı çekiyordu. Merakımdan Ceza reisine 'bir daha sordum.Şimdi tekrar atamanız başka bir Kürd şehirine çıkıp, gitseniz ve size baskı yapılsa, böyle bir durum karşısinda tavrınız ne olurdu?' Bana 'asla böyle bir yanılgı içine bir daha düşmezdim' dedi. Bir örnek verip,yanılmıyorsam Jandarma bir defasında Bıngöl' de böyle bir baskı adliye'ye yapttığını söyledi. Ama kendisi bu baskıyı ciddiye almadığını söyledi.

Aradan bir yıl geçmeden Diyarbakır DGM,Bingöl Ağır Ceza mahkemesinden talimatla ifademin alınması istenmişti.

Bingöl Adliyesine gittğimde, Mahkeme salonunda benim gibi ifade vermeyi bekleyen Selim Amca "Selim Kışın" iki oğlu şehit, bir olu cezaevinde ifade için salonda bekliyordu. "Hey gidi... dünya beni görünce zaza'ca bir ifadesi hala hafızamda "Ina mesele Kırdun eye ma teynawa" Türkçesi Kürd meselesi bizim iki ailenin mi meselesidir deyince duygulandığını gördüm.Ve kendisine moral verdim.

Bingöl Ağır Ceza Hakimi önce beni davet ettiğinde Içeri girdim.Kimlik bilgilerimi sunduğumda hakim duraksadı. Bana dediki;
_"Reis bey'le Ankarada karşılaşan arkadaş sizmisiniz?.
_"Evet benim "diyince; "Reis Bey sizin olayınızı bana anlattı. Bana inanın ,size yapılan haksızlık reis beyi çok üzmüştür" dedi.

Yanılmıyorsam hakimin adı Turan'dı..Ifademi kendisi bana fazla soru sormadan kendi yazdı. Aynı şekilde benden sonra Selim amcaya'da yardım etti.

Son yıllarda HYSK kurumunun Askeri vesayetin emrinde mağdur ettiği üyelerinden biride Mustafa Akındır. Iki yıl önce yaşanan mağduriyetten dolayı reis bey, batık Bankalara bakan Istanbul 8.Ağır ceza mahkemesinden, HSYK kararıyla 5.Ceza mahkemesine tayini çıkarılıyor.Reis Bey birgün HSYK başkanvekili olan Mahmut Acar'ı tanıdığı için ziyaretine gider. Salon'da bu olaydan dolayı yargıladığı bir iş adamı'nın kardeşini HSYK kapısında görür.Reis Bey bu olayı anlatınca, HSYK şikayet edilir.Hükümet daha sonra Reis Beye sahip çıkarak "BDDK"Bankacılık Denetleme Kurulu üyeliğine atanır.

Sonuç, acaba Van savcısı Ferhat Sarıkaya gibi yürekli insanlara zamanında sahip çıkılsaydı. Yasar Büyükanıt ve HSYK insafına terkedilmeseydi ! bugün Ali Suat Ertosun gibi "Tosuncuklar" cesaret edip,Ergenekona sahip çıkarlarmıydı. ..!

Ferhat Sarıkaya gibi yürekli ve cesur hukukçulara, Reis bey gibi geçmişte yapttığı yanlışlıklar sonrası hatalarını görmesini sağlayan,çoğunlukla iç ses "vijdan"nin sesini duyan insanların çoğalması, dileğiyle selamlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder